Hürmüz savaşı mı?

Forum Haberleri —

Hürmüz/foto:AFP

Hürmüz/foto:AFP

  • İran, temel ulusal güvenlik doktrinlerinden birini fiilen uyguluyor: Küresel ekonomiyi baskı altına alıp bölgenin hegemonu konumuna yerleşmek için Hürmüz'ü kullanmak.

* NADAV EYAL-Çeviri: Yeni Özgür Politika

İran’ın küçük petrol adası Harg’ın (Kharg) uydu görüntülerinde, kıyı açıklarında sıralanmış tankerlerin siluetlerini görebilirsiniz. Savaş devam ediyor. Amerikalılar, Harg’daki askeri hedefleri bombaladı. İsrail’de sirenler yeniden ve yeniden çalıyor. İran’da ise aralıksız hava saldırıları sürüyor.

İran’ın ana petrol ihracat terminali Harg Adası’nda dev tankerler hâlâ yükleniyor. “Her zamanki gibi” diye yazıyorum ama bu tam olarak doğru değil. Birkaç gün önce The Wall Street Journal, İran’ın artık savaştan önceki dönemden daha fazla petrol sattığını ve tabii ki daha yüksek fiyattan sattığını tahmin etmişti. ABD, İran’ın tüm petrol ihracatını engellerse fiyatlar daha da yükselecek ve küresel piyasalarda aksamalar büyüyecek. ABD yetkililerinin Harg Adası’na yönelik hedefli saldırılar sonrası yaptığı açıklamalardan açıkça anlaşılıyor ki Washington, yine piyasaları yatıştırmak ve Körfez ülkelerindeki paniği dindirmek amacıyla petrol endüstrisi ile savaş arasında ayrım yapmaya çalışıyor. Bu ülkeler, İran’ın tüm bölgesel petrol altyapısını bombalayabileceğinden endişe duyuyor.

Sorun şu ki; İran, tam tersine bir strateji izliyor gibi görünüyor. Petrolü savaşın bir kaldıracı haline getiriyor, ancak tam bir kapatma noktasına gitmeden. İran, bazı haberlerde iddia edildiği gibi Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmadı. Bunun yerine boğazı düşmanlarına kapattı. Bu arada “hayalet filosu”nu (ghost fleet) kullanarak petrolü Çin’e ve başkalarına da göndermeye devam ediyor. Tankerleri mahsur kalan herkes izin için Tahran’ı arıyor. Örneğin Hindistan hükümeti de bunu yaptı. Açık bir geçiş olan yer, artık yönetilen bir koridora dönüştü. İran, boğazı fiilen kontrol ederek, ABD’yi zorlamaya çalışıyor.

Bir İsrailli yetkili, “Bu kabul edilemez bir durum. Anladığımız kadarıyla ABD buna izin vermeyecek… Hürmüz, gerekirse zor kullanarak her pahasına açılacak. Amerika bize, Hürmüz nedeniyle haftalarca daha fazla çatışmaya hazırlanmamızı söylüyor. Hikâye Hürmüz. Diğer İran hedeflerinden vazgeçmediler ama burada göz ardı edilemeyecek bir sorun ortaya çıktı” dedi. İsrail’de bazen karşı tarafın saldırgan niyetlerini abartma eğilimi oluyor. “Her pahasına” derken tahminimce ABD yalnızca güç kullanımını değil ama gerekirse bunu da düşünüyor.

Doktrini fiilen uyguluyor

İran, şu anda temel ulusal güvenlik doktrinlerinden birini fiilen uyguluyor: Hürmüz Boğazı’nı küresel ekonomiyi baskı altına almak ve bölgenin hegemonu konumuna yerleşmek için kullanmak. Dünyanın petrolünün yaklaşık beşte biri fiilen bloke etmek çok büyük bir koz. İran Dışişleri Bakanı, alaycı bir övünmeyle bir dizi devletin güvenli geçiş için Tahran’a başvurduğunu söyledi.

ABD, şimdi Stratejik Petrol Rezervi’ni (Strategic Petroleum Reserve) açtı ve Suudi Arabistan, çöldeki doğu-batı boru hattı üzerinden büyük miktarda petrol taşımaya başladı. Kızıldeniz’e girmeye çalışan tankerlerde birikme artıyor; Körfez yerine Suudi terminalinden yükleme yapmayı umuyorlar, ancak uzmanlara göre (BAE’nin boğazı bypass eden bir ihracat terminali de var) bu alternatifler birlikte bile Körfez’den normalde çıkan miktarın ancak yüzde 40-50’sini karşılayabilir. Geri kalanı fiilen bloke edilmiş durumda.

Başka bir İsrailli yetkili, İran’ın boğazı 12 büyük deniz mayını yerleştirerek kapattığını ve kendi kontrol ettiği bir seyir şeridi yarattığını söyledi. Açıkçası ABD için en iyi seçenek, İran’ın ABD baskısına boyun eğmesi ve boğazdan serbest veya daha serbest geçişe izin vermesi olurdu. Şimdilik bu görünmüyor ve çoğu İran analisti bunun yakın zamanda olmayacağını düşünüyor.

