
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, İmralı'da yaptıkları son görüşmenin içeriğine ve gündemdeki konulara ilişkin BDP Amed İl binasında basın mensuplarının sorularını yanıtladı. İmralı'da yapılan her toplantı ve görüşmenin Kandil'e aktarıldığını; Türk Hükümeti tarafından da kayıt altına alındığını hatırlatan Demirtaş, "Bizim heyetimiz önümüzdeki hafta içerisinde muhtemelen Kandil'e bir ziyaret gerçekleştirecek. Bu sadece İmralı'da yapılan toplantıya ilişkin bilgilendirmenin ötesinde gelinen aşamada karşılıklı bir süreç değerlendirmesine ihtiyaç duyuyoruz. Gelinen noktada onların sürece bakış açısını yüz yüze tartışmak istiyoruz. Geri dönüşte belki Ankara'da Hükümet ile bir toplantımız olabilir. Süreçte yaşanan tıkanmaları zorlanmaları aşma konusunda bizler de gayret sarf ediyoruz. İmralı, Kandil, Ankara hattında görüşme yapabilen partimiz var. Partimizi bu konuda önemli bir rol üstlenmiş durumda. Bu misyonumuz gereği sürecin önünü açmak için çaba sarfediyoruz. Bizim Sayın Öcalan ile yaptığımız görüşmelerde devlet heyetinin bir üyesi hazır bulunuyor. Görüşmeler, hükümete götürülüyor. Kandil de bizim üzerimizden ulaşıyor" dedi.
Paket sanki Türkiye ile igili değil
Hükümet tarafından açıklanması beklenen 'demokratikleşme paketi'nin içeriğine ilişkin soruları yanıtlayan Demirtaş, şunları söyledi: "Paketin içeriği, ne bizimle ne de Sayın Öcalan ile paylaşıldı. Hükümetin pakete yaklaşımı çok ilginçtir. Sanırsınız ki; bir mucize paket açıklanacak. Bu mucize paket öylesine gizemli bir havayla hazırlanıyor ki, sanki Türkiye ile ilgili değil. Türkiye'dekileri ilgilendirmiyor. Bu paketi kime hazırlıyorlar, kimin için açıklayacaklar, bunu anlamakta zorlanıyoruz. Halk için hazırlanmış bir paketse halkın bunun içeriğinden neden haberi olmuyor. 6 aydır üzerinde çalışılıyor. Ya hükümet gerçekten de bir paket hazırlığı içinde değildi, birkaç gün önce başladı ya da halkı oyalama/kandırma dışında bir şey yok. 'Bugün açıklanacak, haftaya açıklanacak revize ediyoruz. Son halini veriyoruz' derken sonbaharı bulduk. Demokrasi bu şekilde ertelenebilir mi? Olağanüstü mucizeler içeren paket olmadığını biliyoruz. 30 yıldır tartışılan konulardır. Hükümet sürecin hassasiyetlerini dikkate almak yerine kendi partisinin iç işleyişini, hassasiyetlerini dikkate alarak yürütüyor ki; bu da doğru bir iş değil. Bu haliyle AKP'nin paketi haline dönüşmüştür. Biz ortaklaşmaya hazırdık, üstünde birlikte çalışabilirdik. AKP-CHP-BDP ortak bir demokratikleşme paketi olarak parlamentoya sunabilirdik. AKP maalesef bugüne kadar olumlu cevap vermedi."
