Türk cezaevlerindeki süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri ikinci ayında devam ederken, cezaevi idareleri eliyle baskıları arttıran AKP hükümeti, böyle bir durum yaşanmıyormuş gibi davranıyor. Soru önergelerin yanıt verilmediği gibi herhangi bir açıklama da yapılmıyor.

Süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri Şakran Cezaevi’nde 43, Edirne Cezaevi’nde 34, Sincan Cezaevi’nde 35, Menemen Cezaevi’nde 23, Van Cezaevi’nde 21. gününe ulaştı. Ermenek, Siirt, Osmaniye, Giresun ve Bolu’da da sürüyor. Bütün PKK ve PAJK’lı tutsakların açlık grevi ise 15. gününde.

Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi'nde, Öcalan ve yanındaki tutuklular üzerindeki görüş yasağının kaldırılması, özgür koşullarda müzakere etme koşullarının sağlanması, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri uygulamalarından vazgeçilmesi ve operasyon yapılan köyler üzerindeki ambargonun kaldırılması talepleriyle girdikleri süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 34 gündür devam ediyor. Tutsaklar ile görüşen Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP) Eş Sözcüsü Avukat Serhat Çakmak, açlık grevindeki tutsakların durumlarının her geçen gün kötüye gittiğini söyledi.

Edirne Cezaevi'nde ilk olarak 6 kişinin süresiz-dönüşümsüz açlık grevine girdiğini ve daha sonra bu sayının 16’ya yükseldiğini hatırlatan Çakmak, şunları söyledi: “Edirne, ayrı bir uygulamaya gitti. Cezaevleri içerisinde en ağır uygulamaların yaşandığı bir yer olmaya başladı. Aslında Edirne Cezaevi bir sene öncesine kadar koşulların iyi olduğu cezaevlerinden biriydi. Özellikle tutsaklar onu dile getiriyor. Bir sene öncesine kadar hiçbir şey yok iken, bir anda şartların bu kadar ağırlaştırılmasının kendileri nezdinde kabul edilemez bir durum olduğunu söylediler” dedi.

El yazılarını bile gasp

Açlık grevine giren tutukluların ciddi kilo kaybı yaşadığına dikkat çeken Avukat Çakmak, şunları söyledi: “Şu an ortalama her birinin 10 kiloya yakın kaybı var. Bugünden itibaren artık tehlikeli bir boyuta ulaştığını söyleyebiliriz. Bunun içerisinde hasta olan tutsaklar da var. Özellikle mahrem alanlarına girilmesinden oldukça rahatsızlar. En basitinden kendi yazdıkları el yazılarına dahi el konulmasını örnek gösteriyorlar. Bunun kabul edilemeyeceğini söylüyorlar. Diğer bir örnek ise; bir kitap vardı, ona da el koydular. O kitabı cezaevinin kendi fotokopi makinesi ile 80’e yakın çoğalttılar. Bunun için de cezaevine çektirdikleri fotokopiler için ücret ödediler. Buna bile yasaklı diye cezaevi el koydu. Halbuki yasaklama kararlarına ilişkin AİHM’nin kararları var. 

İşkenceyle parmak izi alınıyor

Cezaevi bunu dikkate almadı. Yine parmak izi uygulaması var. Zorla parmak izi aldırılmaya çalışılıyor. Zorla parmak izi alma aşamasında birkaç hükümlü bir odaya alınıp kapatılmış. 'Parmak izi zorla vereceksiniz' denilmiş. Birinin zorla ellerini açmaya çalıştılar. Ona bir de iğne batırdılar. Astım hastası olan bir tutsağı zorla alıp götürmeye çalışırken diyaframını sıkıştırdılar. Nefes alamamaya başladı. Bağırmasına rağmen bırakmadılar. Daha sonradan acile kaldırdılar. Bel fıtığı olan birinin belini sıkıştırdılar. Onda da ciddi bir bel ağrısı yaşandı. Bunun gibi birkaç örnek var. 

