“Bu öylesine bir icattır ki, daha sonra geliştirilecek tüm kölelik biçimleri, korkutucu mitolojik ve dinsel formları, sistemli imhaları ve talanları, yakıp yok etmeleri beraberinde getirecektir.” (Abdullah Öcalan-Bir Halkı Savunmak)
Toplumların başına bela olmuş kanserojen etkisiyle, her an toplumu kendi gerçekliğinden uzaklaştırıp çürüten hiyerarşi, geçmişten günümüze bir an olsun toplumlara nefes aldırmamış bir yapıya sahiptir. Erkeğin, yaşlı ve tecrübeli erkek şahsında, çıkarları temelinde kendisini topluma, toplumsal yaşama dayatması ve bir güç haline getirmesi olayı olarak hiyerarşi,  toplumsal yaşamın bundan sonrasındaki süreçlerini tepe taklak etmiştir. Tepe taklak etmiştir çünkü o güne kadar toplumda bulunmayan birçok hastalık türemeye ve hızla kendisini çoğaltmaya başlamıştır.
Bugün kapitalist sistem olarak kendisini bedenleştiren hiyerarşik sistem doğayı, toplumu, insanı bir bütünen canlı yaşantısını derin yarıklara sürüklemiş, çıkış yolu tanımadan çıkmaz sokaklarda çürümeye mahkûm etmiştir. Toplumu nefessiz bırakmanın temel aracı olarak insanı doğasından, evrensel gerçekliğinden uzaklaştırmanın ve toplumu denetim altında tutmanın mekanizması görevini günümüze kadar çok iyi bir şekilde yerine getirmeyi başarmış ve sistem olarak var olagelmiştir. Peki ama hiyerarşinin çıkışı nasıldı? Nasıl oldu da toplumun güçlü dinamiklerini alt üst edip kendisini bir sistem haline getirmişti? Ana-kadın eksenli toplumun hiyerarşi karşısındaki çaresizliği neydi? Toplumsal gerçeklikler inşa edilmiş gerçeklikler ise hiyerarşinin inşasına yol açan etmenler nelerdi? Bir ihtiyaç mıydı? İhtiyaç ise hangi ihtiyaçlara cevap olma amacıyla inşa edildi? M. Bookchin’in ‘yararlı’, Kürt Halk Önderi Öcalan’ın ‘olumlu’ olarak nitelediği hiyerarşik süreç nasıl bir süreçti?
Evrendeki hiçbir şey vardan yok olamayacağı gibi yoktan da var olamaz. Her şeyin bir şekilde bir geçmişe dayandığı ve bu şeyin en zorlu mücadelelerde bile yok olmadığı, kendisini bir şekilde devam ettirdiği gerçekliği evrenin en güçlü kuralıdır. Bu kural çerçevesinde ele alınacak olursa hiyerarşinin de bir geçmişinin olduğu ve bazı temeller üzerinden kendisini şekillendirdiği rahatça belirtilebilir. Ancak şu yanılgıya düşmemek önem arz etmektedir. Hiyerarşi olabildiğine cenah bir yapıda olup, her türden toplumsal hastalığın çıkış noktasıdır. Hiyerarşiyi, çıkışını ve gelişimini meşrulaştırma anlamında değil ama var olan gerçekliğin doğru temellerde anlaşılması için temellerine inilmesinin çözümleyicilik noktasında daha etkili olacağına inanıyoruz.

