Seyithan Yılmaz, 1978 Eylül’ünde Êlîh’in (Batman) Heskîf (Hasankeyf) ilçesine bağlı Kaniya Mezin köyünde dünyaya geldi. Altı çocuklu bir ailenin ikinci gözağrısıydı. Çocukluğunu Soğucak’ta geçiren Seyithan, ilk öğrenim hayatına da doğduğu köyde başladı. Daha ilk okulu bitirmeden babam korucu olmaya zorlandı. Dört yıl korucu olmamaya direnen babam, bizimle beraber 1987 yılında Êlîh’e zorunlu göçe maruz bırakıldı.
Yarıda kalan eğitimine Êlîh’de devam etmeye başlayan Seyithan, koruculuk ve göç dayatmasından çok daralmış ve bir arayış içerisine girmişti. Zamanla bu baskı ve zulmü anlamlandırabilmek için politik içerikli yayınlar okumaya ve başta ailesi olmak üzere etrafındakileri örgütlemeye çalışıyordu. Hiç unutmam, henüz yeni okula başlamıştım. Seyithan ağabeyim bana kırmızı kapaklı, karikatür formatında hazırlanmış Kürtçe kitapçıklar getirir, "al, kendi anadilini de öğren" derdi.
Artık genç bir delikanlı olan Seyithan, 1998’den 2002 yılına kadar Êlîh’de birçok gençlik eyleminde en ön sıradaydı. 2000 senesinde Êlîh’de açık alanda serbest kutlanan ilk Newroz'da PKK bayrağını dalgalandıran ilk kişidir. Bir bütün kişiliği ile özellikle ailenin gençlerine ve çevresine örnek teşkil ediyordu. Giydiği bir şey yırtılmayana kadar yenisini almazdı. Her hafta mutlaka aile gençlerini toplar, onlarla ulusal bilinç üzerine tartışma ortamı açardı. Kadınlara ayrı bir değer biçer; onları ezdirmez ve sürekli erkekleri bu konuda uyarırdı.
O artık bir gerillaydı
Seyithan, 2002 yılında karlı bir kış günü sessiz sedasız yönünü özgürlük dağlarına çevirdi. O artık Cûdî Heskîf'tir. Uzun yıllar Qendîl’in çeşitli kamplarında, yine 2006-2008 yılları arasında İran’ın Mamende ve Serdeşt alanlarında kalan Cûdî, 2008’den 2011’e kadar HRK saflarında İran'la savaşır. 2011’in sonbaharına kadar İran-Irak sınırında bulunan Kelareş kampında kalır ve kamp sorumluğunu üstlenir. Önemli pratiklerde bulunur. 2011’den 2014 yılı başına kadar Erzurum eyaletinin çeşitli alanlarında faaliyet yürütür. Halk arasında çok sevilen bir gerilla olur.
Kobanê’de bir yıl kalır
2014 baharında Kobanê'ye yönelik saldırıların artması ve şiddetlenmesi sonucu, Cûdî Heskîf bu kez yönünü Kobanê'ye, halk savaşına çevirir. İki kez ağır yaralanmasına rağmen her defasında hastaneden yaralı ayrılıp cepheye koşar. 14 Ocak 2015'te tek koluyla şehir merkezi savaşında yerini alır ve savaşır. Çeteler Kobanê merkezden atıldıktan sonra köyleri işgalden kurtarma hamlesi başlatılır. Batı Cephesi Yönetimi komutanlarından olan Cûdî Heskîf, Türkiye sınır hattındaki operasyonlara katılan taburun başına geçer ve sınır hattındaki savaşı koordine eder. Cûdî Heskîf, 6 Mart tarihinde Fırat Nehri'ne ulaşır. Artık çeteler tamamen Kobanê’nin batısından sökülmüştür. Borêz köyüne YPG bayrağını dikmek üzere içinde bulunduğu araç Kobanê’nin Şêxler ilçesine bağlı Xerab Eto köyünde yola döşenen bir mayına basar. Cûdî Heskîf ağır yaralanır. Önce Kobanê’ye götürülür ardından Türkiye’ye sevkedilir fakat hem Kobanê’de hem de Türkiye sınırında fazla bekletildiği için Riha'da tedavi gördüğü hastanede iki gün direndikten sonra şehitler kervanına katılır. Şehit Cûdî Heskîf, Êlîh’de binler tarafından son yolculuğuna uğurlandı.
Cûdî ile şehit düşmeden üç gün önce telefonla konuşmuştuk. Fırat’a ulaştıkları için onları kutlamak istediğimi söyledim. O da daha erken olduğunu, birkaç Arap köyünün kaldığını söyleyip 'sonra kutlarsın' dedi. Ben de 'peki ondan sonra ne yapacaksınız? diye sordum. "Artık Fırat nehri kenarında oturup balık yiyeceğiz" diyerek espri yaptı.
Cûdî’nin aramızdan gidişi bizi derinden yaralamıştı. O, artık benim için kutsal bir yolculuktu. Kaldığı yerlere, savaştığı alanlara, oradaki yaşamını öğrenmeye ve bir gazeteci olarak anlatmaya karar verdim. Bu yolculuğa Kobanê ile başlamak istedim, çünkü Kobanê’de durum her gün değişebiliyordu. O yüzden vakit kaybetmeden Kobanê’ye doğru yola çıktım ancak giderken yalnızca Şehit Cûdî’yi ele almak istemedim. Cûdî gibi onlarca can, bu savaşta kahramanca çarpışarak şehadete ulaşmıştı. Bir halk direnmişti, ben bunlara şahitlik etmek istedim. Hissetmek istedim. Eğer sadece Cûdî için gitseydim, o da razı olmayacak, bana kızacaktı. Ama şimdi biliyorum, Cûdî bana gülümsüyor.
Cûdî, artık önümde bir yoldu. Kendisi yok; karşılamayacak beni. Gözleri karşımda; gülüşleri hüzünlendiriyor yüzümü; sesi yol boyu şimdi konuşmuş gibi kulağımın derinliklerinde yankılanıyor. Yüreğim daralıyor, konuşamıyorum. Biliyorum onu görmeyeceğimi. Vaz mı geçsem, geri mi dönsem? Dönersem benden saklı yaşanmış 13 sene ne olacak? Hep bilinmez mi kalacak? Çok defa düşeceğimi bilerek, dayanılmaz acıya kapılacağımı bilerek, bir daha Cûdî’yle kucaklaşamayacağımı bilerek karşımda öğrenilmeyi bekleyen ve uzun senelerce bir giz gibi saklanan hayata doğru ilerliyorum. Bunca zamandır uzak kaldığım Cûdî'nin devrimci yaşamıyla tanışmak için vardığım ilk yer, Kobanê’ydi.
* Gazeteci, Şehit Seyithan Yılmaz'ın kardeşi