Güneşin toprağı kavurduğu, rüzgarın gamsız esintilerini durdurduğu zamanlardan bir zamandı. Bir mezar başında sabrın bağrını yırtan bir çığlık duyuluyordu. “Hayır, toprak atmayın, atmayııııın! O şehit düşmüş olamaz, biliyorum o ölmedi, durun, durun, yüzünü açın nefes alacak” diyen ve nefes nefese kalan bir savaşçı yüzükoyun toprak öbeğinin üzerine kapaklanmıştı. Onca insan topluluğu onu komutanı ile vedalaşması gerektiğine ikna edemiyordu. Belki sakinleşir, şehidin mezarını kapatırız diye bekleyen insan seli öylece kala kaldı. Komutanının başucunda oturmuş, onunla konuşan, bazen mırıldayıp bazen çığlık atan o savaşçıyı en çok analar anlıyordu, birde ağlamalarını ciğerinin ta en derin yerine damlatan o komutanın eski yoldaşları… 

Topluluktan yaşlıca bir amca savaşçıyı kast ederek “Kurban alın o arkadaşı karanlık olmadan kapatalım mezarı, şehide de bize de eziyet etmesin” dedi. 

Bir ana “Heci, herkesin yası aynı değil, herkes acısını aynı yaşamıyor, ben bu savaşçıyı tanıyorum, annesi ölmüştü kendisi örttü annesinin toprağını, demek ki komutanı annesinden daha azizdir kalbinde, bırakın içinde ki her şeyi söylesin komutanına weled ay weled bırakın söylesin” diyince biraz daha beklediler mezar başındakiler.

O, savaşçı anılarını anlatır gibi usul usul demledi acısını, tabutu okşadı, serin taze toprağı avuçlarında un ufak edip feryat etmekten yorgun düştü. Kalabalığın içinden üniformalı biri, mezarın üstüne boylu boyunca uzanan savaşçının duygularını zedelemeden kolundan tutup onu bağrına bastı, başını göğsüne gömüp ona sarılarak mezardan uzaklaştırdı. “Heval Hiwaaaa neçe” diye bir çığlık koptu. Öyle bir çığlıktı ki bu metanetin gözbebeklerini kanatıyordu. Öyle bir çığlıktı ki bu Şems'in yarasını sarmaya bile yeterdi. Öyle bir çığlıktı ki bu Mevlana'ya aşkın sırrını ifşa edebilirdi.


Hiwa ile dört parça Kürdistan’da

Üstünde Şehit Hiwa Rojhilat yazan tabutu mezara yerleştirdiler. Onunla ömrünü paylaşmış, anılardan dokunulmaz bir kale inşa etmiş eski yoldaşları toprağı örttüler. Mezarın başucuna konulmuş taşı öptüler. O anda haykıracak neleri var neleri yok içlerine gömdüler. Hiwa ile dört parça Kürdistan’da biriktirdikleri yaşanmışlıklarına yeni anlamlar verdiler. Kimsenin duymadığı yeminler içtiler. Toprağı örttüler, mezarın başucuna Hiwa’nın resmini koydular. Karanlık oldu, herkes dağıldı. Hiwa’nın yoldaşları ve o yangın yürekli savaşçısı mezarın başında mum yakıp çember kurup oturdular… Sessizliğin böyle bir çığlık atabileceğini hiçbir tanrısal güç anlatamazdı o anda... 

Rojava’da başarı ile sonuçlanmış bütün hamlelerde beraber yürümüş, beraber terlemiş, beraber başarmış Hiwa’yı uğurlamanın tarifi yoktu yoldaşlarının yanında. Bu uzun boylu, kumral ve heybetli komutan daha önce çok yaralanmıştı savaş meydanında ama her seferinde “Daha yapacak çok şey var gitmek için bu kadar acele etmeyeceğim, daha erken, daha bize verilen emeklerin hakkını vermedik, daha bu halka borcumuzu ödemedik” demişti. Cezza, Til Hemis, Til Berak, Til Abyad, Tişhrin, Hol, Şedad ve en son Minbic’te savaşan, destanlar yazan bir komutandı Ş.Hiwa! Ş. Seydo Rojhilat, Ş.Devrim Batman ve Ş.Genco gibi o da Rojava halkının kalbine taht kurmayı başarmış, her zorlukta halkının yanı başında olabilmişti. Her savaşın ortasında, her ateşin içinde olabilenleri halk gözünün bebeği biliyor. Kendi çocuğundan daha çok seviyor. 


Bir kelebek gibi ateşe dalıp…

Kaygısızca mayın tarlasına vurup bir çocuğu kucaklayıp getireni kim sevmez ki? Bir kelebek gibi ateşe dalıp bir kadını alevlerin içinden çekip çıkaranı, yanmış yerlerine nefesi ile üfleyeni kim sevmez ki? Bir yaşlıyı sırtlayıp saatlerce çöllerde yürüyeni kim sevmez ki? Susamış bir Êzidî’ye avuçlarında su verini kim sevmez ki? Bir Asurî’nin yarasını kefiyesi ile saranı kim sevmez ki? Bir Hıristiyan’ın başını güneşten korumak için eli ile gölge yapanı kim sevmez ki? Bir Arap ile ekmeğini paylaşanı kim sevmez ki? Bir Kürdün yarasını en çok kanayan yerinden öpebileni kim sevmez ki? 

İşte Hiwa demek böyle destan yürekli bir komutan demekti. O Rojava’da sadece Kürtlerin değil, Rojava’da olan bütün halkların kurtarıcı meleği gibiydi. Nerde bir cenk varsa Hiwa oradaydı. Rojava’nın savaş hafızasıydı Hiwa! Rojhilat’ın o mistik beşiğinde büyümüş, Ortadoğu’nun ve bütün Dünyanın acısını kalbinde hissetmiş yiğit bir komutandı. Nerede acı varsa oraya sevinç taşımayı bildi. Nerede keder varsa oraya mutluluk taşıyabildi. Nerede yılgınlık varsa orada umut olmayı bildi. Hiwa çok konuşmazdı ama yüzüne baktığınızda bu cümleyi okurdunuz simasında; “En güzel dileklerimizi sevdiklerimiz için gerçekleştirdikten sonra, gitmek, gitmek değil. Bir hayali gerçekleştirdikten sonra, ölmek, ölmek değil”… 

Heval Hiwa yine çatışmadaki bir gurubun yardımına koşarken zehirli bir mermi ile sırtından vuruldu. O kurtarıcı kurtarmaya giderken kızıl alevlere atlarken vuruldu. Kendi nefesinden azaltarak çoğalttı hayatı. Kendi canından vererek fazlalaştırdı sevgiyi... 

 Öyle apansız, öyle vedasız mı gidilir Hiwa? Öyle acıyı kalbimize mayalayıp mı gidilir? Bir şey söyle!!! Gitmedim de mesela! Birazdan döneceğim de mesela! Ne dersen inanmaya hazırız şu anda... Sevdalara türkü söylemeye gittin biliyoruz! Mum yaktığımız yer bir rüyanın kıyısıydı uyandığımızda burada olacaksın biliyoruz... Geleceksin kuşlar konacak omuzlarına biliyoruz... Hiwa her dilde umut demektir biliyoruz…

Ve bilmeni istiyoruz ki uğruna ölümlere gittiğin bu halk ve yoldaşların asla unutmayacak seni asla… 


HÎWA SİNE (Wirya Mihemedî)

Sine (Doğu Kürdistan)

16.07.2016 / Tişrin barajı Sêgelo köyü


MEDYA DOZ