• AKP hükümeti, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında beklenen yasa ve düzenlemeleri bekletmeye devam edip, her gün bir yayın organı aracılığıyla farklı senaryoları piyasaya sürüyor.
  • AKP, dün yeni bir işgüzarlık örneği olan 'statü yok, hat var' söylemini test ederken dün de MİT ve ilgili bakanlıkların katılımıyla süreci yürütecek bir 'Toplumsal Bütünleşme İzleme ve Koordinasyon Kurulu' bilgisini sızdırdı.
  • DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise 12. Yargı Paketi ile özel yasanın bir ilişkisi olmadığını hatırlatarak, "Özel yasaya dair beklentimiz sürüyor. Bayramdan sonra denilmişti. Kurban Bayramı'na iki haftadan az zaman kaldı” dedi.

 

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Adalet Bakanlığının 12. Yargı Paketi'nin Ekim'e kaldığını açıkladığını belirterek, toplumun artık tahammülünün kalmadığını söyledi. Temelli, "İnsanlar bir an önce bu tükenmiş olan adalet meselesine özellikle İnfaz Kanunu'nda, Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılacak olan değişikliklerle bir çare bulunmasını istiyorlar" dedi.

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, sürece ilişkin hukuki düzenlemeler, geçen hafta Barış Anneleri'nin siyasi partilere yaptığı ziyaretler ve ekonomi ile ilgili konularda değerlendirmelerde bulundu. Barış sürecine ilişkin yasal düzenlemelerin hala gündeme gelmediğini söyleyen Temelli, "Yasalar konusunda bir ilerleme sağlansın. Bu beklenen yasa, nasıl bir taslaksa bir an önce gündeme gelsin. Bu konu üzerinde tartışmalar tüketilsin ve gerçekten artık bir kanun teklifi olarak Meclis bunun üzerinde bir çalışmayı gerçekleştirsin" diye konuştu.

İnfaz Kanunu ve TMK

Temelli, 12. Yargı Paketi’ne ilişkin tartışmalara da değinerek, şunları söyledi: "Bakanlık, 12. Yargı Paketi'nin Ekim'e kaldığını açıkladı. Toplumun hiçbir tahammülü kalmadı. İnsanlar bir an önce bu tükenmiş olan adalet meselesine, bu yaşadığımız adaletsizlik meselesine özellikle İnfaz Kanunu'nda, Terörle Mücadele Kanunu’nda (TMK) yapılacak olan değişikliklerle bir çare bulunmasını istiyorlar. Meclis’ten beklenen budur."

12 bin kapasite fazlası

Cezaevlerindeki doluluğa ilişkin verileri paylaşan Temelli, "Türkiye cezaevlerinde son Adalet Bakanlığı istatistiklerine baktığımızda 421 bin hükümlü ve tutuklu var. Cezaevi dışında da 495 bin kişi denetimli serbestlikle ancak yaşıyor. Bunların içinde de 126 bin kişi adli kontrol koşullarında. Diğer taraftan cezaevlerinde yaklaşık 4 bin 700 çocuk bulunuyor. Bu durumda beklenti de tabii cezaevlerindeki kapasitenin 120 bin fazlası olan bir cezaevi durumu. Bir an önce bir çözüm bekleniyor. Bir adım atılması bekleniyor" ifadelerini kullandı.

İstinaf iki yıldır bekletiyor

Temelli, Kobanê Kumpas Davası’na ilişkin yaptığı değerlendirmede, davanın iddianamesi, yargılama süreci ve gizli tanık uygulamalarıyla bir kumpas davası olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti: “İstinaf Mahkemesi bu konuda çok hızlı bir inceleme yaparak bu adaletsizliğe son verebilirdi, ancak maalesef iki yıldır bu konuda adım atmış değil. En son 8 Temmuz’da zaten üçüncü kez AİHM, Selahattin Demirtaş hakkında bir karar verdi. Anayasa’nın 90. maddesi ortada, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ortada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ortada. Bu konuda karar verilmiş ve sevgili Selahattin Demirtaş hâlâ tutsak. Buna bağlı olarak bu davada içeride olan arkadaşlarımız, tüm bu kumpasa rağmen cezaevinde tutsak olmaya devam ediyor.”

