Bir uzun adam ile bir küçük adam el ele vermiş bir devlet yönetiyorlar. Uzun adam çok bağırıyor. Canı yanmış gibi. Yanmış da herhalde, yanmamışsa da yanacak. Küçük adam Kürtlerin vatanında Kürtlere eski katliamları hatırlatıyor; “Aman ha… bu uzun adama istediğini verin yoksa başınıza yine beyaz Toroslar gelir!”
Bilirsiniz mutlaka, uzun erkekler kısa kadınlardan takıntılı bir biçimde hoşlanırlar. Kısa kadınların takıntılı uzun erkek hayalleri olur. Tabii olmayanları hariç tutarak söylüyorum. İki taraf da kendinde olan eksikliği bir başkasında tamamlamaya çalışır. Bu uzun adamla küçük adamın birlikteliği biraz böyle bir ilişkiye benziyor.
Bir de hiç elden bırakmadıkları, birbirlerine devir ettikleri bir danışmanları var bu ikilinin. Siz hiç faşist düşünceleri yüzüne tıpatıp yansıyan insan gördünüz mü? Görmediyseniz mutlaka bu şahsın yüzüne bakın. Çok ender sayıda insan vardır ki düşünceleri yüzüne ayna gibi yansısın. Öyle insanlar vardır ki yüzüne baktığınızda sadece temizlik, ve güzellik görürsünüz. Aklı ve ruhu yüzüne yansımıştır. Tabii tersi de mümkündür. Ruhundaki ve aklındaki bütün çirkinlikleri yüzünde taşıyan insan sayısı da çok enderdir. Söylemek istediğim estetik anlamda bir güzellik ya da çirkinlik değil. Bir başka şey. Ne olduğunu ancak bu şahsın yüzüne bakarak anlayabilirsiniz. Hitler’in bile yüzüne ruhundaki ve aklındaki çirkinlik bu kadar yansımıyordu.
“Mutluluğun resmi çizilmezmiş” ancak bana göre faşizmin resmini çizebilirsiniz. Bu adamın yüzünü çizmeye çalışın, faşizmi, ırkçılığı görüşürsünüz. Tabii siyah beyaz çizin. Çünkü renklerin nüansları, bu adamın yüzünde, aklında ve ruhunda yok.
Bu çirkin adam, bu ikilinin danışmanı. Mesleğinin ne olduğunu araştırma ihtiyacı bile duymuyor insan. Toplumların sosyal ve psikolojik gelişimleri ile ilgili bilgisi çok kıt. Bazı şeyler vardır ki bilmek için teorik bilgiye bile ihtiyaç yoktur. Mesela korkunun korkusuzluğa dönüşmesi gibi bir olguyu bilmek için eğitim yapmaya da gerek yok.
Çok eskiden Yunanlar korkuları çok olan insanları ayaklarından bağlayıp kuyuya atarmışlar. Korkusunu yenmesi ve tedavi olması için. Kısacası korkuyu zirvede yaşarsanız, korku korkusuzluğa dönüşür. Tabi ki bu hiç de insani olmayan, çok agressif bir tedavi biçimi. Şimdilerde modern çağda (psikoterapi teknikleri ile) korkuyu imajiner olarak adım adım kişiye yaşatarak, korkuyu korkusuzluğa dönüştürebilirsiniz. Kişiyi korkularına karşı desensizite etmek denir buna.
Şimdi gelelim Kürtlere. Küçük adam, kimden aldıysa advisini, Kürtleri beyaz Toroslar ile korkutuyor. Kürtler’in “beyaz Toroslar” hikayesini anlatmaya gerek yok sanırım. Beyaz Toroslar hikayesi bir yanı ile çok canlı, diğer yanı ile tarihe karıştı. Çünkü beyaz Toroslarda birer ikişer gidiyorduk, şimdilerde ise 33, 34, 100’ler olarak gidiyoruz ölüme. Bu çirkin yüzlü danışman herhalde bunları bilmiyor. Küçük adamı kandırmış. “Korku toplumları destabilize eder, sonra sen de yönetirsin” diye olsa gerek.
Oysa biz tıpkı eski Yunanların yaptığı gibi toplum olarak kuyunun dibindeyiz. Hem de hep beraber komşularımız da var.
Kuyunun dibinde Mezopotamya’nın kadim halklarından alan 1.5 milyon Ermeni ve Süryani var. Dersimliler var, Koçgrililer var, Ağrılılar var, Zilanlılar var, 33 Özalplı var, 17.000 tane beyaz Torosların getirdikleri var, 34 Roboskîli var, 33 Suruçlu var, Mazlumlar var, Sakineler var, Denizle var, Mahirler var, Cizreli Cemile derin dondurucuda aramizda. En son da aramıza Ankara’dan gönderdiğin 102 insan var, Lokman boğazındaki iple yanımızda duruyor, Suriçi’nden Helin var….
Hey küçük adam …Kuyunun dibi öyle kalabalık ki seni duyamıyoruz.
Üstelik kuyu öyle dolu ki… Ölülerimizin üstüne basarak kuyudan çıkmak üzereyiz.
Ne garip değil mi? Sen korkuyor ve korkutuyorsun ama biz korku kuyusundan çıkmak üzereyiz.
Korkmakta haklısın.
Kuyuya attığın her insan bizi kuyunun ağzına yaklaştırıyor...
Kork!..