Tutsakların kendi bedenleri üzerinden direnme hakkını kullanarak, meşru sınırların dışına çıkan bir hükümeti yasalarına uymaya davet ettiğini belirten HDP Mardin Milletvekili Ebru Günay, Adalet Bakanlığı’nın tecrit ve açlık grevlerine karşı sessizliğinin “Yargı mekanizmasının çöktüğünün göstergesi” olduğunu vurguladı.

ÖZGÜR PAKSOY / MA/MARDİN

Öcalan’a yönelik tecridin OHAL ardından üretilen yasal kılıflarla sürdürülmesinin gerçeği ortadan kaldırmadığını söyleyen HDP’i Ebru Günay, bakanlığın görüşme hakkının engellenmesini açıklamak zorunda olduğunu vurgulayarak, “Bu yasal bir haktır, Adalet Bakanlığı’nın lütfu değil” dedi.

İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatları Raziye Turgut, Serbay Köklü, İbrahim Bilmez ve Mazlum Dinç, müvekkilleriyle görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na 804. kez başvuru yaptı. Başvuruya olumsuz yanıt verildi. Avukatların, 27 Temmuz 2011’den bu yana yaptığı tüm görüşme başvuruları, “Hava muhalefeti”, “Koster bozuk”, “Koster onarımda”, “OHAL” ve “5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun gereğince hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamalar” gerekçeleriyle reddediliyor. Öcalan’ın ailesi ise 50 Kürt siyasetçinin yaptığı açlık grevi ardından 11 Eylül 2016’da son olarak ise Leyla Güven’in öncülüğünde başlatılan eylemle birlikte 12 Ocak’ta Öcalan ile çok kısa bir görüşme gerçekleştirmişti.

 Öcalan’ın avukatlarından ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mardin Milletvekili Ebru Günay, görüşmelerin sağlanamaması, Bursa İnfaz Hakimliği’nin aldığı yasaklama kararlarını ve Adalet Bakanlığı’nın rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Engellemeye kılıf uyduruldu

 İmralı Adası’nın 20 yıldır hukuksuzlukların ana merkezi olduğunu ve kendi içerisinde hukuk yarattığını dile getiren Günay, 21 Temmuz 2016’da sonra görüşmelerin Kanun Hükmünde Kararnameler ile engellendiğini, OHAL’in kaldırılması ardından ise bunun yasallaştırılan KHK’lara dayandırıldığını söyledi. Temel hedefin İmralı Adası’nın dış dünya ile bağının engellenmesi olduğunun altını çizen Günay, “Avukat yasağıyla birlikte aile yasağını da getiriyor. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir hükümet avukat görüş hakkını engelleyemez. Savunma hakkının kutsallığı buradan gelir. Savunma hakkı sadece mahkemede savunma yapmak değildir, infazın hukuka uygun bir şekilde yapılıp yapılmadığını denetlemektir. AİHM’in Öcalan kararında, bu açık bir şekilde tanımlanıyor” hatırlamasında bulundu.

Daha da tehlikelidir

 21 Temmuz 2016’dan sonra görüşme engellemelerinin hukuki kılıfa büründürülmeye çalışılmasının tecrit gerçeğini ortadan kaldırmadığının altını çizen Günay, şöyle devam etti: “AKP hükümetinin en temel özelliği, kendi bütün hukuksuzluklarını yasal kılıf bularak gerçekleştiriyor. İnfaz Hakimliği kararı ile avukatların İmralı Adası’na gidişini engellemek, bir tecrit olmadığı anlamına gelmiyor. Tecridi yasal kılıflara uydurmak anlamına geliyor ve bu daha tehlikelidir. Meşru olmayan bir durumu, hukuki bir duruma dönüştürüyorsunuz. Kendini kurtarmak adına, hukuksuzlukları ve işlediği suçları kamufle etmek için yasaları ve hukukun üstünlüğünü kendi lehine kullanıyor. AKP hükümeti bunu çok iyi yapıyor.”

İnfaz hakiminin değişmesi

 İmralı Adası’na bakan Bursa 1. İnfaz Hakimliği’nin hakiminin sürekli değiştirilmesine dikkat çeken Günay, “Her ne kadar yargı bağımsızdır denilse de hükümetin çıkarlarıyla ters düşen kararlar alan hakimlerin sürekli yerlerini değiştirildiğinin farkındayız. Bursa İnfaz Hakimliği’nde hakimin değiştirilmesi, muhatapsızlık hali oluşturmaya çalışıyorlar. Bu bir yöntemdir” diye konuştu.

Açıklama yapmak zorundalar

 Görüşme başvurularının reddedilmesinde Adalet Bakanlığı’nın rolüne işaret eden Günay, şunları söyledi: “Bugün binlerce tutsak, başka bir cezaevinde olan Sayın Öcalan’ın yasal haklarının kullandırılması için açlık grevindeler. Adalet Bakanlığı’nın sessiz kalması kabul edilemez. Adalet Bakanlığı bir cezaevinde 2011’den bu yana avukat görüşme hakkının neden engellediği konusunda açıklama yapmak zorunda. İmralı Adası’nda bulunan 4 tutsağın görüş haklarının engellenmesini açıklamak zorunda. Bu yasal bir haktır, Adalet Bakanlığı’nın, iktidarın lütfu değildir.”

