Bir ölüyü diriltecek kadar ve bir diriyi öldürtecek kadar çok şimdilerde... Zamanın kendini kör kuyularda unuttuğu bir demin soluksuz anları. Ölüm sessiz bir fırtınaya eşlik ediyor, biraz da yorgun düşmüş tüm geçmişe... Gecenin zamansız bir deminde ölüm yere yığıldı iki hece ile, ölüm sustu. Susmaksa, en acıyan sancıydı. Zaman laldı, kör ve talandı.
Bir ah'a kaç katliam sığdırılır?
Bir ölü kaç kez öldürülür?
Bir yaşam kaç kez susturulur?
Yağmura mı saklanır bilmediğimiz mutluluklar ve güneşi hep hüzün mü okşar? Isıtırken tenini toprağın, rüzgarı koyu bir matemle kucaklar. Kuşları bile susturdu kızıl yağmurlar. Hangi yandan baksalar ölü bir tabiat var. Asırlar geçti, hala aynı öldürülme şekli...
Susamış yaşama doğum sonrası bir bebek gibi, çünkü ilk nefesindeyken daha susturuldu her defasında.
Ne kadar büyük yalnızlıklar?
Aydınlıklar hangi suçtan dar ağacına asıldı?
Kaça sustu kör karanlıklar?
Yalnızlık... Ah yalnızlık... Terk etmeyeni olur o zaman suskun kör karanlıklar devriye gezerken. Büyüttüğün kadar büyüktür yalnızlıklar. Kim bilir, belki...
Kör karanlıklar tanığı olmuş aydınlığın.
Aydınlığı son gören kör gözleri önce sürgüne, sonra darağacına uğurlayanı olmuş. İhanetler kadar büyüktür yalnızlıklar. Kim bilir, belki de...
Ne kadar sus, o kadar ölü... Kaç sus geldi bu sabah? Eksik bir sus var. Ölmedim hala. Hadi, bir sus daha yaşayan yanlarıma! Hadi, bir sus daha öldükçe dirilen yanlarımla! Kaça sustu kör karanlıklar? Hadi, bir sus daha!
Susuşlar kadar büyüktür yalnızlıklar...
HÊVÎ ZAYCİ: Her sus'a bir ölüm