4 Kasım 2014 Salı günü 69 kişinin çağrısı ile "Barışa Bak" isminde bir kampanyanın startı verildi. Kampanya sözcülerinden Cengiz Algan'ın anlattığına göre, kampanya ile hem imza toplamak hem de baharla birlikte panel, konferans, konser ve barış treni benzeri aktiviteler planlanıyor.
Aralarında Ali Bayramoğlu, Berat Özipek, Halil Berktay, Meryam Gaybeti, Etyen Mahçupyan, Hilal Kaplan, Levent Korkut, Nagehan Alçı, Oral Çalışlar gibi isimler var.
Metin, "Bugüne kadarki bütün barış denemelerimiz eski devlet aklının karanlık duvarlarına çarpıp parçalandı" cümlesi ile başlıyor. Devamla, "Gerçekte var olmayan bir düşmanlığın peşinden 30 yıl sürüklenerek, gençlerimizi namluya sürülen mermiler gibi harcadık" deniliyor.
Son yüzyılda Ermeni Soykırımı yaşandı, Dêrsim'de soykırım yapıldı, Maraş ve Sivas'ta katliamlar gerçekleşti. Ve yüzyıldır Kürtler katlediliyor, dilleri yasak, isimleri yasak! Bu savaş öyle bir hiç uğruna başlamadı ey çağrıcılar!
Devletin eski ve yeni aklı tarafından ırkçı bir anlayışla gasp edilen ve inkar edilen haklarını, özgürlüğünü ve yaşama hakkını savunmak için yaşandı bu savaş! Yeni Türkiye'nin başındaki padişahın 'hoşuna' gitmeyebilir ama boşuna değil bunca acı! Eğer bugün "Barışa Bak" diyebiliyorsanız, bu genç kadın ve erkeklerin sayesindedir. Yoksa zulüm, katliam ve inkar sürecekti ve muktedirler size "Barış" dedirtmezlerdi.
Kürtleri öldürmeye devam edeceklerdi, onları yok sayacaklardı. Sizin o "yerli" ve size "has projeniz" de bu genç kadın ve erkeklerin direnişi sayesindedir!
"Yolumuza taş koyanlar var. Hükümeti devirme girişimleriyle, sokak isyanlarıyla, provokasyonlarla, itibarsızlaştırma kampanyalarıyla gözümüzü, gönlümüzü, dikkatimizi barıştan uzaklaştırmaya çalışıyor. En küçük aksaklıkta 'Süreç çöktü, böyle barış olmaz' korosu devreye giriyor" demişler. Aynı şeyleri Yalçın Akdoğan da söylüyor. Aynı hikayeyi Erdoğan-Davutoğlu ikilisi de söylüyor. Hükümet sözünü bu sefer kendi aydınlarının ağzından seslendirmiş. Ne hükümeti devirme girişimi var ortada ne de hükümete kurulmuş bir provokasyon. Ortada olan bir süredir IŞİD üzerinden hükümetin sürdürdüğü bir katliam girişimidir. Ortada olan hükümetin gittikçe otoriterleştiği ve kendinden başka herkesin hakkını gasp ettiği bir dönem.
Ortada olan hükümetin paramiliter güçleri yeniden sokakta hak talep eden kitlelere saldırttığı. Provokasyonu hani şu "yeni devlet aklı" olarak bize cilaladığınızı AKP ve Erdoğan yapıyor. Gözümüzü ve dikkatimizi hiç olmamış olan "Barış sürecine" dikerek özgürlükten aştan ve adaletten uzaklaştırmaya çalışıyorlar.
Girişim sahipleri bahar ayında hızlandırılacak olan kampanya ile hükümete bir seçim daha kazandırmak istiyorlar. "Çözüm süreci yeni Türkiye'nin kuruluşunda bir sıçrama tahtasıdır" demişler. Bir tek burada doğru demişler. Çünkü yeni Türkiye, AKP Türkiye'sidir. Erdoğan'ın tek adamlığını ilan ettiği otoriter bir Türkiye'dir.
Ve evet "çözüm süreci" AKP Türkiye'sinin güçlenmesine sunulmuş bir hediyeydi. Çünkü çözme niyetleri hiç olmadı ve amaç Kürt halkı ve hareketini oyalamaktı ve bunu da başardılar.
Her yerde yalnızlaşmış olan, her yerden kuşatılmış olan hükümet bu süreçle güç toparladı.
Şimdi bu oyun bozuldu. Şimdi hükümet bu kampanyayla oyunu yeniden kuruyor.Anadilde eğitim hakkı, yerinden yönetim ve eşit yurttaşlığı Anayasal güvenceye kavuşturamayan bir barış "yok" hükmündedir.Şu artık anlaşılmıştır; "barış süreci" hükümeti güçlendirmiş, toplumu ise geriletmiştir. Süreci sürdürüyor görünerek bölgede içine girdiği yalnızlığı ve zayıflığı aşmak için kullanmak istemektedir!
Metinde iktidara ve uygulamalarına tek bir eleştiri yok. Yine bahsini ettikleri barış soyut! Hiçbir talep ve çerçeve sunmadan sürecin devamını istemek hükümetin bir oyunudur ve işte bu imzacı kişiler buna hizmet ediyorlar. Dikkat ederseniz bu imzacı kişilerin çoğu hükümet yandaşı basının çalışanları. Bir de Başbakan'ın başdanışmanı var imzacılar içinde.
Buna bir de sivil inisiyatif ismi takmışlar.
Tümüyle yalan!
Girişim açıktır ki bir hükümet çalışmasıdır.
İktidarın zulmüne gözlerini kapatan, halkın sesine kulaklarını tıkayan ve yalnızca muktedirleri gören ve duyanlar aydın sayılmazlar!Dikkat ederseniz eleştirilerinin odağı devlet değil, sokak ve sivil toplum!Aydın olmanın gereği, hükümeti eleştiriden azad tutup toplumu ve mağduru eleştirmek değildir. Bunlardan döneminin tanığı ve vicdanı olan bir Sartre olmalarını elbette istemiyorum; buna ne zihinleri ne de yürekleri yetmez. Sadece biraz hakkaniyet istiyorum!
Bugün durmuş olan ve çözmeyen süreci atın çöp tenekesine!Barış istiyorum, çözüm ve çözüm süreci istiyorum; özgür ve adil istiyorum! Oyalamadan, iktidara yedeklenmeden ve hakikaten özgürleştiren bir çözüm süreci istiyorum! Bunlar hükümetin aydını. Bir de Edward Said'in tanımladığı aydınlar var: "Aydın, hiçbir otorite karşısında boyun eğmeyen, her durumda insan özgürlüğünü savunan ve bu özgürlüğün yaşam bulması için durmadan çabalayan bir kimsedir."
Musa Anter, Ayşe Nur Zarakolu, İsmail Beşikçi, Vedat Türkali ve Yaşar Kamal gibi aydınlar var; halkın ve vicdanlarının aydınları.