Bedenleri üzerinden direniyorlar

 İnfaz Kanunu’nda yer alan tutuklu ve hükümlülerin aile ve avukat görüşme hakkını hatırlatan Günay, şöyle sürdürdü: “Yasal hakkın yerine getirilmesi için başta Leyla Güven ve 350’yi aşkın tutsak da yaklaşık 4 aydır, Türkiye’deki bütün mahpuslar 1 Mart’tan itibaren açlık grevindeler. Adalet Bakanlığı’nın bir cevabı olması lazım. Meşru olmayan bir iktidara karşı yapmayacak bir şey kalmadığında, onları hukuka davet etmek için direnme hakkınızı kullanırsınız. Kendi bedenleri üzerinden direnme hakkını kullanıyorlar. Meşru sınırların dışına çıkan bir hükümeti yasalarına uymaya davet etmektir. Arkadaşlarımız Adalet Bakanlığı’nı ve hükümeti yasalarına uymaya davet ediyor.”

Yargı mekanizması çöktü

 Adalet Bakanlığı’nın tecrit ve açlık grevlerine karşı sessizliğini “Yargı mekanizmasının çöktüğünün göstergesi” olarak değerlendiren Günay, “Hükümet kendisini Kürt sorununa imha ve inkar üzerinden yaklaşıyorsa Adalet Bakanlığı da ülkenin tamamında devam eden tecride karşı imha ve inkar politikaları yürütüyor. ‘Düşünmezsen yoktur’ mantığı işliyor” dedi.

Tecrit uygulamasının siyasi boyutunu ve tecridin kaldırılması durumunda topluma yansımalarını değerlendiren Günay, şöyle konuştu: “AKP hükümeti yönetim felsefesini İmralı Adası’nda deniyor daha sonra bütün topluma yayıyor. İmralı Adası ile yapılan her görüşmenin toplumda ciddi karşılığı oldu. Tecridin karanlık halinin aydınlanmaya başlamasıyla toplumu da aydınlatıyor. Başlayacak aile ve avukat görüşünde böyle bir etkisi olacaktır. İmralı Adası’nda ilmek ilmek örülen demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir paradigma var. Bunlar topluma yayılmaya başlayacak. İdeolojik politik hattın toplumda yaratacağı ciddi bir pozitif algı olacaktır. Kimsenin inkar edemeyeceği Sayın Öcalan’ın çok ciddi barışçıl bir gücü var. Bunun topluma sirayet etmesi gerekiyor.”

 
 

Açlık grevi eylemcilerine tehdit

 

Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi İkinci Müdürü, açlık grevinde olan tutsakları, “Ben devletim, hepiniz burada öleceksiniz” şeklinde tehdit etti.

Cezaevine dün görüşe giden yakınları aracılığıyla haber gönderen tutsaklar, cezaevinin ikinci müdürünün sürekli koğuşları dolaşarak, “Ben devletim hepiniz burada öleceksiniz” tehditlerini savurduğunu paylaştı. Yine açlık grevindekilere yeterli sıvı takviyesinin yapılmadığını aktaran tutsak yakınları, yalnızca B1 vitamininin verildiğini söyledi.

 
 

Şakran’da baskı arttı

 

Şakran Cezaevi’nde açlık grevinde olan Şehrivan Çoban’ın annesi Nafiye Çoban, baskıların daha da arttığını belirterek, özel eğitimli 100 yeni gardiyanın alındığını ve 50 gardiyanla yapılan koğuş sayımlarında hakaret ve tehditlerde bulunulduğunu aktardı.

Şakran A-1 Kapalı Kadın Cezaevi’nde 15 Şubat’ta açlık grevine başlayan Şehrivan Çoban’ın ailesi de cezaevinde baskıların arttığını dile getirdi. Van’da gözaltına alınarak çıkarıldığı mahkeme tarafından “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanan Şehrivan, 4 yıldır cezaevinde. Anne Nafiye Çoban, Şehrivan’ın açlık grevine katıldığı için cezasında yapılan indirimin geri alınarak 2 yıl 6 ay kalan cezasının 5 yıla çıkarıldığını dile getirdi.  Şehrivan’ın aktarımlarını anlatan Nafiye Çoban, 100 yeni özel eğitimli gardiyanın getirildiğini, geçen hafta battaniye, paspas, yedek çarşaf, kitap, yedek kıyafet gibi birçok malzemeye el konulduğu için sağlıklı bir ortamın olmadığını söyledi. Sayımlarda koğuşa en az 50 gardiyanın girdiğini ve “siz teröristsiniz” denilerek sözlü şiddet uygulandığını belirtti.

Görüşlerde baskı ve hakaret

 Gardiyanların görüşlerde de sıkıntı çıkardığını kaydeden Nafiye Çoban, “40 dakikalık görüşte 26 dakika ancak görüşebildik. Bize sürekli hakaret ederek, ‘Pislikler haydi gidin haydi’ dediler. Vedalaşana kadar hakaret ettiler. Sürekli başımızda beklediler. İçerdeki gardiyanlar o kadar kalabalıktı ki ne konuştuğumuzu bile anlamadık gürültüden. Konuşurken masaya telsiz koyuyorlardı dinlemek için” dedi.

Tutsakların morallerinin iyi olduğunu aktaran Nafiye Çoban, “Kızım da arkadaşları da tecrit kaldırılana kadar açlık grevini bırakmayacaklarını söyledi. Ben açlık grevinin artık bitmesini istiyorum. Bunun için de onların taleplerinin yerine getirilmesi gerekiyor. Ölmelerini istemiyoruz. Kimse sessiz kalmasın, bu sadece cezaevlerinin sorunu değil. Bütün anneler sokağa çıksın, yürüyüş yapsın. Ne yapabiliyorlarsa ben hazırım” şeklinde konuştu.