5 kilo kemik vererek, ‘Al bu senin eşin’ dediler


Cizre’deki birinci vahşet bodrumunda katledilerek ailesine külleri teslim edilen 51 yaşındaki Mahmut Duymak, Cizre’yi terk etmemiş ve bağlandığı televizyon programında, “İnsanlık nerede, cesetlerimize mi hesap verecekler?” diye tepki göstermişti. Sesleri duyulmayan eşinin cenazesini alan Lütfiye Duymak, “Bana 5 kilo kemik vererek, ‘Al bu senin eşin’ dediler. Hesabını soracağım” dedi.

Yaşamını yitirenlerden biri de 6 çocuk babası 51 yaşındaki Mahmut Duymak’tı. Cizre’nin Cudi Mahallesi’nde yaşıyordu. Şehir içi nakliye işiyle uğraşan Duymak, 90’lı yıllarda devlet tarafından yakılan köyleri Deştalelan’dan Mersin’in Tarsus ilçesine göç etti. 2001 yılında tekrar doğduğu Cizre’ye, toprağına döndü. Ailesi Cudi Mahallesi’nde yoğun saldırılar nedeniyle Nur Mahallesi’ne geçerken, o devlet saldırıları sonucu yaralanan yurttaşları kurtarmak için canı pahasına mücadele etti.




Kameraların önünde katledilmek istendi


Duymak, Cizre’de 20 Ocak tarihinde devlet güçleri tarafından katledilenlerin cenazelerini almak için HDP Milletvekili Faysal Sarıyıldız ile birlikte beyaz bayraklarla yola çıkan ve 3 kişinin kameralar önünde katledildiği, İMC TV kameramanı Refik Tekin ile birlikte 9 kişinin yaralandığı grup içinde en önde görüntülenmişti. Devlet güçlerinin saldırısından yara almadan kurtulan Duymak, Cizre’de kalmaya ve direnişe destek vermeye devam etti. Duymak, son olarak Ahmet Tunç isimli yurttaş ile Cudi Mahallesi’ne gitti, yanındaki arkadaşının katledilmesi üzerine korunmak için Cudi Mahallesi’ndeki ‘vahşet bodrumu’ olarak anılan 23 numaralı binanın bodrumuna sığındı. Bu bilgi, televizyona katılarak durumlarını anlatmasıyla ortaya çıktı. 



‘İnsanlık topla, tankla vuruluyor’

Duymak o telefon bağlantısında Türk devletinin katliamlarına karşı dünyanın sessizliğine şu cümlelerle sitem etmişti: “İnsanlık nerede, nasıl hesap verecekler. Cesetlerimize mi hesap verecekler! Yazıklar olsun insanlığa. Bu insanlık kendisinden utansın. İnsanlık Cizre’de toplarla tanklarla dövülüyor. Eğer insanlık yaşatılacaksa herkesin buraya müdahale etmesi gerekiyor. Belki bir daha konuşamayız. Saygılar selamlar.”




‘5 kilo kemik verdiler’



Duymak’ın Silopi Habur Sınır Kapısı‘ndaki geçici ATK’de bekletilen cenazesi günler sonra DNA eşleştirmesi ile tespit edilebilirken, tamamen yakıldığı ortaya çıktı. Duymak’ın eşi Lütfiye Duymak, eşinin katillerinin peşini ömrünün sonuna kadar bırakmayacağını belirterek, “Nereye kadar giderse gitsin. İki elim onların yakasında olacak. Bu davanın peşini bırakmayacağım. Katliamın hesabını soracağız” diye konuştu. 

Eşinin cenazesini teşhis edilmesinin imkansız olduğu için DNA eşleştirmesi yapıldığını belirten Duymak, acı dolu şu sözlerle tepkisini gösterdi: “Benim kocamı katlettiler. Bugün benim elime 5 kilo kemik veriyorlar. Al bu senin eşin diyerek. Eşimi vahşice öldürmüş. Yakmışlar. Hiçbir şeyi kalmamış...” 

Duymak’ın oğlu Fırat Duymak da babası ile arkadaş, iki arkadaş gibi olduklarını, vahşice katledilmesinin hesabını soracaklarını vurguladı. 





Eşimin yerine geçeceğim


Cizre’de ailesi ve çocuğunu güvenli bir yere bıraktıktan sonra mahallesinde kalan Adil Küçük, mahsur kaldığı bodrum katında vahşice yakıldı. Eşi Jiyan Küçük, “Ben eşimin yerine geçeceğim, tüm dünya alem şunu iyi bilsin. Ben onun kanını yerde bırakmayacağım. Beni de yaktıklarında kızım bizim yolumuzda yürüyecek. Kürt halkı bitmez” dedi. 