Özel yasa beklentisi

Konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Temelli, 12. Yargı Paketi ile “özel yasa” arasında bir ilişkinin olup olmadığına dair soruya şu yanıtı verdi: “12. Yargı Paketi ile özel yasanın bir ilişkisi yok. 12. Yargı Paketi, bildiğiniz gibi diğer 11 standart yargı paketi gibi bir düzenlemeyi barındırıyordu. Dolayısıyla özel yasa ve ona bağlı İnfaz Kanunu'yla bir ilişkisi yok. Yine de 12. Yargı Paketi’ndeki düzenlemelere dair kamuoyunda bir beklenti vardı. Bu konuda Adalet Bakanlığından yapılan açıklama, Ekim'de geleceği yönünde. Özel yasaya dair beklentimiz ise sürüyor. Bayramdan sonra denilmişti. Kurban Bayramı'na neredeyse iki haftadan az zaman kaldı. Dolayısıyla bu konuda beklentimiz sürüyor.”

AKP'nin dünkü 'kulisi'

AKP ise dün yayın organlarından Türkiye gazetesi üzerinden MHP'nin de destek verdiği Rêber Apo'ya hukuki statü yerine, şartların esnetilmesi ve yeni iletişim kanallarının açılması bilgisini duyurdu. Atılması gereken yasal adımlar ile diğer idari düzenlemeler, zamanlama ve 'statü' konusundaki işgüzarlıktan vazgeçmeyen AKP, geçen yıl silah bırakan grubun hukuki bir düzenleme olmadığı için Türkiye’ye gelemedikleri tespitine karşın, mevcut etkin pişmanlık/eve dönüş düzenlemesine atıf yapmakla yetindi.

AKP cenahı dün ise Haberler.com marifetiyle yeni bir bilgiyi pazarlamaya başladı. Buna göre; "Toplumsal Bütünleşme ve Milli Dayanışma Kanun Teklifi” planlanıyor. Taslağa göre; işletilecek mekanizmayı ve tüm süreci, oluşturulacak bir kurul takip edecek. Kurul’un adı, “Toplumsal Bütünleşme İzleme ve Koordinasyon Kurulu” olacak. Kurulda MİT Başkanlığı, İçişleri, Milli Savunma, Adalet, Aile ve Sosyal Hizmetler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ve  Sağlık Bakanlığının temsilcileri olacak. Kurul, tüm unsurlarıyla tasfiye ve silah bırakma sürecini izleyecek ve tespitleri yapacak. Silah bırakmanın tamamlandığının tespit edilmesinin ardından örgüt üyelerinin toplumsal hayata uyumu için planlamaları da yapacak. Kurul aynı zamanda süreçteki aşamaları rapor halinde periyodik aralıklarla Meclis Başkanlığına sunacak. Kurul kararların farklı kamu kurumlarınca uygulanmasını sağlayacak mekanizma da işletilecek.

Sürecin en zayıf halkası

DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan da sürece ilişkin Cumhuriyet’e konuştu. Bir süredir sürecin temposunda bir yavaşlama yaşandığını belirten Bakırhan, “Tarihin hızına yetişemeyen bir hukuk zemini, bu sürecin en zayıf halkası haline geldi. Sürecin hukukunun oluşmaması en büyük eksiklik. Silah bırakma ve yasal zemin ‘önce biri sonra diğeri’ mantığı üzerinden değil, eşgüdümle, birlikte yol alarak ilerlemeli. Şimdi bazı olumlu işaretler var. 23 Nisan’daki Meclis konuşmaları, ardından gelen resepsiyon, bizim önerdiğimiz ‘Barış İzleme ve Takip Kurulu’, Sayın Bahçeli’nin gündeme taşıdığı ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ mekanizması ve son olarak Sayın Cumhurbaşkanı'nın ‘Bu süreçten geriye dönüş yok mesajı’ … Tüm bunların ardından ‘artık adım atılmalı’ tartışmaları hem genişledi hem derinleşti. Bunu önemli ve olumlu buluyoruz” diye konuştu.

Rapor artık uygulanmalı

Komisyon raporunun, artık beklemeyi kaldırmadığını ifade eden Bakırhan, şunları dile getirdi: “O raporu şimdi somut bir takvime bağlamak, yasal adımları hayata geçirmek zorundayız. Biz bu sürece stratejik bakıyoruz. Bu süreçte ciddiyet, suhuletle hareket etmek şart ama en az bunlar kadar cesaret ve kararlılık da şart. Stratejik aklın bu sürece sahip çıkması için başka bir seçenek yok. Geçen bunca zamana rağmen halen yasal bir adımın atılmaması insanları düşündürüyor. Halk barış istiyor ama belirsizlik istemiyor. İnsanlar sürecin ilerlemesini istiyor fakat bunun somut adımlarla güvenceye kavuşmasını bekliyor. Bu açıdan toplumun soruları, talepleri son derece rasyoneldir. Örneğin yasa dahi gerektirmeyen konularda neden hâlâ adım atılmadığını soruyorlar. Bir yandan barıştan söz edilirken, diğer yandan kayyum uygulamalarının, siyasi operasyonların, gözaltı ve tutuklamaların, cezaevlerindeki ağır koşulların neden sürdüğünü dile getiriyorlar.”

