***
Savaşın, silahlı çatışmanın; çatışmanın tarafı olan toplumların ilişkisinde yaptığı tahribatı hiç kimsenin hesap etmesi mümkün değil.
15. yüzyılın ilk dönemlerinde Kleftislerle Osmanlı arasında başlayan çatışmalar bugüne kadar Türk-Grek halklarından yüzbinlerce insanın ölümüne neden oldu. İki halk arasındaki ilişki kültürel etkileşimlerin dışında kan, savaş ve sürekli gerilimle ifade edildi.
Dönem dönem çatışma halinde olan Türk-Kürt ilişkileri de 19. yüzyıldan bu yana aynı şekilde ifade ediliyor. Bunun durması, çokça bahsedilen Türk-Kürt „barışının” bugünden yarına sağlanması hepimizin sandığından çok daha zor.
Son 10 günde Paris’te, Kandil’de, Lice’de, Nusaybin’de yaşanılanlar bunun bugün için de oldukça geçerli bir önerme olduğunu gösteriyor.
***
Barış için „konuşma” dışında tek bir adım atılmazken Kürtler, bu cinayetler karşısında duydukları öfkeyi barış iradesiyle bastırmaya çalışıyor.
Bugüne kadar AKP’nin çözüm konusunda attığı en ciddi adım Habur’du, onu da „Kürtler gereğinden çok sevindi” diye tüm süreci boşa çıkarmanın aracı yaptı.
Habur’da Kürt tarafını „süreci boşa çıkarmakla” suçlayan AKP iktidarı, Kandil’i bombalamaktan, nokta operasyonları düzenlemekten ve „iç hesaplaşma, infaz” tezgahları kurmakta hiçbir sakınca görmüyor. Bunların her biri, ortada bir barış süreci varsa, süreci derinden yaralayacak nitelikte.
Kürtler bugüne kadar büyük bedeller ödedilerse de Kürt kimliğinin gerek Türkiye’de gerekse de uluslararası alanda tanınmasını silahlı mücadelede sağladı. Bunu hiçkimse inkar edemez.
Kürt hareketi her barış sürecinde tasfiye çabalarının nesnesi oldu. Kandil’de 5 dakika önce müzakere masasında oturan Türk yetkililer, KCKli yöneticilerin olduğunu düşündükleri noktaları bombalamaktan çekinmedi.
1999’da geri çekilen ARGK gerillalarına karşı adeta bir insan avı başlatılmış, 1993’ü takip eden yıllarda ise Türk ordusu Kürdistan’da en kapsamlı operasyonlarını yapmıştı.
Barış Kürtler için hep bir umut olarak kaldı, silahlı mücadele ise kazanımları olan bir gerçek oldu.
***
Her dönemde ise Kürtlerin iradesi barıştan yana döndürüldü. Paris’teki cinayetten sonra temel slogan intikamdı. Geçtiğimiz gün Diyarbakır’daki cenaze töreninde kadınlar yası temsil eden siyahlar ve barışı temsil eden beyazlarla sokaklardaydı.
Bu dönüşüm, bu ikna her dönemde ve her provokasyonda işleyecek mi? Sürecin kaderini belirleyecek soru bu.
Herşey şimdi daha zor
Milyonlarca insan „öldürmek” isterken barış mümkün mü? Milyonlarca insan ölümden, yaşayanın uğradığı zulümden, kahırdan memnuniyet duyarken...