Müzakere şartları oluşmadı
Müzakere süreçlerinin usülleri ve şartları olduğuna dikkat çeken Demirtaş, bir yıldır diyalog süreciyle müzakere koşullarının yaratılmaya çalışıldığı söyledi. Geçen bir yılın kayıp bir yıl olmadığını kaydeden Demirtaş, şöyle devam etti: "Müzakerenin koşulları oluştu şimdi. Müzakere edebilmek için gerçekten de taraflar, bir masa etrafında konunun esaslarını tartışabilmeli, bir uzlaşma arayışı içerisinde olabilmeli. Koşulların da bire bir eşit olmasa bile birbirine yakın olması gerekir. Hükümet ısrarla 'Öcalan bir enstrümandır. Terörle mücadelede araç olarak kullanıyoruz' diyor ama devlet heyeti hiç de kendisine İmralı'da öyle yaklaşmıyor. Madem öyle bunun gereği yerine getirilsin. Küçük bir hücrede müzakere yürütemez. Koşulları uygun değil, dışarıyla teması yok. Onunla müzakere istemini ortaya koyan devletin kendisidir. O halde daha ciddi, cesur olunsun. Bundan kimse kaybetmez. Sayın Öcalan'ın af gibi bir talebi yok. En çok kızdığı şeylerden biri de 'Apo af istiyor' söylemleridir. Buna çok öfkelendiğini belirtiyor. 'Ben kendim için bir şey istemiyorum. Müzakerenin koşulları oluşturulmalı. Gazetecilerle, sivil toplum örgütleriyle görüşemiyorum. Bana her şey yasak ama benden boş bir havuzda yüzmem isteniyor' diyor. Şimdi havuzun doldurulması demek müzakerenin koşullarının yaratılması demektir. Bu gerçekleşirse müzakereler çok hızlı bir şekilde ilerler ve sonuca doğru gidilir. Uluslararası yabancı bir güçten öte Sayın Öcalan'ın önerisi Türkiye içinden bir izleme kurulunun oluşturulmasıdır. Yani garantör bir devletten çok Türkiye içerisinden ağırlığı olan tek taraflı oluşturulamayan, tek tarafı temsil etmeyen tarafların hepsinin önerisiyle oluşmuş hakikatleri araştırma ve izleme kurulu oluşturulmalı. Hakem rolü üstlenebilir, taraflara uyarılarda bulunabilir, önerilerde bulunabilir, ateşkesi denetleyebilir, müdahale edebilir. Böylesi bir güce hakeme bu süreçte ihtiyaç var."
Risk almadan süreç ilerlemez
Öcalan'ın sürece yeni bir ruh kazandırmak istediğini ifade eden Demirtaş, yeni formattan kastettiğinin, bu ruhu yaratmak olduğunu dile getirdi. Diyalog moduyla sorunların çözülemeyeceğini kaydeden Demirtaş, şunları söyledi: "Sadece sohbet ederek, konuşarak sorunlar çözülemez. Hükümet tarafı son derece korkak davranıyor. Birincisi Sayın Öcalan öcü değil. Konuştuğunuz muhatap aldığınız siyasi bir güç, liderdir. İsmini bile ağzına almaktan ürküyorlar. 'Aman oy kaybederiz' diye. Abdullah Öcalan sürecin başında en büyük riski üstlenen kişidir. Tek bir teminat garanti almadan geri çekilmeyi başlatan kişidir. Şimdi hükümet risk almadan süreci nasıl ilerletecek. En küçük bir riski bile göze almıyorlar. Bu saatten sonra herkesin bilmesi lazım; Öcalan sıradan bir insan değil, bu barışın mimarlarından biridir. Kendisi her görüşmemizde hayret ediyor. 'Ben devlet heyetini zorla mı buraya getirdim. Kendileri geldiler benden bir şey istediler. Ben de üzerime düşeni yaparım çünkü ben de barışı ve çözümü istiyorum, dedim ve başladık. Sanki dayatma içerisindeyim. Sanki hiçbir şey konuşmamışız gibi bir hava yaratılıyor. Bu doğru değil. Ben rolümü oynadım şimdi adım atma sırası onlarda. Silahlı mücadelenin bitmesi gerektiğini söyledim, yaptım. Üzerime düşeni yaptım; ama onunla birlikte şunu söyledim: demokratik siyasetin öne çıkması lazım. Bunu da hükümet yapmalıydı. Silahları susturmak benim, demokratik siyaseti öne çıkarmak hükümetin işiydi. Bunlar eş zamanlı paralel yapılmalıydı. Ben benim payıma düşeni yaptım. Hükümet şimdi kendi payına düşeni yapmıyor' diye ifade ediyor."
