“Benim hayatım bütün hayatlardan oluşmuş bir hayattır... Bir şair hayatıdır” diyen ve yıllar önce böyle bir Eylül şafağında, (23 Eylül 1973’te) ardında ölümsüz dizeler ve örnek bir aydın tavrı bırakıp göçen, dünyanın sayılı şairlerinden biri olan Pablo Neruda’dan söz ediyorum.
* * *
1971 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi olan Neruda, 1904 yılının 12 Temmuz’unda Şili’nin Perral kentinde doğmuştu. Babası bir demiryolu işçisiydi. Politika ve sanat serüveni de erken yaşlarda başlamıştı. Şili halkının yoksul yaşamı ve kavgası, ormanlarla yüksek ve sarp dağlarla kaplı Şili’nin doğası yaşamında ve şiirinde çok önemli bir yer tutar. Ülkenin iklimi gibi Neruda’nın yaşamı da sert çatışmalarla, direnişlerle doludur;
“Halkım ben, parmakla sayılmayan / Sesimde pırıl pırıl bir güç var / Karanlıkta boy atmaya / Sessizliği aşmaya yarayan / Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa / Tohuma dururlar yeniden / Ve halk, toprağa gömülü / Tohuma durur bir yerde / Buğday nasıl filizini sürer de / Çıkarsa toprağın üstüne / Güzelim kızıl elleriyle / Sessizliği burgu gibi deler de / Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.”
* * *
Erken bir dönemde kazandığı şair duyarlığı onu yaşadığı çağın ve içinde bulunduğu toplumun sorunlarına karşı da duyarlı hale getirir. Tüm soluğunu ve yaşamını kattığı, mücadelesinden asla kopmaz. Şiire erken yaşta başlamasını iyi bir okur ve gözlemci olmasına bağlar. Elindeki eşyaları satarak ilk şiir kitabını (Akşam Alacası) 19 yaşında yayınlar. Ona asıl ün kazandıran eseri bir yıl sonrasında yayınladığı “Yirmi aşk şiiri ve umutsuz bir şarkı” kitabıdır. Lirik bir aşk öyküsü tadında kaleme aldığı bu şiirler hala da dünyada en çok okunan şiirler arasındadır;
“Duyasın diye beni, incelir sözlerim bazen / kumsaldaki martı izleri gibi./ Gerdanlık olur, sarhoş çıngırağım, / senin üzümler kadar pürüzsüz ellerin için. / (...) Sensin bu acımasız oyunun suçlusu. / Kaçan kaçana karanlık mağaramdan. / Her şeyi dolduruyorsa, her şeyi. / Senden önce yerleştiler, sana söylemek istediklerimi, / duyasın diye, duymanı istediğim gibi beni.. / Sev beni dostum. Bırakma beni. Peşimde ol. / Peşimde ol dostum bu keder dalgasında.”
* * *
Şiir anlayışında asıl sıçramayı ve bu arada gerçek siyasallaşmayı 1934 yılında gittiği İspanya’da yaşar. Burada İspanyol edebiyatında iz bırakın Lorca ve Alberti gibi sanatçılarla tanışır. Bu sanatçıların katledildiği İspanya iç savaşına tanık olur. Tanık olmakla yetinmez, aynı zamanda taraf da olur. Franco faşizmine karşı verilen direniş, o ana kadar ruhunda uyuyan çığlığı isyana dönüşür. Dostlarını kaybetmenin acısıyla ve faşizme karşı duyduğu öfkeyle politik şiirlerin en etkili örneklerini yazar; “Oğulları Ölen Analara Ağıt” gibi yetkin şiirlerin de yer aldığı “Yürekte İspanya” adlı kitabı bu dönemin ürünüdür;
“... Analar, onlar ayakta, / Buğday içindeler onlar, / Yücelerden yüce dururlar:/ Dünyayı dorukta seyreden, / Bir öğle güneşi gibi. / (...) Zaferi çekiçleyen bir ses gibi / (...) Ey canevinden vurulmuş / Toz duman olmuş analar. / İnanın oğullarınıza. / Kök saldı onlar. / (...) Bunca yere düşmüşlerden, / Yenilmez bir hayat doğar / Bir tek beden olur / Analar, bayraklar, çocuklar / (...) Unutmadım acılarınızı, / Ölümleriyle nasıl kıvrandıysam / Hayatlarıyla da öyleyimdir. / Onların gülüşleridir, / Karanlık atölyeleri ışıtan / Her gün metroda, yanıbaşımızda / Onların ayak sesleridir / (...) analar...”
