Hitler devletinin de hukuk devleti olduğunu; yapılan her şeyin yasalara dayandırıldığını; yasalara uygun mahkemelerin faal olduğunu; kolluklarında gamalı haç olan yargıçların gırtlaklarını yırtarak "Heil Hitler!" diyerek Hitler’i selamladıklarını gösteren yakın geçmiş, toplum hafızasının unutabileceği kadar uzak bir tarih değildir.
Adını koyalım: Bu hukuk sömürgeci-kapitalist Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukudur. Ve bizler elbette bir yandan demokratik haklar ve özgürlük kazanımları için, yani hukukun hak ve özgürlük alanının genişletilmesi için o sistem içinden mücadele ederken, öte yandan asli hedefin temelde yatan sistem anlayışına vurmak olduğunu da unutmamak zorundayız.
Bu istem Kürt halkının bütününü kendi önceliklerinden koparmak anlamında bir çekiş çabası olarak değil, inkar ve imha politikalarının, katliam ve soykırımların temel nedeni olan Türk sömürgecilik sisteminin yıkılmadan Türk halkı da dahil olmak üzere hiçbir halkın özgür olamayacağına yönelik inancımdan kaynaklanmaktadır.
Evet sömürgeci sistem ve onun ürettiği sosyal-psikolojik zihniyet yıkılmadan Türk halkı da özgür olamaz. Zira yüz yıllık kısa tarihimiz de doğrulamıştır ki "sömürgecilik, egemen ulusun da boynuna geçirilmiş bir değirmen taşıdır." O ulusun bu ağırlık altında dik durabilmesi mümkün değildir.
***
Türkiye’de sürmekte olan şimdiki tartışmaların hiçbiri öze ilişkin ya da sorunları temelden çözücü yeteneğe sahip değildir.
"Yasa benim" diyen tek ulusçu devlet, mevcut sistemin temel gücünü oluşturması gereken "hukukun üstünlüğü" anlayışının bir politik kültüre dönüşmesini olanaksız kılan darbe düzenlemeleriyle demokrasinin de gerçekleşmesinin önündeki temel engeli oluşturdu.
Yeni Anayasa sözüyle iktidar olmayı garantileyen AKP-Cemaat ortak iktidarı, Balkon konuşmalarıyla hangi parçayı terennüm ederse etsin, kısa zamanda "Sahibinin Sesi" markasının logosuyla özdeşleşti. Sahipliğini bütün ötekileri aşağılayarak ve inkar ederek ilan eden sömürgeci-kapitalizm, milleti de meclisi de hukuku da tekçi devlet organı haline getirerek diktatoryal sistemini sürdürdü.
Hukuk kavramı üzerinde yaratılmaya çalışılan toplumsal yanılsama, demokrasi kavramı üzerinde de sürdürüldü. Bu tür söylemleri "Türkiye’de kuvvetler ayrılığı" tartışmalarında da sıkça duyuyor ve doğrusu benzer öfkeleri yaşıyorum. "Demokratik hukuk devleti" ya da "kuvvetler ayrılığı" gibi siyaset ve hukuk deyimleri iyi kötü işlerliği olan burjuva parlamenter sistemlerin elbette temel ilkeleridir. Devrimler sonrasında gerçekleştirilen halk demokrasilerinde erkler arası ilişkilere yönelik farklı ilkeler söz konusu olsa da, demokrasi sözünün burjuva anlamı "kuvvetler ayrılığı" sözünden koparılamaz.
Ancak, Türk Hukuk siteminin yazılı temel belgelerinde bu türden ilkeler Anayasalarda yer alabilmiş olsa da, Cumhurbaşkanları tarafından bile "delinebilirliğinden" söz edilen bu tür Anayasalarla yürütülmeye çalışılan bir hukuk sisteminin "demokratik" olduğu şöyle dursun bir "hukuk devleti" olduğunu bile söyleyebilmek politik bilim öğretileriyle dalga geçmekten öte bir anlam ifade edemez.
Vaatlerin sahteliği tam da burada ortaya çıkmaktadır: Hem "milli" iradeyi rehin almış doksan yıllık bir asker-bürokrat vesayetten söz edip, hem de "demokrasiden" söz etmek sadece dünün komikliği değil bugünün de gerçekliğidir. Açıktır ki AKP-Cemaat ortak iktidarı sadece yargı ya da yürütmeyi değil, Meclis’i de rehin almış durumdadır. Yeni Anayasa çabalarının durdurulmasında kendi içindeki bütün bileşenleriyle AKP, CHP ve MHP ortak sorumludur. Kürt halkı ve diğer halkların en doğal demokratik haklarının çözümlenmemesinden; özgürlük taleplerinin kanla bastırılmasından bütün bileşenleriyle AKP, CHP, MHP ortak sorumludur.
Türkiye’deki hali hazır politik çatışmadan egemen sınıfların şu ya da bu yanında yer alarak bir demokrasi getirmek ya da özgürlük alanlarını genişletmek ne yazık ki mümkün değildir. Yöntem, somut koşulların somut tahlili olacaksa, bu üç partinin de sömürgeci-kapitalizmin değişik versiyonu olduğu unutulmadan düşünülmek zorundayız.
Son söz: Bugüne kadar olduğu gibi, onlar kendiliklerinden hiçbir şey vermeyecekler, yapısal karakterleri gereği bunu yapamazlar. Ama biz yine bugüne kadar olduğu gibi söke söke alacağız.
Hukukun sistemi değil sistemin hukuku
HSYK tartışmaları devam ederken sıkça kullanılan "bu teklif, demokratik hukuk devleti anlayışına aykırıdır" sözü tüylerimi diken diken etmeye yetiyor. Aykırıdır elbette, ama önceki ve daha önceki ve daha daha önceki HSYK ya da hukuk sitemlerinin demokratik olduğunu iddia ederek teklife karşı çıkış sahtekarlıktır. O hukuk sisteminin öncesinde değil miydi "sözde" milletin seçerek özde Meclis’e gönderdiği DEP milletvekillerinin yaka paşa derdest edilerek geldikleri yere, esarete atılmaları. Sorunun özü masaya yatırılıp operasyona tabi tutulmadan HSYK şöyle ya da böyle olsa ne olur? Bu hukuk çocuk Erdal Eren’i yaşını büyüterek asmış, yetişkin katil Ogün Samat’ı yaşını küçülterek kurtarmış bir hukuktur. Hrant cinayetinde örgüt değil mörgüt bulan hukuk da; Roboskî Katliamı'nda takipsizlik kararı veren hukuk da aynı hukuktur.