Hayatta ulaşılması gereken herhangi bir hedefimiz yoksa, yaşam anlamını yitirmiş demektir. O vakit ne kendimize, ne de komşumuza faydanız olur. Elbette ki hayatı sorgulayarak yola çıkanlar amaçlarına ulaşır, tesadüfen kendilerini herhangi bir yolda bulanlar değil. Halk arasında “kamuoyu” diye tabir edilen kavram, duyarlı insanları tarif eder. Sıkça duyduğumuz “Kamuoyu yoklaması“ da günlük aktüalite ile alakalı olan kimselerle yapılır. Kendilerini suyun akışına kaptıranlar da yazgılarını başkasına bırakmış; peşinen kendilerine dayatılanı kabul edenlerdir. Onlara diyecek sözümüz yok zaten.

Bizi ilgilendiren kesim hayata duyarlı olan kesimdir. Yaşamı ilmik ilmik sorgulayan, sosyal birer varlık olduğunun bilinciyle hareket eden kesimdir. Yani daima ileriyi düşünen, bugün için fikir yürütürken gelecek kuşakları hesaba katan, bireysel egosunu yenmiş olan; kendi hak ve özgürlüklerini toplumsal kültle birleştiren kesimdir. Zaten biliniyor ki böyle davrananlar toplumsal akışın lokomotif kesimidirler. Topluma, kitlelere, insan yığınlarına onlar yön verirler. Toplumun içerisinde bulunduğu durumu ancak onlar analiz ederler. Toplumun bugününden olduğu kadar yarınlarından da kendilerini sorumlu görürler. Onlar için insanın rengi, soyu, sopu, ırkı, milliyeti, cinsiyeti olmaz. Onlar, salt kendi dar dünyalarına hapsolmazlar. Onlar kendi toplumlarının şahsında bütün insanlıkla alakalıdırlar. Onlar, kendi yörelerinin kendi bölgelerinin gıyabında bütün kainatla ilgilidirler. Onlar, sosyaliteden kopuk yaşayamazlar. Daima içerisinde bulundukları sosyal ortamın kabul edilir olması için çırpınır, sosyal yaşamın bir adım daha ileriye taşınması için gözünü budaktan esirgemezler. Geçmişte sayısız örnekleri vardır onların. Günümüzde onlar, Yunanistan’da SYRIZA, İspanya’da Podemos, Anadolu’da HDP (Halkların Demokratik Partisi) olarak kitlelerin karşısına çıkıyorlar. Tercih, elbette ki halkların kendilerine aittir. 

Onlarca yıldır kandırılan Anadolu halkları olarak şu soruyu kendimize sormak durumundayız: Daha nereye kadar sürüneceğiz, sürükleneceğiz?  Ne zaman derli toplu bir sorgulama ile hayata başlayacağız? Ne zaman farklılıklarımızı zenginlik sayacağız, birbirimize kenetleneceğiz? Ne zaman komşularımıza falanca kökenlidir diye burun bükme yerine, “Komşumun kimliğine ne olursa olsun, her şeyden önce o da benim gibi bir insandır” diyeceğiz? Ne zaman geçmişte yaşanmış, yaşatılmış olan kötülüklerden arınıp, doğru bir beraberlik arayışı içerisinde olacağız? Ne zaman düşmanlıklardan arınıp, gönül rahatlığıyla bir beraberlik yaşayacağız? Etnisitelerimizi saya saya bitiremiyoruz. Türküm, Kürdüm, Lazım, Çerkesim, Ermeniyim, Süryaniyim... Her şeyden evvel insanım. İnsan olarak kendimize yabancılaştık.  Onlarca yıldır yalan bir tarih anlatıldı bizlere ve birbirimize uzaklaştırıldık, ötekileştirildik, ayrıştırıldık. Hatta düşmanlaştırıldık. Yüzyıl boyunca hepimiz adına tek bir etnisite dayatıldı. Günümüz medeni insanının laneleyeceği bir ırkçılık dayatıldı. Ama o oyunlar tutmadı. Halklar adına yola çıkan gerillanın muazzam direnişi bu oyunu bozdu. Toplum uyanıyor ve uyandıkça halklar birleşecek. 

“Cumhuriyet” maskesi altında Anadolu halklarına dayatılan koca yalan deşifre oldu. Onlarca etnisiteden teşekkül olan bir imparatorluğun kalıntılarından tek bir ırk, “Türklük” yaratılmak istendi. Hem de hesaplı kitaplı. Hakim ulus dışındaki tüm kesimlere “Kendinizi inkar ediniz” denildi. Peki halklar kendilerine reva görülen yaşamdan memnunlar mı?

Anadolu’da halk yığınları inim inim inlerken, onlar adına ahkam kesenler sefa sürdü. Yıllarca “çözüm süreci” yalanının arkasına saklanan AKP yöneticileri, bugün yeniden savaş naraları atarken, yarın kimin çocuklarını sürecekler cepheye? Yine yaşamını kaybedecek olanlar halkın çocukları değil mi? 

Bunun için seçimlere daha duyarlı yaklaşmamız gerekiyor. 7 Haziran seçimlerine az kaldı. Tarih, toplumlara böylesi fırsatları her zaman sunmaz ve bu fırsatların telafisi de mümkün olmaz. 

 7 Haziran’ı doğru değerlendirerek onlarca yıldır halklarımıza dayatılan ceberrüt rejime dur dememiz mümkün. Her yönüyle deşifre olmuş bu hileli yaşamı sarsmak için kim ne kadarını yapabiliyorsa o kadarını yapmalı. HDP bunun için bir fırsat, yol sunuyor. Bunun değerini bilelim...