* * *
1937’de Halk Cephesi yenilince İspanya’dan sınırdışı edilen Neruda, Paris’te İspanyol halklarını savunmak için komitelerin kurulmasına destek olur. Bir süre Meksika’da diplomatlık yapar. Bir dönem Paris’e İspanyol göçmenleri konsolosu olarak atanır. “Yaşamımın en gurur verici göreviydi” dediği, iki bin kadar İspanyol mülteciyi gemiyle Şili’ye kaçırma işini gerçekleştirir.
1945’te Şili Komünist Partisi’ne girerek senatör olur. Şilili sol güçlerin de desteğiyle başkan seçilen Gonzales Videla, halka verdiği sözlere ve ettiği yemine ihanet etmesi üzerine Neruda’nın eleştiri oklarına hedef olur. Bu yüzden devlet düşmanı ilan edilen Neruda hakkında tutuklama kararı çıkarılır. Arjantin’e kaçmadan önce Şili’de bir süre kaçaklık dönemi yaşar. Kendi deyimiyle misafir olarak ağırlandığı her evde mutlaka ilgi alanına giren kitaplar bulur. Halkla sürekli içiçedir ve yazılı olmayan sözlü kaynaklardan, söylencelerden de beslenir. Tarihi ve doğasıyla, zengin kültürel mirasıyla yıllarca çeşitli biçimler altında süren sömürgeciliğe, baskıya ve sömürüye karşı destansı bir söylem geliştirir. Yerellik, evrenselliğe açılan kapıdır onun şiirlerinde. Devrimci dünya görüşü, sanatsal duyarlığıyla birleşince yatağını genişleten bir ırmak gibi akıp gider şiirleri.
* * *
Neruda, 1952’de Şili’ye geri döner. Bu dönemin şiirleri daha arı ve duru bir dille yazılmış şiirlerdir. Basit gibi görünen ama daha derine inen, anlamı öne alan yalın şiirler çıkar ortaya. “Kaptanın Dizeleri”, “Temel Övgüler”, “Üzümler ve Rüzgar”, “Taşkın Dalga” isimli kitapları bu dönemin ürünleridir.
1969’da Şili Komünist Partisi tarafından başkan adayı gösterilmek istenir. Fakat Neruda, Salvador Allende’nin lehine adaylıktan çekilmeyi ve Allende’yi desteklemeyi daha uygun görür. Allende’nin Halk Cephesi adayı olarak başkan seçilmesinden sonra Fransa’ya büyükelçi olarak atanır. 1971’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülür. Ödül töreninde yaptığı konuşmasını şöyle bitirir: “…Diğerlerinden sert coğrafi koşullarla ayrılmış bir ülkeden geliyorum. Ozanların en terk edilmişiydim, şiirlerim yöresel, acılı ve yağmurluydu. Ancak daima insana inandım. Umudumu hiçbir zaman yitirmedim. İşte bunun için şiirim ve bayrağımla buraya ulaşabildim. Sonuç olarak, iyi niyetli tüm insanlara, işçilere, ozanlara, insanın geleceğinin ifade bulduğunu söyleyeceğim: Yalnızca ateşli bir sabırla, tüm insanlara ışık, adalet ve onur getirecek kusursuz ve güzel bir kente kavuşacağız. Böylece şiir boşuna yazılmış olmayacak.”
* * *
Allende iktidara gelir gelmez ABD’nin de desteğiyle gerici sınıfların ve faşist muhalefetin hedefi haline gelir. Pinochet yönetimindeki askeri faşist cunta kanlı bir kıyıma başlar, Allende başkanlık sarayında kuşatılır. Onurlu bir direniş sergileyerek teslim olmayı reddeder ve katledilir. O sıralarda Neruda Şili’dedir ve kanserle cebelleşmektedir. Yakınları Allende’nin katledilişini ondan gizlerler. Hasta yatağında olmasına rağmen evi kuşatma altına alınır. Evi basıldığında ortalığı birbirine katan askerlere “Buradaki tek silah sözcüklerdir” der... Hasta bedeni ancak birkaç gün dayanır: 23 Eylül 1973’te hayata gözlerini yumar. Ölümünden sonra Faşist Pinochet yönetimi cenaze töreni yapılmasına izin vermez ama yine de binlerce Şilili onu son yolculuğuna uğurlar.
* * *
Bir dönem partizan arkadaşlarını kaybetmenin acısıyla; “Göçüp gittiler içimde / Bir yanım artık öksüzdür / Diğer yanım halk cephesi.” diyen ve dünya halklarının, ezilen ve sömürülen sınıfların bilincinde yaşayan böylesi büyük bir kavga şairini bir yazıya sığdırmak mümkün değil elbet.
Bu yazı büyük ustaya bir saygı duruşu niyetiyle yazıldı ve dilerim öyle okunur.