İnsanın ilk sistemsel sapması

Evren canlılara yaşamlarını sürdürmeleri için olanaklar sunduğunda her şeyi dengeli bir şekilde, tamamlayıcılık temelinde vermişti. Her gerçekliğe var olan ortak amaca hizmet etme ve bu amacı başarıya ulaştırma temelinde sorumluluklar yüklemişti. Biri bir diğerisiz düşünülemezdi. Hepsi beraber, bir arada vardı. Bunun dışına çıkmak esas yoldan çıkmak olurdu. Daha açık bir ifadeyle sapma hali olurdu. Bu gerçeklik belki de en çok insan gerçekliğinde kendisini dışa vurmuştur.
Evrenin, diğer canlılara nazaran bilinç ve farkındalıkla ödüllendirdiği gerçeklik insandır. Ancak insan gelişen bilinç ve farkındalığını ne yazık ki çok farklı amaçlar temelinde kullanmaya yönelmiştir. Nasıl ki tek tanrılı dinlerde Adem ve Hava kendilerine sunulanların dışında, yasaklı meyveye el uzatmaları nedeniyle cennetten kovuldularsa ve çırılçıplak bir şekilde ceza olarak dünyaya gönderildiyseler, evren de günümüz insanını hoyratlıklarından, talan eden ve doğayı tarumar eden yaklaşımlarından kaynaklı cezalandıracaktır-cezalandırmaktadır. 
Bugün toplumun içine girmiş olduğu durum göz önüne getirildiğinde var olan tehlike çok daha net bir şekilde görülecektir. Bu anlamıyla insanın ilk sistemsel sapması, kendine, toplumsal ve evrensel gerçekliğe yabancılaşıp uzaklaşması olarak hiyerarşi gösterilebilir. Kürt Halk Önderi “hazineler kaybedildiği yerde aranmalıdır” dediğinde bu noktaya işaret ediyordu. Toplumun eşit ve özgürlükçü yaşamı bir hazineyse, bu hazinenin kaybedilişi de hiyerarşinin çıkışı olarak nitelenebilir. O zaman toplumun tekrardan hazinesine kavuşması için kaybedişin ilk süreçlerinin yani hiyerarşinin çıkışının iyi analize tabi tutulması gerekir.
Kavram olarak ‘kutsalın gücü’ olarak nitelenebilecek olan hiyerarşi doğal toplum ile sınıf eksenli devletçi sistem arasında yaşanan bir geçiş sürecidir. Toplum içerisinde kadının doğal olarak etkin rolünün gelişimi, bununla bağlantılı yaşlı erkeğin toplumsal ihtiyaçlara cevap olamayışı ve bazı yönleriyle geri düşmesi, yaşlı erkeği bazı arayışların içine itmiştir. Kürt Halk Önderi Öcalan; erkekte gelişen kıskançlık ve yoğun öfkenin sonucu olarak böylesi bir gidişatın geliştiğini belirtmektedir.

Toplumun var olan ihtiyacı

Hiyerarşinin ilk biçimine gerontokrasi denilmesi yanlış olmayacaktır. Yaşlı ve tecrübeli erkeğin, kadının var olan doğal otoritesine saygı çerçevesinde gençlerle etkileşimi ve tecrübelerini aktarması sonucunda kazanmış olduğu saygınlığın ürünü olarak açığa çıkan gerontokrasi ilk çıkışında toplumsal ihtiyaçlar temelinde iş görmekteydi. Böyle yapmak zorundaydı çünkü toplum ancak o şekilde onu kabul edebilirdi. Ne derece toplumsal ihtiyaçlara cevap olursa o derece saygınlık kazanır ve yaşama katılırdı. Gerontokratik yapı bir katılığa sahip değildi, hatta komünal toplumun eşitlikçi yapısından etkiler barındırdığı görülmektedir.
Yaşlı erkeğin belli bir yaştan sonra avlanma ya da toplumun güvenliğini sağlama noktasında performans düşüklüğüne gitmesi nedeniyle hem toplumda yer edinmek hem de toplumun var olan ihtiyaçlarını kendi cephesinde, yapabildiği derece yerine getirmek için tecrübelerini gençlere aktararak etkin olmaya çalışmıştır. Nitekim doğal toplum süreçlerinde toplumda bulunan her kesimin, yaş grubunun, cinsin, bir şekilde toplumsal ihtiyaçları giderme noktasında çaba sahibi oldukları bilinmektedir. Hiç kimse kendisinin olmadığı gibi, yapılan her şey de toplum içindi.
Kürt Halk Önderi Öcalan, “Bir Halkı Savunmak” eserinde “Demokrasinin prototipini doğal toplumdaki yararlı hiyerarşide görmek mümkündür. Birikime ve mülkiyete dayanmayan, topluluğun ortak güvenliğini, yönetimini sağlayan gerek ana-kadın gerek yaşlı-tecrübeli erkek son derece gerekli ve yararlı temel öğelerdir. Topluluğun bu öğelere gönüllü saygısı yüksektir” demektedir. Kürt Halk Önderi’nin ‘yararlı’ olarak nitelediği bu süreç, doğal gelişen otoriteye saygınlık çerçevesinde kendisini yaşamsal kılardı. Herkes için önemli olan temel gerçekli toplumsal yaşamın idame edilmesiydi. Herkes kendi cephesinde, yapabildiği derece toplumu beslemeye dönük çaba içerisine girerdi. Ana-kadının doğal otoritesi buradan gelmekteydi. Sorumluluklarını en üst düzeyde yerine getirme uğraşı içerisindeydi. Kadına saygınlık kazandıran sadece bu değildi tabi ki. Bunun yanı sıra doğa ile olan bütünselliği(toprağı işleme, bazı hayvanları evcilleştirme vb.) ve doğurganlığı ona bu saygınlığı kazandırıyordu. İşte toplumda bulunan diğer herkes de bu temelde, topluma faydalı oldukları derece saygınlık kazanabilirlerdi. Doğal toplumda her şeyin ortak ve eşit olması, birinin bir diğerinden üstün ya da zengin olmayışı kaynağını buradan almaktaydı. Avcı erkeğin de, toplayıcı kadının da elde ettiği her şey eşit bir şekilde toplumun her kesimine dağıtılırdı. Biriktirme karşıtıydılar. Çünkü biriktirmenin kötü bir şey olduğuna ve insanı yoldan çıkarttığına inanıyorlardı.

