İstanbul Hukuk Kurumları Koordinasyonu, devam eden açlık grevlerine dikkat çekerek, “Ölümler, sakatlıklar yaşanmadan, her gün çocuğunun, annesinin, babasının, kız kardeşinin, arkadaşının ölüm haberini bekleyen binlerce insanımızın kaygı dolu bekleyişi derhal sona erdirilmeli ve soruna kesin bir çözüm yolu bulunmalıdır” diye seslendi.

İstanbul Hukuk Kurumları Koordinasyonu, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kalkması talebiyle devam eden açlık grevlerine ilişkin Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi C kapısı önünde basın açıklaması yaptı.

Hukuk Kurumları adına ortak basın açıklamasını Avukat Several Ballıkaya okudu. Açlık grevi eylemlerinin yanı sıra bu süreçte 8 kişinin İmralı Cezaevi’nde uygulanan tecridi protesto etmek amaçlı yaşamına son verdiğini anımsatan Ballıkaya, “Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve sistematik kötü muamele, her dönemde Türkiye gündeminin birinci sırasını işgal etmiştir. Cezaevlerindeki sistematik ihlallerin, antidemokratik uygulamaların protesto edilmesi ve bir hak arayışı yöntemi olarak, 1980’den bu yana çok sayıda açlık grevi/ölüm orucu eylemi gerçekleştirilmiştir. Ne yazık ki bu eylemler sonucunda yüzlerce insan yaşamını kaybetmiş, yüzlerce kişi de geri dönüşü olmayacak şekilde sakat kalmıştır. Biz hukukçular, neredeyse 40 yılı bulan süreçte bu acılara, gün be gün yaşanan ölümlere bizzat tanıklık ettik” dedi.

Bir kez daha görmeyelim

 Açlık grevinin sonuçlarının kötü ve zor bir eylem olduğunu sözlerine ekleyen Ballıkaya, şöyle devam etti: “İnsanın yavaş yavaş ve acı içinde ölmeyi göze alması anlamına gelir ki, bu süreç büyük zorlukları içinde taşımaktadır. Bizler ölüm orucu ve açlık grevi süreçlerinde müvekkillerimizin vücutlarında oluşan tahribatlara, açlık grevi sonucu yaşamını kaybedenlerin, sakat kalanların dayanılması güç değişimine tanıklık etmiş hukukçularız. İşte bu nedenledir ki artık ne yeni ölümlere ne de sakat bırakılmış insanları bir kez daha görmeye tahammülümüz kalmamıştır.”

Talep, yasal haktır

 Güven ve diğer açlık grevi eylemcilerinin talebinin Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması, ailesi ve avukatlarıyla iletişim kurmasına olanak sağlanması olduğuna vurgulayan Ballıkaya, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Kritik aşamaya gelinmiş olan bu sürece kadar devam eden açlık grevinde ileri sürülen talep, yasal bir hakkın kullandırılmasına olanak sağlanmasıdır. 20 yılı aşkın bir süredir, İmralı Cezaevi’nde tutulan Abdullah Öcalan, 2011’den beri avukatlarıyla görüştürülmemektedir. 2015’ten beri de ailesiyle görüşmesine bile izin verilmemiştir. Mektup ve telefonda dahil olmak üzere tüm iletişim olanaklarından yoksun bırakılmıştır. Sağlığı ve güvenliğiyle ilgili haber alınamamaktadır. İmralı Cezaevi tecridi, aynı koşullarda tutulan diğer mahpusları da kapsayacak şekilde uygulanmaktadır. Ceza ve Güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kanunun 59. maddesine göre hükümlü olarak cezaevinde bulunan her mahpusun avukatlarıyla görüşme hakkı vardır. Kanunun 83. maddesinde yakınlarıyla görüşme hakkı, 66. maddesinde telefonla görüşme hakkı, 68.maddede ise mektup gönderme hakkı, herkese uygulanmak üzere tanınmıştır.”