Küçük, pek çok kişi gibi 25 yıl önce köylerinin bombalanması sonucu Cizre’ye yerleşenlerden. Sınır kapısında oğlunun cenazesini bekleyen anne Nafiye Küçük, 90’larda Cizre’ye gelir gelmez evlerini basan polislerin küçük yaştaki oğlu Adil’i gözaltına aldığını ve işkence tezgahlarından geçirdiğini söyledi. Küçük, 3 yıl önce evlendirildi ve Nuda adını verdiği çocuğu doğdu. İki defa Mardin’de cezaevinde kaldı. Sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinde “Beni işkenceden geçiren devlete baş eğmeyeceğim ve kaçmayacağım” diyerek mahalleden ayrılmadı. Nur Mahallesi’ndeyken annesini aradı ve “Herkes çıkmış olabilir ama ben çıkmayacağım. Elimizden gelen neyse ben de yapacağım” dedi.


‘Nuda babasının yolunda büyüyecek’

Oğlunun bir süre sonra Nur Mahallesi’nden Cudi Mahallesi’ne geçtiğini söyleyen anne Küçük, “En son onun bodrumda olduğunun haberini aldım. Şimdi gördüğünüz gibi katliamdan geçirdiler. Ben de elimden gelen neyse yapacağım. Küçük torunumu oğlumun yolunda büyüteceğim ve onun yoluna göndereceğim. Çocuğumun kanını yerde bırakmayacağım” dedi.


‘Gözleri oyulmuş,  kafaları ezilmişti’

Cenazelerin yakıldığına ve tanınmayacak hale getirilene kadar işkence maruz kaldığına dikkat çeken anne Küçük, “Babası teşhis için gittiğinde tanıyamadı. Ben de Cizre Hastanesi’ne gittim, orda bana 6 cenaze gösterdiler. Kiminin gözlerini çıkarmışlar, kiminin kafalasını ezmişlerdi. Polis bana ‘Bu senin çocuğun mu’ diye sorduğunda ben ona cenazeleri yakmışsınız ben nasıl tanıyayım, dedim. Bize gösterilen cenazelerin hiçbiri tanınmayacak haldeydi” diye konuştu. 


‘Kanını yerde bırakmayacağım’ 

Tüm Kürt halkı gibi kendi hakkını savunduğu söyleyen eşi Jiyan Küçük ise “Delalê dilemin” diye hitap ettiği eşinin bodrumda benzin dökülerek yakıldığını söyledi. Küçük, şunları dile getirebildi: “Biz 3 yıl önce evlenmiştik. 2 yaşında Nuda isimli bir çocuğumuz var. Ben onunla severek evlendim. Bodrumun içerisinde insanları diri diri yakmak hangi dinde var, hangi kitapta yazıyor! Ben eşimin yerine geçeceğim, tüm dünya alem şunu iyi bilsin. Ben onun kanını yerde bırakmayacağım. Beni de yaktıklarında kızım bizim yolumuzda yürüyecek. Kürt halkı bitmez. Biz Kürt’üz, Kürt’üz. Kanımızın son damlasına kadar Kürt’üz.”


Toprağa verildiler

Adil Küçük ile Mahsun Erdoğan, Nusrettin Bayar ve 14 yaşındaki Hasan Ayaz’ın cenazeleri dün Şırnak’ta binlerce kişinin katıldığı törenle son yolculuklarına uğurlandı.

Bahçelievler Mahallesi’nde sarı, kırmızı yeşil bayraklara sarılı tabutları omuzlayan binler, mezarlığa kadar, “Ey şehîd xwîna te erdê namîne” ve “Şehîd namirin” sloganlarıyla yürüdü. 

“Ey Reqîb” marşı eşliğinde durulan saygı duruşunun ardından konuşan Hasan Ayaz’ın dayısı Sait Özlem, “Herkes bunu bilsin ki bizler öldürülmekle bitmeyiz. Kürt halkının başı sağolsun” dedi. Nusrettin Bayar’ın annesi Felek Bayar da Kürt halkına başı sağlığı diledi. 

Mahsun Erdoğan’ın babası Muhammed Erdoğan, 64 gün boyunca Cizre’de direndiklerini vurgulayarak, “Mahsun 1994 yılında doğdu. Onun doğduğu gün köyümüz 7 gün boyunca bombalandı. 22 yıl sonra şehirlerimiz bombalanırken Mahsun’u katlettiler. 22 yıldır her gün barış diyoruz ama artık bundan sonra barış da kardeşlik de demeyeceğiz. Eğer bugün bu direnişten vazgeçersek 22 yıl sonra bu çocukları da katledecekler” dedi. 

Adil Küçük’ün babası Abdulah Küçük ise oğlunun tüm Kürt halkının şehidi olduğunu söyledi. Tören boyunca Adil Küçük’ün minik kızı Nuda’nın babasının tabutunun başından bir an olsun ayrılmadı ve annesi de tabuta sarılarak, “Senin mücadeleni yarıda bırakmayacağım” dedi.