İsrail’de bazıları basit çözümler öneriyor. Birincisi, İran’ın petrol tesislerini –özellikle Harg’ı– bombalamak ve rejimin can damarını kesmek. Bu yaklaşımın sorunu, İranlıların büyük olasılıkla Körfez’deki tüm petrol altyapısını havaya uçurarak –veya denerek– yanıt vermesi. Böylece dünyanın fosil yakıt arzının yüzde 20’sini yeniden açma girişimi, bu arzı yıllarca hasar verebilir. Piyasa bu tür bir felakete son derece duyarlı. İsrail, İran’daki askeri petrol depolarını –rafinerileri değil– bombaladığında, Washington’da muhtemelen İsrail’in en iyi dostu olan Senatör Lindsey Graham, İsrail’e uyarı tweet’i attı: “Lütfen seçtiğiniz hedefler konusunda dikkatli olun. Amacımız, İran halkını bu rejim çöktüğünde yeni ve daha iyi bir hayata başlama şanslarını sakatlamayacak şekilde özgürleştirmek. İran’ın petrol ekonomisi bu çaba için vazgeçilmez olacak.”

Ana öneri, Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirmek ve tankerleri eskort etmek. Bu muhtemelen deniz, hava ve kara operasyonlarını içerecek. Askeri açıdan bu uygulanabilir bir seçenek ama basit olmaktan uzak. ABD bunu yapabilir ve zaten bölgeye 2 bin 500 Deniz Piyadesi konuşlandırılacağı söylendi. Nitekim ABD, Başkan Trump’ın NATO ittifakından bahsetmesiyle birlikte diğer devletleri boğazı yeniden açma çabasına katılmaya çalışıyor.

Risk şu ki; İran, bölge genelindeki petrol altyapısını hedef alarak yanıt verebilir. İslam Cumhuriyeti, tam da bu an için on yıllardır hazırlık yaptı. Hürmüz’de bir çatışma için tasarlanmış patlayıcı sürat teknelerinden dronlara ve mayınlara kadar katmanlı bir bozucu sistem kurdu.

1980’lerin 'Tanker Savaşı', ABD önderliğinde uzun sürdü ve Ronald Reagan’ın emri doğrulutusunda İran donanmasının yok edilmesiyle sona erdi. Tahran bu yenilgiden ders çıkardı. Artık yalnızca konvansiyonel bir donanmaya güvenmiyor.

İki olası senaryo

İki senaryo öne çıkıyor;

* Washington’daki pek çok kişinin şu anda savunduğu “zafer ilan edip eve dönme” yaklaşımı. Bu yaklaşımın bir bedeli var. Eğer savaş çabuk biterse ve çatışma sırasında bile Hürmüz Boğazı’nı dilediği gibi açıp kapayabildiği anlaşılırsa İran, fiilen bölgenin hegemonu konumunu pekiştirmiş olur. Bu tür ekonomik zorlama, daha sınırlı şekillerde yıllarca uygulanabilir. Körfez devletleri, özellikle Suudi Arabistan, acı bir yeni gerçekliği kabul etmek zorunda kalır: Devrim Muhafızları tarafından giderek daha fazla kontrol edilen, dini otoriteden daha az etkilenen bir İran, ekonomilerinin vanasını elinde tutar. Bu olasılıktan derinden korkuyorlar. Korkuları haklı.

* ABD, Hürmüz Boğazı’nı zorla açmaya çalışır. Bu, çatışmayı hem uzatır hem genişletir; operasyon için daha uzun süre taahhüt ve İran’ın Körfez genelinde petrol altyapısına saldırıları riski taşır. ABD medyasında bu bağlamda bahsedilen bir fikir, ABD’nin bizzat Harg Adası’nı fiziki olarak ele geçirmesi. Burada 'Maliyeti ne olur ve gerçekten ne kadar etkili olur?' sorusunun yanıtı belirsiz. İran, ucuz dronlarla bile adayı bombalamaya çalışabilir veya diğer Körfez ülkelerindeki petrol tesislerine misilleme yapabilir.

Hiçbir senaryo ideal değil. İkisi de risk taşıyor. Gerçekten de şu anki temel meydan okuma, bu iki senaryodan da kaçınmak ve Hürmüz krizini çözmek için üçüncü bir yol bulmak.

Bundan sonra ne olacak?

Tüm bunlar, iki gerçeği gölgelemesin. Birincisi, İslam Cumhuriyeti’ne verilen zarar zaten ağır ve Amerikan kararlılığı hâlâ etkileyici. Çoğu analiste göre; İran’ın tırmandırma ve bölgeyi daha geniş bir yıkıma sürükleme kabiliyeti hızla eriyor. Geriye kalan kozu Hürmüz, ancak savaş alanında hâlâ kaybediyor.

Mevcut kinetik aşamanın ötesinde, rejimi zayıflatmaya yönelik planlar hâlâ mevcut ve henüz tam uygulanmadı. İsrailli yetkililere göre; şimdilik İslam Cumhuriyeti’nin komuta ve kontrol yapısı hâlâ işliyor görünüyor ve rejim tutunuyor. ABD ve İsrail’in savaş için yedekte birkaç ilginç girişimi hâlâ var. Washington, bunlardan herhangi biri gerçekleşmeden önce Hürmüz Boğazı sorununu çözmek zorunda kalacak. Kapalı bir boğazın savaşın basit bedeli olduğu kararı, İranlılara Körfez’de tarihi bir emsal verebilir.

* Nadav Eyal'ın 'Between Us'taki analizi, çevrilerek düzenlendi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.