Amerika’nın başını çektiği Batı, Suriye’ye İran petrol kuyularına ulaşma sevdasındadır. İtaatkar rejimlere yenisini ekleyerek, ebedi dost, müttefik İsrail’e rahat nefes aldırmak ve ek olarak, büyük geleceğe yatırımla, Akdeniz’de, Rusların sarkmasına karşı muhkem üsler elde etme davasıdır.
Yoksa hangi diktatörün, insanları nasıl bir cendereye hapsettiği, günde kaç kişiyi buharlaştırdığı, örnekleriyle ortadadır ki, kimseciğin umrunda değildir: Hayalleri gerçek olunca, tıpkı son hamlelerinin kanayan eseri bugünkü Libya, Tunus’ta olduğu gibi “demokrasi gelmiş” olacak.
Türk devleti açısından Suriye’de demokrasi, “Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda” Kürt varlığının “yok”lara karıştırılmasıdır. Önceki gece bir televizyonda bir araya gelen AKP yandaşı ağızlar, artık gizleme gereği de duymadan, “bizim için amaç, orada bir Kürt oluşumunu önlemektir” diyorlardı. Suriye niyeti, bu kadar, açık ve net…
Geçmişte İran Şahı (sonra Mollalar), Irak Krallığı (sonra generaller tahtaravallisi) ile işbirliği, yani onlarla koordineli olarak bastırma, susturma idi.
Bağdat Paktı, ta Pakistan’ı da içine alan Amerikan, Britanya şemsiyeli CENTO, yine Britanya, Amerika ile ortaklaşa Bölgesel Kalkınma için İşbirliği Teşkilatı (RCD) ağırlıklı olarak Kürtleri bastırma, yoklara karıştırma işi içindi.
İran, Irak ve Türk devleti bu şemsiyeler altında, kendi Kürtlerini imhada işbirliği, güç birliği ediyorlardı.
Saddam rejimi, başlattığı “Enfal” (vaaddedilmiş ganimetler) harekatı ve Halepçe kimyasal bombardmanının Birleşmiş Milletler’deki (BM) savunmasında, Türk devleti celladın yanında, tezlerinin avukatı, oylamada destekçisiydi. Kırım sürecinde, Türk devletinin sınırda kurduğu baraj, Saddam’ın arkadan vurması için, bahşedilmiş fırsattı. Bu fırsat, cömertçe kullanıldı.
Kimse, “Kürtlere kucak açtık” diye insaniyet gösterisine çıkmasın. BM, sınırdan geçişini satın aldı. TC’ye para vererek, Kürtlerin kabulünü sağladı.
Bugün Kürt petrolünü içirip, iş aldıkları için, “biz geçmişte yardım ettik” söylemli, Türk ırkçılığının kinini azdırmama fısıltısında, “dost ve kardeş”tirler. Kürdü, Kürt’e kapı kapattıracak kadar kardeş, ama yüksek sesle ifadede, ülkeleri Kürdistan’ın adı da yok. Ülke “adsız”dır. “Orası“ diye ifade edilmekte, “Kuzey Irak” denilmektedi.
Rojava bugün, bir zamanlar yardıma muhtaç olan “orası” durumundadır. Fakat, “dost ve kardeş” insani el uzatıp, vefa göstermesini önlemek için baskı yapmaktadır.
Türk devleti, “Ortadoğu’yu ve Kuzey Afrika’yı yeniden biçimlendirme” projesinde ikinci başkanlığı üstlenince, “Kürtlerle evrensel savaş” cephesinin Irak ayağı kırıldı. İran, hedef tahtasına oturtuldu.
Kürtlere karşı, Kürtleri müttefik kılma, bu ihtiyaçtan. Oysa birazcık aklı, ayağının ucunu görecek ön görüsü olan, bölgede Kürt çağı olduğunu görürdü. Kürdistan rüyası, hiç bir gücün önleyemeyeceği hızda gerçekleşiyor.
Aklı olan, gezgin katiller El Kaidecileri öne sürme yerine insani refleksle davranır, gelecekte barış içinde yan yana yaşama için komşularıyla insani dil kullanırdı.
Gelgegelim, Kürt nefreti hastalığından başı dumanlı gezenler, yerli halk gerçeğini kavramaktan uzaktı.
Erdoğan rejimi, daha terör rüzgarları esmeden, Kürtleri bastırma planını “Suriye’nin toprak bütünlüğü” olarak deklere etmiş, Rojava’nın işgali için, Amerika’yı “tampon bölge” kurmaya razı etmeye çalışmış, isteği geri çevrilince, El Kaide’nin kolu El Nusra’yı silahlanıp öne sürmüş, onun görüntüsünde savaş açmıştı. Rojava’daki ahlaksız savaşın sebebi budur.
Oysa, Suriye kan ve ateş içindeyken, Kürt örgütlenmesi PYD’nin aldığı önlemlerle, en güvenli bölge Rojava idi. Ta ki bela, organize katiller meydana salınına kadar…
Radikal gazetesinden Cüneyt Özdemir, dünkü yazısında Türk devletinin Rojava saldırılarını, Başbakana fısıldıyan adam olan Başdanışman Yalçın Akdoğan’ın El Nusra’ya toz kondurmayan yazı, demeçleriyle açıklıyor, devam ediyordu:
“Mesela İngiltere’de parlamentonun Suriye’ye yönelik bir operasyona hayır demesinin en önemli nedeni El Nusra Cephesi. Sadece bu olsa iyi, önceki gün Alman televizyonlarında yayımlanan bir haber programında uzun uzun Türkiye’nin El Nusra Cephesi’ne nasıl yardım ettiği sorgulanıyordu. “Bir NATO ülkesinin El Kaide’ye yardım etmesini nasıl karşılıyorsunuz” diye soruluyordu. (....) 9 Eylül’de ABD Başkanı Obama’yı zorlayacak olan Kongre toplantısında da muhtemelen gündeme aynı soru gelecek. Üstelik ABD ordusunda kimi askerler sosyal medyada ilginç bir kampanya başlatıp “El Kaide’nin müttefiki olmak için orduya katılmadık” şeklindeki yüzlerini kapatan fotoğraflar çekip yayımlıyorlar. Bugün Suriye resmine bakan dünyanın hangi ülkesinde olursanız olun El Nusra Cephesi’nin Suriye kördüğümünün bir parçası olduğunu görür ve kabul edersiniz.”
Özdemir, fısıldayan adamın El Nusra savunmasını, kendi sözleriyle naklediyordu. Akdoğan şöyle diyordu:
“Radikal örgüt fobisi pompalamak, Esed’in ekmeğine yağ sürer. (....) muhalif grup ve yapılar her geçen gün güçlenmektedir. Bunları fanatik veya radikal örgütler gibi göstermek büyük haksızlık olur.”
Dünyanın marjinalleri, bu kafanın esirgenen müteffikleridir.
Yarın mı? Kim bilir, bakarsınız, yarın Afganistan’ı bu marjinallerden kurtarma seferine çıkanlar, müteffiklerinin de tepesine dikilir. Batının kurtarıcıdan kurtarma döngüsü, böyle işliyor da...
Herkesin Suriye’si kendine
Demokrasi, insani haklar, özgürlükler orada durup ışıldasın, herkesin Suriye’si ve Suriye’ye demokrasi masalı kendince, öz çıkarına göredir.