Hrank Dink ile dağ arasında; Hrant Dink ile Kürtler arasında, Hrant Dink ile AKP’nin yarattığı Türkiye arasında önemli bağ var. Özellikle Kürdistan dağları gibi. Hrant gibi Kürt gençlerini de öldürmek ve yok etmek istiyorlar. Sokak ortasında Ermeni ve aydın olduğu için kafasına sıkılan Hrant Dink ile Kürt ve gerilla olduğu için tonlarca bombaların başlarına yağdırılması aynı niyetin sonucudur. Aynı zihniyettir. Bunun iyi bilinmesi gerekiyor.
1990’larda Kürt gazetecileri, siyasetçileri, yurtseverleri satırlarla, kurşunlarla, naylon iplerle öldürülürdü. Listeler hazırlanırdı. Sokakta infaz edilirlerdi. Şimdi yine listeler var. O listeye göre kimlerin zindana tıkalacağı, kimlerin kafasına kurşu sıkılacağı kimlerin başlarına bomba yağdırılacağı var. Ölüm rejimi kendisini her alanda örgütledi. Herkesin kendisine boyun eğmesini istiyor.
Dağlara bombalar; gazetecilere, siyasilere, akademisyenlere kelepçeler; fazla ileri gidenlerin ise kafasına kurşunlar sıkılıyor. Rejim kendi rengini gösterdi. Rejimin tanımını BDP Eşbaşkanı, DTK Eşbaşkanı, liberal aydınlar artık çok açık ve gür sesle yapıyor. Bu yaşanan faşizmdir. AKP Faşizmi!
Öylesine başı dönmüş ki bu Yeşil renkli ergenekon faşizminin, gözü doymuyor. Utanmak nedir bilmiyor. Yalandan besleniyor. İşbirlikçilerle ayakta kalıyor. Teslim olanlar ve birkaç kuruşluk maaşını kaybetmek istemeyenlerle ayakta.
Dağları bombalıyor, zindanları dolduruyor. Sokaklarda terör estiriyor. Sürgündekilerin varlık gerekçelerini yok sayıyor. Mallarına göz dikiyor. Gözü dönmüş uygulamaları demokrasi olarak sunmaya çalışıyor.
Ama sesler daha fazla çıkıyor. Dağlarda direnenler bombalara aldırmıyor, zindanlara konulanlar boyun eğmiyor, sokakta estirilen devlet terörü sindiremiyor, sürgündekiler yerinde durmuyor... Herkes ayakta, dim dik! Dağda, zindanda, sokakta ve sürgünde artık daha görkemli bir direnişin duruşunu göstermek için yollara çıkıyorlar. Önceki dönemlerde bir alan direnerek diğer alanın yerini doldurmaya çalışırdı. Ama şimdi dağ, zindan, sokak ve sürgün aynı yoğunlukta, aynı kararlılıkta ve daha radikal bir direnişin içindeler.
Önümüz 15 Şubat, 8 Mart ve Newroz olduğu için değil; önümüzde keskin iki seçenek olduğu için direniş daha da radikal bir hal alacak. Çünkü ya AKP’nin teslimiyet politikalarına boyun eğilecek –ki ne dağda, ne zindanda, ne sokakta ne sürgünde bunun en küçük bir emaresi bile yok- ya da onurlu ve özgür bir yaşam için direnilecek. Kürtler ikinci seçeneğin içinde yürüyüş halindeler. Bu yürüyüş büyüyerek, radikalleşerek, derinleşerek devam ediyor. Bu yürüyüşün içinde milyonlar var. Her şeye rağmen tek kişilik hücresinde halkının özgürlüğü için boyun eğmeyen, dik duran insanın düşüncesi var. Mayasında “Berxwedan jiyane” sözleri olan bir yürüyüş bu. Özgürlük yürüyüşü...
Dağların doruklarındaki patikalardan, zindanlardaki hücrelerden, sokaklardaki barikatlardan, sürgündeki yurtseverlik duygusundan başlıyor yürüyüş. Korksunlar zalimler, zulme ortak olan işbirlikçiler çünkü Özgür Kürdün yürüyüşüdür bu... Yüründüğünde, Seyid Rıza’nın da, Şeyh Said’in de, Deniz Gezmiş’in de Mahir Çayan’ın da, İbrahim Kaypakaya’nın da, Hrant Dink’in de, Ceylan Önkol’un da intikamının alınacağı bir yürüyüştür. Yani halkların da özgür olacağı bir yürüyüş...