Yıllar öncesinden bir ceza davası hatırlıyorum. Sanık olarak yargılanan kişiler elektrik idaresinde memurdu. İddiaya göre elektrik sayaçlarını okurken rüşvet karşılığında bazı abonelerin borçlarını sıfırlamışlardı. Kimi sanıklar aleyhinde tanıklar da vardı. Tanıklar arasında memura rüşvet vererek saatini sıfırlatanlar da vardı. Konut olarak kullanılan yerlere aitti elektrik abonelikleri ve rüşvet olarak konuşulan rakamlar bu günkü rakamlarla bile üç kuruştu. Dava sonunda ne olduğunu tahmin edebilir misiniz bilmem ama söyleyeyim; rüşvet verdiği kabul edilen tanıklar da sanık oldular ve rüşveti alanlar da verenler de hapis cezalarına çarptırıldılar. Hem de üç ay beş ay değil, yıllarca. Yüz kızartıcı suç damgası yedikleri için de hayatları bir daha normalleşemedi.
Yapılan, yasalara uygundu. Hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, haksız çıkar sağlama, çıkar amaçlı örgüt kurma, görevi kötüye kullanma, bunların her biri ayrı ayrı Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) da yer alan suçlardı. Ve yine TCK bu suçların devlet görevlileri tarafından işlenmesini ağırlaştırıcı hal olarak düzenliyordu.
Niye hatırladım bunları tahmin edersiniz. Henüz iki gün önce TBMM Genel Kurulu, AKP oyları ile 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması kapsamında dört eski bakanın Yüce Divan’a gönderilmesine engel oldu. Ayakkabı kutularından, yatak odalarında saklanan kasalardan çıkan milyonlarca paraya, telefon dinlemelerine takılan rüşvet ve yolsuzluk ifade eden konuşmalara ve daha pek çok delile rağmen üstelik. Öncesinde de savcılık tarafından soruşturma dosyaları takipsizlik kararı ile kapatılmış, hatta suçun pek çok delili resmi kararlarla yok edilmişti zaten.
Oysa ortada, içinde bu ülkenin hükümetini barındıran, çıkar sağlamak için kurulmuş bir suç örgütü ve yasalarda yüz kızartıcı suç olarak tanımlanan pek çok suç var. Sonuç? Ne mahkeme ne yüce divan. Hırsızların toplum karşısında zedelenen itibarlarının iadesi yapılmış oldu büyük bir gayretle
Bundan sonraki aşama nedir derseniz; hırsızlığı, rüşveti, haksız çıkar sağlamayı, görevi kötüye kullanmayı hükümet üyeleri, bakanlar, milletvekilleri ve benzeri tüm iktidar kadroları için yasalarda da suç olmaktan çıkaran bir yasa paketi bekleyin derim ve müneccimlik yapmış olmam sanıyorum.
Yakınlarda yine haber olmuştu, evine giren çocuk yaşta bir hırsızı kaçarken, üstelik silahla vurarak öldürmüştü bir ev sahibi. Düşünsenize, hem de kaçarken… Yanında götürüyor olduğu farz edilen birkaç kuruş ya da bir telefon için bir can almıştı hiç duraksamadan… Koca koca bakanlar, banka müdürleri, yatırımcılar yapınca muteber olan hırsızlık, iki dilim baklavayı çalan çocuklar için ya da bir simit parası diye günü tüketen çocuklar için zulüm hatta ölüm demek halen. Son yüce divan oylaması ile AKP hırsızlığı suç olmaktan çıkartmış oldu ancak bizim yine de hırsızlığın hiçbir şeklini savunacak halimiz yok elbette. Ama insanlarını karınlarını doyurmak için hırsızlığa mecbur eden sisteme de, kimini öldürürken kimini yücelten sisteme de çok şeyler demeye hakkımız var sanıyorum. Yusuf Hayaloğlu bir şiirinde, "Nerden baksan tutarsızlık" diyordu ya, öyle işte.
Tüm bu olanların ana fikrine gelince: götürünce büyük götüreceksin ve çetene iktidarı da üye yapacaksın.