
“Şimdi bir müzakere olacaksa bunun mekanizmaları, araçları, yöntemi, usulü bunlar tartışılmadan, hayata geçmeden nasıl olacak?” diye soran HDP Eşbaşkanı Demirtaş, “Sekreterya olmadan, gözlemci bir güç olmadan, taraflar yol haritalarını, çözüm paketlerini bir birlerine sunmadan, bunlar tartışılmadan, tutanak altına alınmadan bir müzakere yürümez” dedi.
HDP Eşbaşkanı Selahhatin Demirtaş, Kobanê’deki savaşı, Kürt siyasi hareketlerini Duhok’ta bir araya gelerek Rojava’ya ilişkin kararlar alması, 6-9 Ekim Kürdistan’da halkın başlattığı serhildan ve sonuçları ile diyalog süreci ve Türk Hükümeti’nin tavrına ilişkin DİHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Uluslararası koalisyonun DAİŞ’i vurmakta gecikmesi ve Türk devletinin tavrının halkta büyük bir tepkiye yol açtığını kaydeden Demirtaş, bunun sonucu olan halk hareketinin bütün dünya kamuoyunun daha dikkatli bakmasına vesile olduğunun altını çizdi. Demirtaş, bu tepkinin hem uluslararası koalisyonu hareket etmek zorunda bıraktığını hem de Türkiye’yi teşhir ettiğini söyledi. Demirtaş, bugüne kadar takip edilen politikalarında kırılmalara yol açan bu teşhir ile birlikte AKP Hükümeti’nin mecbur kalıp Kobanê-Rojava politikasını değiştirmek zorunda kaldığını ifade etti.
Psikolojik savaş yürütüyor
AKP Hükümeti’nin kendisini zorlayan bu tutuma karşı bir yandan halkı hedef alıp, bir yandan da partilerine, eşbaşkanlara ve kendisine siyasi bir fatura çıkararak psikolojik savaş yürüttüğünü vurgulayan Demirtaş, bunun nedenlerini ise şöyle sıraladı: “Bunun siyasi maliyetini kendi cephesine artı olarak yazdırabilmek, genel seçimlere giderken HDP’yi yıpratmak ve HDP’yi Türkiye genelinde siyaset yapamaz hale getirmek istediler. Tek nedeni bu değil elbette ki, fakat özellikle psikolojik savaşın bizim üzerimizden yürütülüyor olmasının altında yatan en önemli neden belki de buradan bir siyasi kazanım elde etmek. Yani AKP kaybettiği siyasi mevziye karşılık bir fatura ödetmek isteyerek, yeni bir siyasi mevzi kazanmak istedi. Bu da HDP’yi yıpratarak, şahsımıza dönük saldırılarla gerçekleştirmeye çalışıyor.”
Hükümetin ve yakın medyanın HDP’ye yönelik saldırıda kullandığı argümanların başında gelen Kobanê protestoları ve bu protestolarda hayatını kaybedenler oldu. Demirtaş, şunlara dikkat çekti: “Polis, asker, korucu ve Hizbulkontra-HÜDA-PAR üyelerinin saldırılarıyla şiddetlenen olaylarda birçok insan devlet kurşunu ve sivil-faşist odaklarca katledilmesine rağmen hükümet bunu sadece birkaç isim üzerinden siyasi malzeme haline getirdi. Devlet kaynaklı şiddet ve ölümler ise gözardı edildi. Sokakta katledilenlerin büyük bir kısmı partimizin sempatizanı, üyesi, çalışanı ve yurtsever halkımızdan. Mesela, Antep’te eli palalı, silahlı kişiler yürüyüş yaptı. Orada 5 insan katledildi. Bunların sorumlularını bulmak çok mu zor? Bu işi de kendi açılarından bir siyasi kazanıma dönüştürmeye; faturayı HDP’ye keserek kendi sorumluluklarını ortadan kaldırmaya dönük bir psikolojik savaş yürüttüler.”