Konuşmaların ardından cenazeler, öz yönetim mücadelesinde ydüşenlerin yanına defnedildi.


Ölümün de anlamı olsun


Cizre’deki vahşet bodrumunda katledilen Sinan Kaya, 23 yıla büyük bir yaşam sığdırdı. Henüz küçük yaşta devlet zulmü ile tanışan Kaya’nın tek amacı ise Kürt halkına karşı yapılan zulüm karşısında mücadele etmekti. Ağabeyi Burhan Kaya, kardeşinin her zaman “Bir insan ölecekse halkı için ölmelidir ki ölümü de anlamlı olsun” dediğini söyledi.

Mersin’de doğup büyüyen ve tek amacı Kürt halkına yapılan zulme karşı mücadele etmek olan Kaya, küçük yaşta devlet zulmüyle tanıştı. 8’inci sınıfta okuldan ayrılır ayrılmaz uğruna canını vereceği mücadeleye aktif olarak katılan Kaya, 16 Şubat 2012’de yapılan bir operasyonla Mersin’in Yenipazar Mahallesi’nde bulunan evinde gözaltına alınarak tutuklanır. “Örgüt üyesi” olduğu gerekçesi ile 3 buçuk yıl tutuklu kalan Kaya, çıkar çıkmaz 7 Haziran 2015’te yapılacak olan seçimler için kolları sıvar. Seçim sonrasına kadar aralıksız bir şekilde çalışmasına devam eden Kaya, Türk devletinin 24 Temmuz’da yeniden savaşı başlatmasının anrdından Şırnak’ın Cizre ilçesine giderek direnişteki yerini alır. 
Anne Kadriye Kaya, oğlunun cezaevinde kaldığını hatırlatarak, “Cezaevine ziyarete giderdik. Bizimle hiç ilgilenmez diğer gelen ailelerle ilgilenir, onlara moral verir, sonra da bizim yanımıza gelirdi. Görüş saati nasıl biterdi anlamazdık” diye konuştu. Oğlunun cezaevinde dahi dilinden halkının mücadelesini düşürmediğini belirten anne Kaya, “Telefon açtığında, yanına gittiğimizde hep Kürt özgürlük mücadelesini anlatır. Mücadelenin öneminde bahsederek bizi de mücadele yer almaya teşvik ederdi” dedi. 

‘Mücadelemi sahiplenmen

en büyük hediye olur’

Oğlunun kendisine “Anne sen beni mutlu etmek istiyorsan benim gittiğim yoldan ayrılma, mücadelemi sahiplen bu bana verdiğin en büyük hediyedir” dediğini aktaran Kaya, cezaevinden çıktıktan sonra da polisler tarafından takip edildiğini belirtti. 


‘Cezaevi onu olgunlaştırdı’



Sinan’ı anlatan ağabeyi Burhan Kaya ise kelime bulmakta zorlanarak, “5 kardeşiz ama Sinan’ın yeri benim yanımda bir başkaydı” dedi. Sinan’ın Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi ile Adana Kürkçüler Cezaevi’nde kaldığını anlatan ağabey Kaya, “Sinan Kürkçülere sevk edildikten sonra onda gözle görülür bir değişiklik gördüm. Hem konuşmasında hem davranışlarında bir olgunlaşma yaşadı” diye konuştu.

Kardeşini ziyarete gittiğinde her zaman Kürt özgürlük mücadelesi üzerine sohbet ettiklerini anlatan Kaya, şöyle devam etti: “Askere gideceğim zamandı, yanına gittiğimde bana dedi ki; ‘Sen bir Kürt çocuğusun neden kendi insanlarını öldürmek için askere gidiyorsun. Askere gitmek yerine dağlara git halkına yapılan zulmün hesabını sor’ dedi. Her zaman ‘Bir insan ölecekse halkı için ölmelidir ki ölümü de anlamlı olsun’ diyordu. Sinan söylediklerini yaparak halkı için ölümsüzleşti.” 

Kardeşiyle yaptığı son telefon görüşmesinde kendisine “Alçaklara teslim olmaktansa direnerek ölmeyi tercih ederim. Kimse mücadelemi yarım bırakmamı istemesin. Böyle bir direnişte şehit düşmek, kimseye nasip olmaz” dediğini aktaran ağabey Kaya, “Sinan’ın istediği de oldu, direnerek yaşamını yitirdi” dedi. 



Emel direniş duvarına kerpiç oldu


Cizre’de vahşet bodrumunda katledilen Emel Ayhan’ın amcası Yahya Ayhan, “Zulme karşı yapılan direnişin duvarında bir kerpiç olmak istiyordu ve Kürdistan’a geldi” dedi.