1 Haziran'da tamamlanırdı
Hükümet çevrelerinin "Kandil Öcalan'ı ezdi geçti, dinlemedi" yönündeki söylemlere ilişkin de konuşan Demirtaş, Öcalan'ın "Kandil ben ne dedimse harfiyen uyguladı. Şu ana kadar benim dışımda tek adım atmadı" dediğini aktardı. Heyetle yapılan görüşmede, Öcalan'ın 1 Haziran'a kadar yasal güvenceyle geri çekilmenin tamamlanabileceğini söylediğini ifade eden Demirtaş, Öcalan'ın "Ama geri çekilmeyle ilgili yasa çıkacak. Açık aleni yasaya dayalı bir şekilde gerillalar gerekirse günün teknolojik imkânlarından da faydalanarak Türkiye sınırlarının dışına çıkabilirlerdi. Hükümet beni dinleseydi, 1 Haziran'a kadar çıkış tamamlanırdı" dediğini aktardı.
Sınırlar delik deşik
Rojava'ya yönelik soruları da yanıtlayan Demirtaş, Rojava'da çetelerin Türkiye desteği olmadan bir hafta bile kalamayacağını belirterek, "Dünyanın birçok yerinden gelip orada sözde 'cihad' adına katliamlar yapan güçler bunlar. Orada Müslüman bir halk var, sen kime karşı neyin cihadını yapıyorsun. Yerel halktan destekleri yok, kimden destek alıyorlar. Türkiye'nin sınırları buna açık. Esad'ın helikopteri ihlal etti diye düşürüyorsun, ama karadan zaten bu sınırları çetelere açmışsın. Sınır konusunda hassasiyetin bu kadar yüksekse kara sınırı niye bu kadar delik deşik olmuş durumda. Çeteler sınırı istediği gibi kullanıyor. Böyle bir sınır hassasiyeti olabilir mi?" dedi.
Anadile yaklaşımları çirkindir
TZP-Kurdî tarafından anadilde eğitim talebiyle alınan boykot kararına da değinen Demirtaş, buna yönelik karalamalara tepkisini şöyle dile getirdi: "Anadilde eğitim hükümetin yetkisinde, tasarrufunda değil. Anadilde eğitim doğuştan gelir. Hükümet şu anda bunu engelliyor. Hükümet engel olmaktan çıksın. Bu çok çirkin bir yaklaşımdır. Boykotla ilgili hükümetin yaklaşımı son derece seviyesiz olmuştur. 'Çocuklar çirkin siyasete alet ediliyorlarmış.' Bunu söyleyen kişiye şunu sormak istiyorum: Sizin asimilasyoncu tekçi politikanız gece gündüz çocuklara okuttuğunuz ırkçı marşlar çirkin değil mi? Her sabah Kürt, Ermeni, Laz'ı ayırt etmeden okul bahçesinde asker gibi sıraya dizip 'Ne mutlu Türküm diyene' zorla marş okutmak çocukları kullanmak değil de nedir? Siyasetin çirkinliği budur işte. Çocukları siyasete alet eden sizsiniz. Eğitim sistemini demokratikleştirmek istiyoruz. Kürt çocuğuna 'sen Türksün anadillin Türkçedir' diyen anlayış çirkindir. Halkımız bunu protesto ederek boykot etmiştir. Öyle katılım düşük falan da değildir. Okulların çoğu boş kalmıştır. Valiler büyük bir telaşla okullara koşup, BDP'yi kınamak göreviyle meşgul olmuştur. BDP'yi kınayan valileri buradan açıkça kınıyorum. Sizin işiniz değil bu. Siyaset yapmak istiyorsanız, AKP il binası orada. İstifa edip siyaset yapabilirsiniz. Valilik makamında oturup, bir partiyi kınayamazsınız. Haddinize değil. Onlar vali değil, AKP il başkanıdır. Çok derdiniz varsa gidin AKP'ye katılın. Zaten AKP'lisiniz biliyoruz da ama o makamda otururken, o makamın hakkını verin."
DİHA/AMED