Hrant Dink’in anlatımıyla İstanbul Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’nın öyküsünü anlatan bir belgesel ‘Kırlangıç Yuvası.’ Yetim çocukların emeği ile yapılan kampta Hrant Dink de kendi yuvalarını kurmaya çalışan bu çocuklardan biridir. Kamp, 12 Eylül askeri darbesinin ardından gelen yeni yasa ile Ermeni Vakıf mülkiyetinden alınıp bir harabe olmaya terk ediliyor. Belgeselde Dink, kampın yıkıntıları arasında gezinerek duygularını, kampın kimsesiz, yetim çocuklar için ne anlama geldiğini ve geri alma mücadelelerini anlatır. Belgesel aynı zamanda Dink’in ölümü ardından onun düşlerini dile getiren bir ağıt niteliği taşıyor. Dink’in ardından yarım kalan belgesel yakın arkadaşları olan Şehbal Şenyurt ve eşi Bülent Arınlı belgeseli tamamlayarak bir vefa borcunu üstlenir.  Şehbal Şenyurt, belgeselin yapımcısı olurken, Hrant’ın ardından 2008 yılında kaybettiği eşi Bülent Arınlı ise belgeselin yönetmenliğini yaptı.


Hep bir aradaymışım gibiyim

‘’Hrant Dink’in katledilmesinden sonra, biz yürüyüşler ve birçok çalışmalarla uğraşırken, Bülent Arınlı tek başına ağlaya ağlaya belgeselin kurgusunu tamamladı’’ diyen Şehbal, 2007 yılında yaşadıkları acının hala devam ettiğini dile getirdi. Hrant’ın anlattığı ve belgeselde kullanılmayan birçok konu olduğunu ifade ederek, ‘’Hrant’ın anlatılarını dinlerken, sanki hep bir aradaymışım gibi oluyorum’’ dedi. Şehbal, filmin kurgu sürecinin kendileri için üzüntülü bir süreç olduğunu ifade ederken, Hrant Dink’in ölümünden bir yıl sonra da eşi Bülent Arınlı’yı kaybettiğini söyledi.

Hrant’la başladık

Hrant’ın demokrasi mücadelesinde önemli sembollerinden biri olduğuna işaret eden Şehbal Şenyurt, şöyle konuştu: ‘’Belgesel filminde kendisi de ifade ettiği gibi, 1915’ten bu yana aslında yaşanmış olanların bir tür sembolü gibi hissettiği bir mekandı orası. Birçok acıyla yoğuruldu bu topraklar. Hala da devam ediyor ve ne yazık ki bütün bunlar insanların ruhunda birikiyor. Bazı noktalarda sembolleşerek açığa çıkıyor. Biz bu filmi Hrant’la birlikte yapmaya başlamıştık. Aslında uzun ve gayrimüslim vakıflarına dönük bir çalışma olacaktı. Daha sonra ikinci bir filmle tamamladık bunu. Buradaki temel mesele, ulus-devlet felsefesinin tek tipçi felsefenin birey hayatında nerelere tekabül etiği, neleri yok etiği üzerine bir çalışma olacaktı.’’

Baskı azalınca tamamlayabildik

Projenin 2004’de başladığını fakat o dönemde Agos Gazetesi üzerinde yürütülen karalama kampanyaları nedeni ile hayata geçirilmediğini kaydeden Şenbal, ‘’Agos Gazetesi’nde Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğuna ilişkin haber yayınlandı. Davalar kartopu gibi büyüdü ve bütün süreçler Hrant üzerinde yaşandı. Biz de ‘Şimdilik bu filmi askıya alalım. Daha sonra olaylar durulduğunda tamamlarız’ dedik. Maalesef ardından başımıza böyle korkunç bir olay geldi ve biz hemen akabinde Hrant’ın yarım kalan kırlangıcın yuvası adlı belgesel filmini toplumla paylaşmak için tamamladık’’ dedi.


MİZGİN TABU / JİNHA/AMED