Yaşlı adam, bilge-şaman...

Gittikçe gelişen ana-kadın eksenli evcil yaşamın karşısında yaşlı erkeğin güçlü ve kurnaz erkekle birleşmesi sonucunda hiyerarşinin gelişimi de hızlanmıştır. İlk etapta toplumsal ihtiyaçlar temelinde kendisini yaşamsal kılan-kılmak zorunda kalan yaşlı erkek, belli bir güç elde etmesiyle bunu kendisini güçlendirmek ve toplumda, en azından kadında olduğu gibi, bir nüfuz sahibi olmak için kullanmıştır. Yaşlılığın etkisiyle güçsüzleşen erkek var olan yaşamsal tecrübelerini gençlere aktararak, fiziksel olmasa da, bir saygınlık çerçevesinde güç elde etme çabasındadır. Bu şekilde gençleri etkisi altına alabilecek ve yönlendirebilecekti. Hiyerarşinin gelişiminde hızlandırıcı bir etkiye sahip olan şaman, elde ettiği kutsal ruhani güçle, insanların inançları doğrultusunda tanrılara adadıkları üzerinden kendisini yaşamsallaştırmaya başlamıştır. Gittikçe bilgelik düzeyine gelen şaman dini inanışın toplum içerisinde sistematik bir hale gelmesinde çok büyük bir role sahiptir.
Bunun yanı sıra gelişen toplum büyümekte ve dışarıya açılmaktadır. Belki de hiyerarşinin hızla gelişmesine neden olan, hatta hiyerarşiyi sınıf temelli devletçi yapıya götüren temel etken klan ya da kabilelerin savaşın da başlangıcı olarak nitelenebilecek olan kendilerini gelişen dış saldırılar karşısında korumaları ve bu temelde güçlü-kurnaz erkeğin bir etkinliğe kavuşmuş olmasıdır. Kürt Halk Önderi Öcalan, doğal toplum değerlerine ciddi anlamda saldırılar bu süreçte yaşandı demektedir. Hiyerarşinin kurumlaşmasındaki en büyük etken gelişen dış saldırılar ve bu saldırılar karşısında klanın kendisini erkek şahsında koruma refleksiydi. Gittikçe analitik zekâsı gelişen güçlü erkek kurnazlıklar yoluyla kendisini toplum içerisinde de daha etkin hale getirmekteydi.