Demokratik Cumhuriyetin halkın olanı tamamen halka verme fikri; eşitlik, özgürlük ve adalet projesi olduğunu kaydeden Bakırhan, şunları ekledi: "Cumhuriyet, demokrasiyle, eşit yurttaşlıkla, hukukla ve özgürlüklerle tamamlanır. Bugün önümüzde duran görev budur. Cumhuriyeti, dar devlet aklından çıkarıp gerçek anlamda cumhura vermek. Demokratik Cumhuriyet dediğimiz şey tam da budur: Kürt'ün, Türk'ün, Alevinin, Sünninin, kadının, gencin, emekçinin, bütün farklılıkların eşit ve özgür biçimde ortak geleceğe katılmasıdır. Cumhuriyetin eksik bırakılmış demokratik vaadini tamamlamakta kararlıyız.” ANKARA

***

Süreci uzatan yaklaşım var

İHD’li Ercan Yılmaz, birçok boyutun çalışılması ve Türkiye’nin bir program ortaya koyması gerekirken gidip gelip meselenin silahların bırakılmamasına endekslenmesinin; süreci uzatan ve bununla birlikte barış umudunu zedeleyen bir yaklaşım olduğunu söyledi. 

MA'ya konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şube Başkanı ve Eşbaşkan Yardımcısı Ercan Yılmaz, artık bazı somut adımların atılması gerektiğini belirterek, tutsakların bırakılması, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması, kayyum politikalarına son verilmesi gibi kimi pratik adımların yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulmadan atılabileceğini hatırlattı.

 Daha önceki çözüm süreçlerinde silah bırakarak, Türkiye’ye gelen PKK’lilerin tutuklandığını hatırlatan Yılmaz, “PKK içinde faaliyet yürütüp silah bırakan kişilerin dönmelerinin koşulları oluşmadan, ‘Neden silah bırakılmıyor?’ ya da ‘Silah bırakılmadığı için Kürt meselesinin ortaya çıkardığı durumları çözmeyiz’ demek toplumda bir karşılık bulmuyor. Öncelikle bu silah bırakmanın koşullarının oluşturulması gerekiyor” dedi.

Birçok boyutun çalışılması ve Türkiye’nin bir program ortaya koyması gerekirken gidip gelip meselenin silahların bırakılmamasına endekslenmesinin; süreci uzatan ve bununla birlikte barış umudunu zedeleyen bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Yılmaz, şunları ifade etti: "İfade ve örgütlenme özgürlüğünün önünün açılması, geçmişle yüzleşmenin sağlanması, adil yargılanma hakkının tesisi, hukuk devleti ilkesinin sağlanması gibi tamamı demokrasinin ilerlemesine neden olacak gelişmeler bekliyor. Türkiye’nin anayasasında taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde taahhüt altına aldığı ilkelerin sağlanması için bu adımların atılması gerekiyor."

İktidarın, "Silahı bir kenara bıraksınlar, şiddet ortamı sona ersin, ondan sonra oturup konuşuruz" yönündeki sözlerini hatırlatan Yılmaz, “Yaklaşık 20 aydır silah yok. Çocuğu Kürt meselesinden kaynaklı hapishanede olan ailenin henüz barış sürecinin evine yansıyan olumlu bir yönü yok. Seçme-seçilme hakkı ihlal edilen yurttaşın, hala bu barış meselesinden elde ettiği bir pozitif yön yok. 90'lı yıllarda yakınlarını kaybeden yurttaşların bu adalet arayışlarına ilişkin sürecin getirdiği olumlu bir etki ne yazık ki yok. Bunlar olmadığı zaman toplum bu sürecin içinde kendini hissetmez ve bu sürece olan destek azalır. Toplum desteğinin olmadığı bir sürecin kalıcı barışa evrilmesi çok zordur” şeklinde konuştu.