Hasta tutsaklar da var

Açlık grevine girenlerin arasında hasta tutsakların da olduğunu dile getiren Çakmak, açlık grevindeki tutsakların mesajlarını da şu sözlerle iletti: "Bütün kamuoyunun duyarlı olmasını, özellikle basında seslerinin duyurulmasını, diplomatik kanalların kullanılmasını, vekillerin bakanlar ile görüşmesini ve Adalet Bakanlığı'nın olaya el atmasını istiyorlar.”  



Acil gündem olmalı


SES İzmir Şube Eşbaşkanı Dr. Fatih Sürenkök, "Bu insanlar bir duyarlılık bir farkındalık için açlık grevindeler. Şu anda kritik aşamadayız. TİHV, İHD, TTB, ve TBB’nin içinde olduğu bir heyetin mutlaka Adalet Bakanlığı ve Türkiye Cezaevleri Müdürlüğüyle görüşmesi gerekiyor" dedi.

"Hayata Dönüş Operasyonu” adı altında 30 tutuklunun ölümüyle sonuçlanan açlık grevi ve ölüm oruçları sırasında Türk Tabibler Birliği (TTB) İzmir Şube Başkanı olduğu için yakından tanıklık eden Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şube Eşbaşkanı Dr. Fatih Sürenkök, cezaevlerinde yaşanan açlık grevi eylemlerini değerlendirdi. Cezaevlerinde devam eden açlık grevlerinin ciddiyetinin toplum ve devlet tarafından kavranmasının hayati olduğunu ifade eden Sürenkök, "Israrla altını çizerek söylüyorum bunları; Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), TTB, ve Türkiye Barolar Birliği'nin (TBB) mutlaka içinde olduğu bir heyetin Adalet Bakanlığı ve Türkiye Cezaevleri Müdürlüğüyle görüşmesi gerekiyor. Bu kurumların bu sürece resmi olarak dahil olması gerekiyor. Olayın ciddiyetini kavraması ve gerekenlerin hemen yapılması gerekiyor. Biz SES olarak bu göreve hazırız. Toplumsal ve bireysel hasar bırakmadan sonlanmasının koşulları sağlanmalı" dedi. 

Kritik eşiklerin kişiden kişiye göre değişiklik gösterdiğini vurgulayan Sürenkök, "Şu anda riskli sürece girdik. Her an ciddi ve kalıcı hasarlar hatta ölümler olabilir. Şu anda onların çok yakından takip edilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu. 

Açlık grevinde olan insanların rızası dahilinde hekimler tarafından sağlık kontrolü yapılması gerektiğini ifade eden Sürenkök, sözlerini şöyle sürdürdü: "İnsanlara tıbbi olarak onların istekleri ve talepleri doğrultusunda yardım yapmamız gerekiyor. Tıbbi derken zorla besleme olamaz. 2000 yılında TTB bunu reddetti bugün de böyle olacaktır. Hekim anlayışı bunu mutlaka reddetmeyi öğütler. Çünkü ölüm orucuna ya da açlık grevini giren kişinin bunu tamamen kendi kararıyla vermiş olduğunu bilir. Onu aydınlatmadan onun rızası olamadan ağızdan ya da damardan beslenmesini sağlayamayız. Cezaevlerindeki hekim arkadaşlarımız TTB'nin imzasının olduğu protokoller dışında davranırsa ya da bu kişilerde kalıcı hasar oluşursa hekim etiği açısından suç işlemiş olacaklar."

Sürenkök, duyarlılık çağrısıyla sözlerini sonlandırdı:  "Acil bir şekilde sağlık örgütleri, insan hakları savunucuları emek örgütleri, siyasi partiler ve diğer STK’lerin bu konuyu gündeme getirmesi gerekiyor. Bu insanlar bir duyarlılık bir farkındalık için açlık grevindeler. Bir talepleri var ve bu taleplerinin karşı taraftan yani hükümet tarafından görülmesi duyulmasını istiyorlar. Bu taleplerini yurttaşların ya da kamuoyunun bilmesini istiyorlar. Türkiye'deki duyarlı insanların bunu sağlaması gerekiyor." 


EDİRNE