Sokak infazları yasallaşıyor
Demirtaş’ın Kobanê serhildanının siyasi rant haline getirmekle suçladığı AKP Hükümeti’nin başvurduğu ilk yol ise polise daha geniş yetkiler getiren “Güvenlik Yasa Tasarısı” hazırlayıp Meclis’e getirmek oldu. “Demokratik tepkileri engellemek için elindeki tüm imkanları kullanan devlet ve devlet güçlerinin yetkileri çok mu sınırlıydı?” diye soran Demirtaş, şöyle devam etti: “Hayır. Zaten güvenlik güçleri yasada olsun olmasın, sonuna kadar her türlü şiddeti, hukuksuzluğu kullanıyorlardı. Sanki bu yasalar çıkınca devlet çok güçlü bir güvenlik konseptine kavuşmuş gibi bir yanılsama da yaratıyorlar. Aslında zaten devlet, sınırsız bir şiddet örgütüdür. Bu şiddeti kullanırken de yasayı, anayasayı, evrensel hukuk kurallarını hiç tanımıyor. Bu güne kadar tanıdı mı ki? Ama bu yasaları çıkararak biraz daha toplum üzerinde tedirginlik uyandırmak, korku, panik uyandırmak ve mümkünse sokaktaki infazların yasal, hukuki dayanağını oluşturmak istiyorlar. Başbakanın çağrılarında olduğu gibi işte yüzünü kapatanı, elinde molotof olanı ‘vur’ emri vererek, bununun yasal gerekçesi oluşturulmaya çalışılıyor. Kendi güvenlik güçlerini biraz daha cesaretlendirme hamlesidir bu.”
Halk hareketi durdurulamaz
Bu tür “Güvenlik Yasa Tasarı”larının otoriter, baskıcı, tekçi devletlerin temel özellikleri olduğunu kaydeden Demirtaş, şunları söyledi: “Demokratik devletler veya demokratikleşmek isteyen devletler, bu gibi halk hareketlerinden ders/iyi sonuçlar çıkarırlar, halk neyi istiyor, demokrasi eksikliği nerededir, diye. AKP’nin meselelere sadece güvenlik tedbirli yaklaştığını gösteren önemli bir örnekti. Halk sokağa bir talep için çıkıyor. Şimdi sen onu zorla, baskıyla bastırmaya çalışırsan başka bir yerde patlak verecek. Bunu durdurmanın imkanı yoktur. Hiçbir yasa, hiçbir zor gücü, dünyadaki hiçbir haklı halk hareketini durduramamıştır.”
Demirtaş, köklü demokratikleşme reformlarıyla çıkılamaması halinde Türkiye’yi hem içerde hem de dışarıda zora sokacak bir baskı dönemi başlayacağı uyarısında bulundu. Demirtaş, bu durumun diyalog sürecini de bitme noktasına getireceğini söyledi.
Yeni Türkiye’nin müteahhidi
Bu uyarıları AKP Hükümeti’ne her defasında yaptıklarını fakat demokrasi ve özgürlükten anladığı şeyin aynı olmadığını belirten Demirtaş, bu durumu ise “Hükümet kendini koruyacak, güçlendirecek, kendi iktidarını, kendi egemenlik tekelini daha da perçinli hale getirecek değişimi demokrasi olarak görüyor. Yani AKP Hükümeti kendini koruyabiliyorsa Türkiye ilerliyor demektir. Çünkü yeni Türkiye’nin inşasının müteahhidi olarak görüyorlar kendilerini. Dolayısıyla müteahhidi korursan, inşaatı da korursun anlayışıyla sürekli kendilerini koruma altına alan, toplumu korumak yerine sürekli devleti, iktidarı güçlendiren bir anlayışla aynı kısır döngü içerisinde dönüp demokratikleşme adı altında tekrardan baskıcı devleti inşa etmeye doğru gidiyorlar. AKP’nin bakış açısı, paradigması, dünyayı okuma şekli, özgürlüklere, demokrasiye ilkelere yaklaşımı son derece çıtası düşük bir bakış açısı ve perspektiftir. O nedenle kendilerini dünyanın en demokrat devleti olarak görüyorlar. Buna inanmışlar. Buna samimiyetle inanıyorlar. Yanlış bir anlayışla çözüme gitmek istiyorlar” sözleriyle açıkladı.
