Hürmüz Boğazı: Coğrafya silaha dönüşüyor

Forum Haberleri —

Hürmüz boğazı/foto:AFP

Hürmüz boğazı/foto:AFP

  • Washington'un karşı karşıya olduğu soru, İran'a vurup vuramayacağı değildir. Vurmanın, ABD'yi ve dünya ekonomisini, müzakere edilmiş bir düzenleme alternatifinden daha kötü bir duruma sokup sokmayacağıdır.
  • Tahran'ın dikkatle ve sabırla kurduğu tuzak, Amerikan gücünü yenerek değil, yeniden yönlendirerek çalışmak üzere tasarlanmıştır. Sonuçta coğrafya müzakere etmez ama onu kontrol edenler eder.

* CASIM EL-AZZAVI - Çeviri: Yeni Özgür Politika

Amerikan askeri planlamacıları, on yıllardır basit bir varsayıma dayanıyordu: Ezici güç, kararlı bir şekilde uygulandığında, Basra Körfezi'ndeki neredeyse her krizi çözebilirdi. İran ise yıllardır bu varsayımı geçersiz kılmak için çalıştı. Elbette Amerika'nınkine denk bir donanma inşa ederek değil, dar bir su şeridini dünyanın en pahalı meydan okumasına dönüştürerek. İran komutanlarının Hürmüz Boğazı'nda ve çevresinde inşa ettiği şey (her gün dünyanın deniz yoluyla taşınan petrolünün yaklaşık dörtte birinin geçtiği 21 mil genişliğindeki bu dar boğaz) geleneksel bir savunma değildir.

Bu ayrım, son derece önemlidir ve Washington, İran'ın hesaplarını yakından izliyor.

Kazanmak değil, pahalı kılmak

Tehdidin mimarisi öğreticidir. 1971'de Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE) alınan ve asla iade edilmeyen Abu Musa ve Tunb Adaları'ndan başlayarak Tahran, dakikalar içinde hedeflere ulaşabilen drone sürülerini konumlandırıyor; 20'den fazla mini denizaltıdan oluşan bir filo ve tahmini 6 bin adet deniz mayını stoğu bulunduruyor. Yakınlarda faaliyet gösteren Çin gözetleme gemileri gerçek zamanlı hedefleme verileri sağlayarak, Amerikan güçlerinin tarihsel olarak sahip olduğu ve kullandığı istihbarat açığını kapatıyor. Bunların hiçbiri, bir deniz savaşını kazanmak için değil, bir deniz savaşını düşünülemez derecede pahalı hale getirmek için tasarlanmıştır.

Eski Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen, boğazı bir zamanlar "dünyanın en önemli enerji darboğazı" olarak tanımlamıştı. İran, bu tanımı bir plan olarak benimsemiştir. Küresel stratejik rezervler, şoku belki iki ay kadar tamponlayabilir. Suudi Arabistan ve BAE üzerinden geçen alternatif boru hatları günde yaklaşık 8 milyon varil yönlendirebilir. Boğaz ise 20 milyon varil taşıyor.

Henry Kissinger'ın "Petrolü kontrol edersen ulusları kontrol edersin" gözlemi, rahatsız edici derecede güncelliğini koruyor. İran liderliği bu dersi açıkça içselleştirmiş ve askeri doktrinini bunun etrafında inşa etmiştir.

Çin ne yapabilir?

Hesaplamayı daha tehlikeli kılan şey Çin'in rolüdür. Pekin, pasif bir gözlemci değildir. Boğazdan geçen petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) yaklaşık yüzde 84'ü Asya pazarlarına gidiyor; Çin tek başına toplam enerji arzının yaklaşık dörtte biri için bu geçişe bağımlıdır. İran güçleriyle birlikte devriye gezen Çin destroyerinin varlığı, dayanışma gösterisi değildir. Bu, Pekin'in kaybedemeyeceği tedarik hatlarını koruma eylemidir. Washington'un herhangi bir askeri harekâtının diplomatik ve askeri maliyetini yükseltiyor.

Amaç kesin bir askeri çatışma değildir. Daha sabırlı ve daha tehlikeli bir şeydir; ekonomik çöküşün biriken baskısı altında müzakere etmeye zorlamak.

Tarihsel yankılar ne ince ne de tesadüfidir. 1956'da Britanya ve Fransa, Süveyş'te askeri kapasite ile jeopolitik kaldıraç arasında fark olduğunu keşfetti. Bir ordu her çarpışmayı kazanabilir ama önemli savaşı kaybedebilir. OPEC, 1973'te tek bir kurşun atmadan Batı ekonomilerini diz çöktürerek, hiçbir tank tümeninin başaramayacağını bir varil petrolle başardı. İran her iki dersi de kullanıyor; enflasyon canavarının, enerji kesintilerinin ve piyasa istikrarsızlığının, herhangi bir balistik füzeden daha etkili bir şekilde Amerikalıların dikkatini çekeceğine inanıyor.

Tahran'ın kurduğu tuzak

ABD, seçeneklerden yoksun değildir. Amerikan güçleri İran deniz varlıklarını yok etme, drone sürülerini etkisiz hale getirme, mayın tarlalarını temizleme ve boğazı zorla açık tutma kapasitesine sahiptir. Üst düzey askeri yetkililer, bunu dikkatle vurguluyor ve yanılmıyorlar. İran'ın inşa ettiği daha derin meydan okuma ise askeri değil, kavramsaldır. Eski bir üst düzey Pentagon yetkilisinin özel olarak ifade ettiği gibi, "Bir deniz filosu saldırı silahıdır ama küresel piyasa oynaklığına karşı bir koruma değil." Washington'un karşı karşıya olduğu soru, İran'a vurup vuramayacağı değildir. Vurmanın, ABD'yi ve dünya ekonomisini, ne kadar kusurlu ve tatmin edici olmasa da İran'ın hırslarını kısıtlarken küresel piyasaların işleyişini sağlayan petrol akışını koruyan müzakere edilmiş bir düzenleme alternatifinden daha kötü bir duruma sokup sokmayacağıdır.

Tahran'ın dikkatle ve sabırla kurduğu tuzak budur. Bu tuzak, Amerikan gücünü yenerek değil, onu yeniden yönlendirerek (gücün kullanımını kısıtlamasından daha maliyetli hale getirerek) çalışmak üzere tasarlanmıştır. Washington, bu tuzaktan düşünerek çıkabilecek mi, yoksa sık sık yaptığı gibi en iyi bildiği araçlara mı uzanacak? Bu, 10 yılın belirleyici stratejik sorularından biri olabilir. Sonuçta coğrafya müzakere etmez ama onu kontrol edenler eder.

* Middle East Monitor'daki yazısı çevrilerek kısaltıldı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.