Yıllar sonraki ilk görüşte annesi oğlu José Mujica’ya şöyle der: Seni delirtmelerine izin verme. Yalnızca direnmeyi bıraktığında yenilmiş sayılırsın.

ZABEL MİRKAN

12 Yıllık Gece (A Twelve Year Night), yönetmenliği ve senaristliği Álvaro Brechner tarafından gerçekleştirilen 2018 çıkışlı Uruguay filmi. Film, 91. Akademi Ödülleri’nin ”Yabancı Dilde En İyi Film Ödülü” kategorisinde yarışmak üzere Uruguay’ın aday adayı olarak gösterildi; ancak seçilemedi.

Prömiyerini Venedik Film Festivali’nde gerçekleştiren, ödüllü sinemacı Álvaro Brechner’in yönetmenliğini üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Antonio de la Torre, Chino Darín, Alfonso Tort, Soledad Villamil ve César Troncoso gibi isimler yer alıyor. Uruguay ilk kez 1992 yılında Oscar’a film gönderdi. Ancak gönderilen “A Place in the World” filminin aslında Arjantin asıllı olduğu ortaya çıktı ve film diskalifiye edildi. O zamandan bu yana 15 kez şansını deneyen Uruguay henüz bir adaylık elde edemedi…

Öldürme, delirt

“12 Yıllık Gece”, 12 yıllarını geçirecekleri hücrelere götürülen üç siyasi tutuklunun hikâyesini anlatıyor. 1973 yılında askeri diktatörlük ile yönetilen Uruguay’da, bir sonbahar gecesi üç siyasi tutuklu, düzenlenen gizli bir operasyonla hapishanedeki hücrelerinden alınarak bilmedikleri bir yere götürülür. Götürüldükleri yerler tam 12 yıllık tutsaklık sürelerinin mekânlarıdır. Yapılmak istenen şey bellidir; mahkûmlar öldürülmeyecek ama delirtileceklerdir. Yeni hücrelerinde deliliğe terk edilen mahkûmlar arasında yıllar sonra Uruguay Başkanı olan José Pepe Mujica da var. José Mujica ve Tupamaro üyesi iki siyasi hükümlü, tecrit ve işkenceyle geçen 12 yıl boyunca hayatta kalma mücadelesi verir.

‘Abba kim?’

Tutsaklar o denli yoğun bir tecritle karşı karşıyadır ki birbirleriyle iletişim kurmaları, askerlerin onlarla iletişim kurmaları her halükârda yasaktır. Aylarca, hatta yıllarca birbirlerine göremez ve birbirlerinden haber alamazlar. Ancak birbirlerine yakın hücrelere konulduklarında bir iletişim yöntemi geliştirirler: Duvara vurmak ya da duvara yazmak. Tutsaklar duvara belli bir sayı ve ritimde tıklayarak birbirlerinin ne demek istediklerini anladıkları bir yöntem geliştirirler. A, B, C, D, E… Bir kez vuruyor ise A, iki kez ise B. Böylelikle cümle kurabilir, hatta birbirlerine şiir bile gönderebilirler. Tabii bu görece daha “rahat” oldukları hapishanelerden biri. Tutsaklardan biri tuvalete gittiği esnada çöpten bir gazete parçası alır, dışarıda ne olup bittiğinden asla haberleri yoktur çünkü. Arkadaşlarına Abba’nın Eurovision’u kazandığını söyler, diğeri şöyle yanıt verir: “Abba kim?”

Öldürme delirt!

Başta askerin söylediği gibi, devlet istese de onları öldürmediği ya da öldüremediği için “delirtme” yöntemini seçer. Her yıl farklı bir hapishanenin farklı hücrelerine konulur tutsaklar. Bunlardan en kötüsü yerin yedi kat dibinde olan ve içeriye sadece bir kişinin sığabileceği hücrelerdir. Bu hücrelere hiçbir şekilde gün ışığı girmez. Tutsaklara sürekli yankılanan radyonun kötü sesi gelir ve bu ses hücrelerinde yankılanır...

Kızılhaç komitesi, sözde tutsakların durumunu gözlemlemek için geldiğinde tutsakların odalarına masa, sandalye, kitap ve resimler konulur. Ancak komitenin karşısına çıkan tutsaklara hangi koşullarda oldukları, onlara yemek verip verilmediği dahi sorulmaz. Sadece isimleri… Hapishane yönetimi öncesinde zaten uyarır tutsakları: “Komite karşısında olumsuz bir şey söylerseniz sizi öldürürüz.”

Direnmeyi bırakırsan…

Filmin anakarakteri José Mujica, hücresinde en çok zorlanan tutsaktır; sesler duyar ve halüsinasyonlar görür. Kimi zaman annesini, kimi zaman ise öldürülen yoldaşlarını. Annesi her daim güç verir ama Mujica’ya. Yıllar sonraki ilk görüşünde oğluna şöyle der: “Seni delirtmelerine izin verme. Yalnızca direnmeyi bıraktığında yenilmiş sayılırsın.”

Mujica bu görüşten sonra doktora gider ve doktor ona psikotik bozukluk tanısı koyar, ondan zihnini toparlamasını, mantıklı düşünmesini ister. Çünkü doktor hapishane koşullarını bilmez. İnsanın zihnini toparlaması için bazen bir insana bazen ise kitaplara, kâğıda ve kaleme ihtiyacı olur. Ancak Mujica ve arkadaşları bırakın kitabı, yedi yıldır bir kâğıda bile dokunmuş değildir o ana kadar… 1985’te sonra eren sivil-askeri diktatörlükten sonra tutsaklar serbest bırakılır, film ise sonrasında bu üç siyasinin gelecekte kimler olduğuna dair bilgiler vererek biter.

Filme konu olan José Mujica, 2009 Başkanlık Seçimleri’nde Uruguay Başkanı oldu, 2010 ve 2015 yılları arasında devlet başkanlığı yaptı. Aylık 12 bin dolar maaşının yüzde 90’ını hayır kurumlarına bağışlayan Mujica, dünyanın en “yoksul” devlet başkanı olarak anılıyor. Film mi? Film, siyasi tutsaklığın ve tecridin ne denli ağır bir işkence sürecine dönüşebileceğinin tarihi bir örneği...