Cizre’de vahşet bodrumunda katledilen ve Silopi’deki geçici Adli Tıp Kurumu’nda cenazesi teşhis edilen Emel Ayhan’ın bedeni ailesi tarafından teslim alındı. Henüz 16 yaşında olan Emel, lise öğrenimini yarıda bırakarak, Cizre halkıyla dayanışmak için yola çıkmıştı. Emel’i, cenazesini almak için gelen ailesi anlattı. 

Emel’in halası Rabia Ayhan, “16 yaşında olmasına rağmen hem okuyor, hem de çalışıyordu. Efendi, sakin ve bilgiliydi. Emel trafik kazası geçirmişti. Bu kazada babasını kaybetti. Yaşamına yüzde 70 engel raporu ile devam etti. Geçici hafıza kaybı yaşıyordu. Tedavi olduğu süre içerisinde kendini iyi toparlamıştı. 6 kız kardeşi var” dedi. 

Emel’in 23 arkadaşı ile birlikte Cizre’ye dayanışmaya gittiğini ifade eden Rabia Ayhan, “Bodrumda kaldıkları son gün annesiyle konuşmuştu, annesine ‘Biz 4 kişi sağ kalmışız, diğer bütün arkadaşlarımızı öldürmüşler, gelin bizleri kurtarın’ demiş. Akşam haberleri izlediğimizde Derya Koç’un adına o konuşuyordu, sesinden tanıdık. O günden sonra sesini duymadık. Bu insanların kanları yerde kalmamalı. İnsan olan bu çiçekleri öldürebilir mi?” diye konuştu.

‘Emel’in vicdanı el vermedi’

Amca Yahya Ayhan ise şöyle devam etti: “Küçük yaşta babasız büyüyen Emel lise öğrencisiydi. Kürdistan’da yapılan zulme Emel’in vicdanı el vermedi. Zulme karşı yapılan direnişin duvarında bir kerpiç olmak istiyordu ve Kürdistan’a geldi.”

Yaşananları vahşet olarak tanımlayan Yahya, “Şimdi bize gösterilen cenazelerin birçoğunun yakıldığını görüyoruz. Hendekleri bahane ederek bir halkın üzerine tanklarla toplarla saldırıp öldürüyorsunuz. İnsanların bedenlerini ateşe vermek nedir? Emel bu zulme karşı direnmek için Kürdistan’a geldi” dedi. 




Dediği yere gömülecek


Cizre’deki vahşet bodrumlarında katledilen Fatma Demir’in taziyesi Antalya’da dayısının evinde yapıldı. Fatma’nın dayısı Mazlum Keleş, babasının komutana, ‘’O artık benim kızım değil; bu halkın kızıdır. Onlar buraya dediyse buraya gömülecek’’ dediğini aktardı. 

Muğla’da üniversite öğrencisi olan Fatma Demir’n dayısının anlattıklarına göre, Tahir Elçi’nin cenazesi için 3 arkadaşıyla beraber Amed’e gitmiş ve orada YPS-Jin’e katılmıştı. Ardından da direnişe destek amaçlı Cizre’ye geçen Fatma, 20 kişinin mahsur kaldığı bodrumda bulunuyordu.

Fatma’nın da bodrumda olduğunu televizyondaki altyazıda gördüklerini söyleyen dayısı Mazlum Keleş, anne ve babasının hemen kızlarına ulaşmaya çalıştıklarını belirtti. Günlerce Cizre’deki yeğenine ulaşmak için hep beraber uğraştıklarını aktaran Mazlum, Fatma’nın cenazesinin Urfa’dan çıktığını söyleyerek, “Bir tane kafasında, bir tane gövdesinde olmak üzere vücudunda iki kurşun izi vardı. İnfaz edildiğine eminiz” dedi. 
Fatma’nın babasının korucu olduğunu ve bir korucu köyünde yaşadıkları için cenazesinde askerlerden tepki aldıklarını belirten Mazlum, Fatma’nın babasının komutana, ‘’O artık benim kızım değil; bu halkın kızıdır. Onlar buraya dediyse buraya gömülecek’’ dediğini ve annesinin köy mezarlığına gömülen kızı için Kürtçe, “Benim gülüm artık Cizre’nin gülüdür’’ diye feryat ettiğini aktardı.

Mazlum, Antalya Kepez’deki Şafak mahallesinde açılan taziye çadırını polislerin iki defa taciz etmesi üzerine çadırı kaldırılarak taziyeye evde devam ettiklerini söyledi. Mahalle giriş çıkışlarına yerleştirilen TOMA’lar ve GBT kontrolleri günboyu sürdü. Önceki gün HDP il ve ilçe yöneticilerinin ve Dem-Genç’in ziyaretlerinin ardından taziye sonlandırıldı.