Kürtler, Afrika’nın yabani köpekleri tarafından, dört bir yandan fırdolayı sarılıp çepeçevre kuşatılmış, çıkış yolu tutulmuş yaralı aslanı andırıyor.

Kürdistan, yerden ve karadan saldırılarla akbabaların ziyafet sofrasına dönüştürülmek isteniyor.

Filistinlilerin saldırılarına cevap veren İsrail Cumhurbaşkanının yüzüne karşı “katil” diyen son Türk-Müslüman Erdoğan, dünyanın gözü içine bak baka, “şimdi operasyon zamanı“ diyerek, dili, kültürü, kimliği yasaklı Kürtleri öldürerek, kalanları ülkeden sürerek sorunlarını bitireceğini, insan kanında banyo ile barış getirebileceğini dünyaya ilan ediyordu.

Bir deliliğin dünyaya ilanatıydı, bu. Hitler de, baştan başa Avrupa’ya saldırıp, Asya’yı fethederek barış getiriyordu. Mussolini Afrika fatihi olarak...

Erdoğan, Kürdistan fatihi rüyalarıyla ilanatını yaparken Evrenin vicdanı rolündeki çıkar dünyası, kan, yangın ve yıkım nehirlerine seyrciydi sadece. Kürtler için, evrensel hukukun işleyen kırıntısı, dünya nizamı kanunlarının adı yoktu.

Türk asker ve polisi, talana tarlalarını biçer gibi, Kürdistan’da hayatlar alıyor, Kürt şehirlerini tanka ve topa tutuyorlardı.

Türk devleti, yurttaşlarının yaşadığı şehirlere giriş ve çıkışları yasaklayarak soyguna, talana açıyor, hırsızlar işlerini bitirdikten sonra da tanklar, toplarla bomba yağdırıyordu.

Osmanlı’nın deli sultanları bile yapmamıştı, bunu.

Faşist Franko İspanyasını hariç tutarsak, dünyada bir ilkti, bu. Bir devlet, ilk defa benimdir dediği şehirleri toplar, tanklar ve helikopterlerle bombalayarak fethe, sivilleri kitle halinde kırmaya çıkıyordu.

Oysa, çağımızda İspanya’ya gören Bask ülkesinin bağımsızlığı için savaşan ETA, Britanya için de İrlanda’nın IRA’sı teröristti. Her iki örgüt de, savaş enstrümanı olarak bombalar patlatıyor, kurşunlar atıyor, Amerika ve Avrupa da, bu yüzden onları “terörist” diye niteliyordu.

Ama buna rağmen, İspanya Bask ülkesi yerden ve havadan bombalanmadı. Köylerden sonra şehirleri de yakıp yıkmadı. İrlanda’nın şehirleri de, önce soyguncular, hırsızlara açılıp sonra bombalanmadı.

Bu konuda Suriye örneği de doğru ve yerinde bir tesbit değildir.

Suriye Türkler, Suudiler ve Katar’ın organize edip silahlandırdığı çakma İslam olan hırsızlar, tecavüzcüler, kiralık katillerden oluşan IŞİD’in saldırısına uğramış, Şam yönetimi de cevap vermişti.

Kendi çıkarını “evrenin vicdanı” kılıfına sokanlar, Suriye’de haydutların yardımına koşuyor, barbarın Kürdistan’a hücumu karşısında ise dilsiz, sağır ve kör kalıyordu.

Oysa, Kürdistan bombardıman altındaydı. Hiç bir Kürde yaşam hakkı tanınmıyordu. Türk ırkçılığı için, en iyi Kürt ölü, ya da zindanda olan Kürttü.

Kürt gençleri diri diri yakılıyor, bebekler kurşunlanıyor, katledilmiş ninelerin cesedi, günler boyu sokak ortasında, ırkçı katillerin deli ruhuna seyirlik olarak tutuluyordu.

Kürt yerel seçilmişler tutuklanıyor, belediyeler işlevsizleştirilip binaları gasp ediliyor, sıra seçilmiş parlamenterlere geliyordu.

Bütün bu olanlardan sonra, aval aval bakanlardan hala Kürtlerle Türklerin birlikte yaşama imkanının söz edebiliyorlardı. Oysa yarılma, seçilmiş parlamenterlerin dışlanmasıyla bütünüyle açılmıştı, bu formalite de işlevsiz kalmıştı.

Parlamento maksat demokrasi oyunu olsun diye idi. Dünyada sembolün ötesine geçmemiş, ulusal davaların çözümünde etkin rolü görülmemiş, yaşanmamıştı.

Bunca ölüm, yıkım; hele hele Türklerin tek sesi, nefesi Erdoğan’ın topyekün ölüm naralarından sonra, demokrasicilik oyununa ne gerek!...

Evrenin vicdanına gelince, o Suriyeli mültecilerle uğraşırken, Kürt mülteci dalgası tazeleniyordu. Türklerin şefi Erdoğan’ın karikatürel yüzü ise onun fidye almak için, Suriye mültecilerini şantaj silahı olarak kullanmasının verdiği acının ifadesiydi.

Hitler olayında da böyle olmuştu. Amerika ve bütün Avrupa başarılarını övüp işbirliği anlaşmaları imzalarken o, İskender ve Napolyon’u da aşan hırsıyla fetih hayalleri kuruyordu.

İleriye atıldıktan sonra, Şarlo kılığında komikleştirilmişti ama artık çok geçti. Çünkü, Şarlo’nun fetih küresi, “delinin” kan arenasıydı.

Erdoğan, göz dikip başkentinde zafer namazı kılmayı düşlediği Suriye’yi fethedememiş, ama yerinden yurdundan ettiği kalabalıkları fidye alma aracı olarak Avrupaya dayamış bunun üzerine karikatürist ve komedyenlere konu olmuştu.

Oysa o hala batı vicdanının nezdinde “makbul” adamdı. NATO’nun silahlarıyla Kürdistan’a saldırıyor, Avrupa Konseyi’nde de temsil ediliyordu.