Çiğ, ucuz ve basitler
Demirtaş, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çözüm süreci kapsamında oluşturulmasını istediği sekretarya ve hükümetin buna ilişkin açıklamalarını da değerlendirdi. Türk Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanların açıklamalarını hatırlatan Demirtaş, “Yaklaşımları son derece çiğ, ucuz ve basittir” dedi.
Mekanizmalar olmasın mı?
“Şimdi bir müzakere olacaksa bunun mekanizmaları, araçları, yöntemi, usulü bunlar tartışılmadan, hayata geçmeden nasıl olacak?” diye soran Demirtaş, son derece ciddiyetsiz ve korkak davranan Türk Hükümeti’ne hatırlattı: “Sekreterya olmadan, gözlemci bir güç olmadan, taraflar yol haritalarını, çözüm paketlerini bir birlerine sunmadan, bunlar tartışılmadan, tutanak altına alınmadan bir müzakere yürür mü, yürümez. Hükümet ucuz ve gayri ciddi yaklaşımlarla meseleyi zamana yayıyor.”
Rojava boğulmaya çalışıldı
Demirtaş, Türkiye’deki çözüm sürecinden yeniden Kobanê üzerinden Kürt siyasetine dönük başta ABD ve diğer bazı Avrupa ülkelerinin yaklaşımlarında görülen farklılık ve bunun etkileri üzerinde durdu.
Demirtaş bu konuda şunları söyledi: “Rojava Devrimi başından itibaren boğulmaya çalışıldı. Türlü senaryo ve komplolarla Kobanê kuşatılmaya, Rojava tümden boşaltılmaya, boğulmaya çalışıldı. Fakat durum öğle bir noktaya geldi ki, denedikleri bütün yollar boşa çıktı. Geçmişte El-Nusra çeteleri desteklendi, ÖSO’ya bağlı güçler Kobanê’ye saldırıldı. Kürtler birbiri içerisinde kendilerine düşürülmeye çalışıldı. Kürt hareketleri karşı karşıya getirilmeye çalışıldı. Ambargo uygulandı. Uluslararası alanda Rojava temsilcilerinin tanınmadığı bir süreç yaşandı. Muhatap alınmadılar. Bunların hiçbiri para etmedi. Büyük ülkeler kendi kamuoyu nezdinde zora girdiler. Çünkü Rojava’da meşru bir direniş var ve bu meşru direniş uluslararası güçler tarafından IŞİD’e karşı korunmuyorsa, desteklenmiyorsa bu onları zorlayan bir durum oldu. Bütün bunlar Rojava direnişi etrafında kenetlenmiş direnişin yarattığı sonuçlardır, kazanımlardır.”
Duhok Anlaşması ön açıcı
Kürt siyaseti olarak Duhok Anlaşması’nı çok önemsediklerini kaydeden Demirtaş, bu önemi de “Görünen o ki, Rojava’da birlikte hareket etmeyi sağlayacak olan Duhok Anlaşması başarılı bir şekilde pratikleşirse Kürtler kendi aralarındaki sorunları çözme konusunda artık daha rahat hareket edecekler. Kapılarının çoğu açılmış olacak. Duhok’taki anlaşma, dört parça Kürdistan’daki tıkanmaları aşabilecek önemli ve kritik bir anlaşmadır. Kürtler bu noktanın peşini bırakmamalıdır. Bu anlaşmanın gereklerini herkes yerine getirmelidir. Duhok Anlaşması, tek başına Kürtlerin birliğini ifade etmiyor. Ama bu Kürdistan Ulusal Kongresi’nin önünü açacaktır” şeklinde değerlendirdi.
ÖMER ÇELİK / YASİN KOBULAN/DİHA/AMED