Hiyerarşik-devletçi sistem

Yaşlı adam, bilge-şaman ve güçlü-kurnaz erkeğin birleşmesinden toplum tepe taklak olmuştur. Yaşlı erkeğin deneyim ve tecrübesini aktardığı gençleri güçlü-kurnaz erkeğin etrafında bir güç haline getirmesi ve şamanın da ruhani yollarla destek sunması kadının da etkinliğinin düşmesine neden olacaktır. Bu süreç bu şekilde devletleşmeye kadar gidecektir. Özellikle mitolojinin gelişimiyle erkek de kadının yanında bir otorite olma yolunda hızlı adımlar atmıştır. Ancak kadında gelişen doğal ve toplumsal içerikliyken, erkekte gelişen doğal olmayıp, toplumda beliren zayıflıklar üzerinden kendini güç haline getirmeydi.
Hiyerarşi kendisini devlet gibi bir yapıya kavuşturduğunda milyon yıldır doğal bir şekilde, doğa ile bir bütünsellik içerisinde kendisini sürdüren toplumsal yaşam sapmanın doruğuna ulaşmıştır. Hiyerarşiyle yaşlı adamın, rahip ve güçlü-kurnaz erkekle işbirliğine giderek kadını hedef alan saldırıları ve ana-kadın eksenli toplumsal yaşamı düşürme eylemleri devletçi sistemle daha sistematik hale gelmiştir. Bundan sonrasında gelişecek tüm köleci sistemlerin temelinde doğal toplumun etkin gücünün düşürülmesi yatmaktadır. Bundan sonrasında esas olan doğal bütünsellik içerisinde toplumun ihtiyaçları değil, bir kesimin, bir sınıfın çıkarları olmuştur.
Bunun en zirve halini bugün topluma hiyerarşik-devletçi sistemin sürdürücüsü olan kapitalist uygarlık dayatmaktadır. Kapitalist sistem tekeline aldığı toplumsal gerçeklikler yoluyla toplumu can evinden vurmaktadır. Toplumsal bir gerçeklik olan bilimi kendi çıkarları temelinde kullanarak insanları istediği gibi yönlendirmekte ve kullanmaktadır. Hiyerarşik-devletçi sistemin henüz en başında egemenler tarafından geliştirilen özne-nesne ayrışması yoluyla doğa-toplum, kadın-erkek, genç-yaşlı, fizik-metafizik gibi gerçekliklerin arasında derin uçurumlar açmış ve birbirinden koparmıştır. Yararlı-yararsız, iyi-kötü gibi kavramlarla da toplumun içerisine fitne yerleştirmiştir. Talanın sadece doğa üzerinde değil tüm insanlığın emeğinin bir sömürüye tabi tutulduğu bir canavar haline gelmiştir.
Hiyerarşik-devletçi sistemin sınıf eksenli olması toplumsal yaşamı parça pürçük etmiştir. Toplumsal akışı sekteye uğratmış ve bir başka yöne yöneltmiştir. Kürt Halk Önderi Öcalan, “insanlığın toplam sorunlarının çözümü olarak demokrasinin, insanın insana yabancılaşması, onun da, özünde hiyerarşinin yol açtığı erkek insanın kadın insan ve genel olarak insanın doğaya yabancılaşmasının bir sonucudur” demektedir. Ve aslında doğal toplumda da olan, bin yıllardır demokratik uygarlık güçlerinin mücadelelerinin temelinde olan özgür ve eşit bir yaşamın oluşturulmasının perspektifini de bize sunmaktadır.
Kadın-erkek eşitliği yerine cinsiyetçiliği ve kadının köleliğini, ekoloji yerine doğanın ve insanın sömürüsünü, bilim-teknoloji yerine endüstiyalizmi, demokrasi yerine liberalizmi, toplum yerine bireyciliği dayatan hiyerarşik-devletçi sisteme ancak demokratik uygarlık sistemin bir ferdi olduğumuzu anlayarak ve bu temelde mücadeleye girişerek olacaktır. Hiyerarşik-devletçi sistemin sürdürücüsü ve en azgını olan kapitalist uygarlık toplumu insanları olabildiğine mücadeleden ve toplumsal gerçekliklerden uzaklaştırma çabasındadır. Çünkü mücadele egemen sistemin çıkarlarına uygun olmayan bir gerçekliktir. Köleliğin temelinde de bu vardır. Kendisine köle edilen insanlarla toplum işlevsiz ve yarınsız bırakılmak istenmektedir. Bundan kaynaklı tarihsel sorumluluklarımızın bilincine vararak, toplumun, doğanın, evrenin bizlere yüklemiş olduğu, bizden istediği görevlerimizi yerine getirme temelinde çok geç olmadan mücadeleye, özgür ve yaşanılır bir yaşam mücadelesine katılmamız gerekmektedir. Başarı ancak mücadelenin güzelliğine ulaşıldığı derece elde edilebilir ve özgür yarınlara ulaşılabilir.



ZERDEŞT TOLHILDAN