Yirmi yıldır sürgünde yaşayan Kürt sanatçı Hozan Kawa, 2015 Amed Newrozu’nda sahne alacağı Kürdistan’a dönüyor. 20 yıl önce sürgünde Marsilya’da 21 Mart günü ilk defa Hozan Kawa olarak sahneye çıkan sanatçı, 20 yıl sonra aynı gün Amed Newrozu’nda sahne alacak. Kawa, dönüşü ile ilgili, ‘Normal bir vatandaş olarak Avrupa’ya geldim ama Hozan Kawa olarak geri döneceğim’ dedi. Hozan Kawa ile sürgünlüğünü ve 20 yıl sonra ülkeye dönecek olmanın duygularını konuştuk.


1995 yılından bu yana Avrupa’da sürgünde yaşıyorsunuz. Kısaca yurt dışına sürgüne çıkışınıza neden olan dönemi anlatabilir misiniz?

Sürgünde 20 yılımı doldurdum. Gerek 20 yıl önce ve gerekse şimdi kendi dilim ve kimliğimle müzik yapıyor, söylüyordum. O zaman ne söylüyorsak şimdi de aynısını söylüyoruz. Bizler bu sebepten kendi ülkemizden kovulduk. Bizleri düşüncelerimizden, kendi anadilimizde icra ettiğimiz müziğimizden ve halkımızın yanında yer aldığımızdan dolayı cezaevine attılar. Cezaevinden çıkıp sürgüne gelmek zorunda kaldım. 1995 yılında Fransa’ya yerleştim. Burada ağır bedeller verdik. Benim 20 yılıma neden oldu. Fakat bizler hiç durmadık. Çalışmalarımızı devam ettirdik. Normal bir vatandaş olarak Avrupa’ya geldim ama Hozan Kawa olarak geri döneceğim.


Ülkeden sürgünlüğünüze neden olan koşullarda nasıl değişiklikler oldu?

Aslında Kürt Özgürlük Hareketi’nin başlagıç döneminden bugüne değişen hiç bir şey olmadı halk açısından. Halk hala ayakta, hala direnmekte. Savaşın en yoğun olduğu 93 yılında bile bu halk, Kürt Özgürlük Hareketi’nin direnişi ve yine buna benzer bir döneme girecekti. Fakat hiç karşılık bulmadı. Bugün Kürt Özgürlük Hareketi ve Sayın Abdullah Öcalan’nın attığı adımlarla süreç bir öncekinden daha farklı yürümekte. Çünkü artık bu meselenin katliamlarla, sürgünlerle olmayacağını anladılar kısmen. Ben bir çok arkadaşımı orada bırakıp geldim. Çoğu hayatını kaybetti. Faili meçhul cinayetlere kurban gittiler.  Bu baskı koşullarında bizlerde kaçmak zorunda kaldık. Onların o onurlu mücadelelerine bağlılığın bir gereği olarak bizlerde kendi sanatımızla burada var olduk. Bu benim açımdan farklıdır. Çünkü; 1995 Paris’te 21 Mart Marsilya Newrozu’nda ben Demirci Kawa rolünü üstlenerek sahneye çıkmıştım tiyatroda. Fakat oradaki arkadaşlar, ‘Bu gencin sesi çok güzel. Sahneye çıksın’ diyerek süpriz bir şekilde Hozan Kawa olarak çağrıldım ve sahne aldım. Tam 20 yıl sonra aynı gün Amed’te sahne alacağım. Benim için anlamı ve önemi çok büyük bu Newroz’un. Beklentilere cevap olmak için, özgürlük için, barış için, kardeşlik için gideceğim. Birde seçim var orada seçim çalışmalarına katılmak istiyorum.


Bir sanatçı olarak sürgünün sizin için nasıl bir anlamı var?

Bir sanatçı olarak, hiç bir zaman Avrupalı olmadım. Benim ait olduğum topraklar benim için esas oldu. Psikolojikmen, ruhen, yaşamsallığın bir bütünselliği içerisinde 20 yıl boyunca burada olmadım, olamadım. Çok duygu doluyum. Alabildiğince özlem doluyum. Topraklarımı özledim. Oradaki halkın o direnişini, direnirken yaşama kattıklarını özledim. Bunların tamamı beni derinden etkiliyor. Sürgünde 6 albüm yaptım. Bunların tamamı sürgünde olduğum için çıktı. Yani sürgünlüğün verdiği o duygularla çıktı bu albümler. Acı olan ise, verilen direnişten uzakta olduğum hissiyatı beni çok zorladı. 


Ülkeye yönelik müzik hayatınızda önünüze koyduğunuz projeleriniz olacak mı?

Ben ülkeye yönelik bir süpriz eser hazırladım. Amed Newrozu için. Hiç bir albümde de yok bu parça. Amed’te, Kobanê, Şengal, Kerkük ve Pîrsus’taki direnişi esas alarak ‘Kîne Kîne ev Apocine’ adlı bir parça hazırladık. Çok titiz bir çalışma yürüttük bu parça için. Amed’de yeni birşeylerde yapmak istiyorum. Ülkeye gidiş dönüşten sonra oradan alacağım enerji ile yeni bir albüm çıkaracağım. Her iki yılda bir albüm çıkartıyorum 2015 Kürt Kültür Festivali’nde de bir albüm çıkacak.


20 yıl sonra ülkeye gideceksiniz, geri dönecek olmanın duygularını anlatır mısınız? 

Ben bambaşka bir dünyaya gidiyorum. Bunun tarifi cidden zor. orada bir okyanus var ve okyanusun içerisinde bir damla olmak benim için bir şereftir. Amed’te böylesi dolu-dizgin bir yılda Kobanê ve Şengal direnişinin gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde Kürt mücadelesinin nasıl tartışıldığı ve kabul gördüğü bir yılda gidiyorum. Yani 2015 yılı dopdolu bir yıl olacak. Böylesi bir yılda benim oraya gitmemi anlatmam çok zor gerçekten. Fakat gidişim gündeme geldiği günden itibaren çok duygu dolu ve heyecanlandım. Bu duygu ve heyecanımıda sanatıma yansıtmak istiyorum. Devrim kapıları aralanmışken, sanat cephesi de bu rolün misyonun, farkında olması gerekmekte. Halkın o direnişi yansıtılmalı. Bu zamana kadar hep acıları, sürgünleri, ölümleri ifade ettik eserlerimizde. Bugünden sonra barışı, kardeşliği, özgürlüğü haykırmak isterim. Bu durumda beni ciddi bir şekilde motive etmekte. Her zaman, her yerde söylüyordum; acaba bir gün beni var eden ‘Heliyam’  ve ‘Newroze’ parçasını Amed’te söyleyebilecek miyim? Bu halk kendi acılarını, üzüntülerini yüreğinde hisseden ve ortaklaştıran sanatçıları kabul etmekte. Bunu hak eden sanatçı da dünyanın en mutlu ve gururlu sanatçısıdır. Bu halk ağır bedeller ödedi. Kobanê’de her gün onlarca Kürt gencini toprağa verdik. Tüm Ortadoğu halklarının koruyucusu olan gençleri sanatımıza yansıtmanın heyecanı ve coşkusu içerisinde gideğim.


REHA SARI/HABER MERKEZİ