Hukuk askıdadır

 Ceza Güvenlik Tedbirleri İnfaz Hakkında Kanun’un tüm cezaevlerinde uygulanan hükümlerinin İmralı Cezaevi’nde uygulanmadığının altını çizen Ballıkaya, şu ifadelerde bulundu: “Türkiye’nin taraf olduğu ulusal üstü belgelerde, tüm tutuklu ve hükümlülerin iletişim olanaklarından yaralanma hakkı düzenlenmiştir. BM çerçevesinde hazırlanan Mahpuslara Uygulanacak Asgari Standart Kurallar da ‘Hapis cezası veya failin dış dünyadan mahrum kalması sonucunu doğuran diğer tedbirler, kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakarak, kendi iradesiyle hareket etme hakkını elinden alan sıkıntı verici bir durumdur. Bu nedenle cezaevi sistemi, geçici olarak haklı görülebilecek ayırmalar veya disiplinin sağlanması dışında, durumun doğasında var olan sıkıntıyı ağırlaştıramaz’ ifadesiyle mahpus haklarının temel çerçevesi açısından önemli bir ölçüt belirlemiştir. Kısaca ortaya koyduğumuz bu başlıklar dahi, uygulanan katı tecridin, iç hukuka ve ulus üstü hukuka aykırı olduğunu göstermek açısından yeterlidir. Uluslararası sözleşmeler kişiyi mutlak bir yalnızlığa iten tecridi, insan hak ve özgürlüklerine aykırı bir uygulama ve insanlık suçu olarak kabul edilmektedir. BM İnsan Hakları Komitesi, tecridin Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 7. maddesinde düzenlenen işkence ve kötü muamele yasağının ihlali niteliğinde olduğunu açıklamıştır. Uluslararası Af Örgütü raporlarında, uzun süreli izolasyon uygulamasının bizzat kendisinin zalimane, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele olduğunu, işkence ve kötü muameleyi kolaylaştırıcı olduğunu açıklamıştır.”

Temizkan’ın sözü

 Ballıkaya, tüm bu olgular birlikte değerlendirildiğinde, yasal bir hakkın uygulanmasını sağlamak için açlık grevi yapılması sonucunu ortaya çıkaran koşulların değiştirilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Ballıkaya, “Açlık grevindeki binlerce mahpus bir ayrıcalık elde etme arayışında değildir. Açlık grevcilerinin tek bir talebi vardır. Yasal bir hakkın tanınması, tecridin kaldırılması ve tüm mahpusların sahip olduğu iletişim kurma hakkının İmralı cezaevinde de uygulanmasıdır” diyerek Anayasa’nın eşitlik ilkesinin de bunu gerektirdiğini söyledi. Devletin bir an önce çözüm bulması gerektiğinin altını çizen Ballıkaya, şöyle konuştu: “Bugün cezaevlerinde, binlerce insan, canlarını pul yerine koyarak bir şey söylemek istiyor. Bu sesin duyulması, yeni ölümler ve sakatlıklar yaşanmadan eşitliğe, adalete uygun şekilde çözüm bulunması ve tecridin kaldırılması gerekir. Leyla Güven’in kızı Sabiha Temizkan’ın haykırdığı ‘lütfen annemin ölmesine izin vermeyin’ sözünün binlerce annenin, babanın, kardeşin, eşin ve çocuğun çığlığı olduğu unutulmamalıdır.”

Kesin çözüm yolu bulunmalı

 Yetkililere seslenen Ballıkaya, sözlerini şöyle tamamladı: “Ölümler, sakatlıklar yaşanmadan, her gün çocuğunun, annesinin, babasının, kız kardeşinin,  arkadaşının ölüm haberini bekleyen binlerce  insanımızın kaygı dolu bekleyişi   derhal sona erdirilmeli ve soruna kesin bir çözüm yolu bulunmalıdır. Hukukçular olarak biz de haykırıyoruz. Sabiha’nın annesi Leyla Güven ölmesin, yaşasın. Hazal Taş’ın oğlu İsmet Taş ölmesin, yaşasın. Levent Kurt’un oğlu Seyhan Kurt ölmesin, yaşasın. Veli Barut’un kardeşi Burhan Barut ölmesin, yaşasın. Meslektaşımız Deniz Sürgüt ve burada isimlerini söylemediklerimiz ölmesin, yaşasın. İnsanlarımız açlık grevinde ölmeden soruna çözüm bulunsun.”

 

İSTANBUL