
Hep bir aradaymışım gibiyim
‘’Hrant Dink’in katledilmesinden sonra, biz yürüyüşler ve birçok çalışmalarla uğraşırken, Bülent Arınlı tek başına ağlaya ağlaya belgeselin kurgusunu tamamladı’’ diyen Şehbal, 2007 yılında yaşadıkları acının hala devam ettiğini dile getirdi. Hrant’ın anlattığı ve belgeselde kullanılmayan birçok konu olduğunu ifade ederek, ‘’Hrant’ın anlatılarını dinlerken, sanki hep bir aradaymışım gibi oluyorum’’ dedi. Şehbal, filmin kurgu sürecinin kendileri için üzüntülü bir süreç olduğunu ifade ederken, Hrant Dink’in ölümünden bir yıl sonra da eşi Bülent Arınlı’yı kaybettiğini söyledi.
Hrant’la başladık
Hrant’ın demokrasi mücadelesinde önemli sembollerinden biri olduğuna işaret eden Şehbal Şenyurt, şöyle konuştu: ‘’Belgesel filminde kendisi de ifade ettiği gibi, 1915’ten bu yana aslında yaşanmış olanların bir tür sembolü gibi hissettiği bir mekandı orası. Birçok acıyla yoğuruldu bu topraklar. Hala da devam ediyor ve ne yazık ki bütün bunlar insanların ruhunda birikiyor. Bazı noktalarda sembolleşerek açığa çıkıyor. Biz bu filmi Hrant’la birlikte yapmaya başlamıştık. Aslında uzun ve gayrimüslim vakıflarına dönük bir çalışma olacaktı. Daha sonra ikinci bir filmle tamamladık bunu. Buradaki temel mesele, ulus-devlet felsefesinin tek tipçi felsefenin birey hayatında nerelere tekabül etiği, neleri yok etiği üzerine bir çalışma olacaktı.’’
Baskı azalınca tamamlayabildik
Projenin 2004’de başladığını fakat o dönemde Agos Gazetesi üzerinde yürütülen karalama kampanyaları nedeni ile hayata geçirilmediğini kaydeden Şenbal, ‘’Agos Gazetesi’nde Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğuna ilişkin haber yayınlandı. Davalar kartopu gibi büyüdü ve bütün süreçler Hrant üzerinde yaşandı. Biz de ‘Şimdilik bu filmi askıya alalım. Daha sonra olaylar durulduğunda tamamlarız’ dedik. Maalesef ardından başımıza böyle korkunç bir olay geldi ve biz hemen akabinde Hrant’ın yarım kalan kırlangıcın yuvası adlı belgesel filmini toplumla paylaşmak için tamamladık’’ dedi.
MİZGİN TABU / JİNHA/AMED