İkinci dünya savaşı sırasında Japon esir kamplarından kaçan Amerikalılar, Hitler rejiminin, muhafızların çevresinde sıram sıram dizildiği en korunaklı toplama kamplarından kaçan Yahudilerin hikayeleri sayısız öykü, roman ve filme konu olmuştur.
Bazı hikayeler, başarısızlıkla da düğümlendi. Kaçmayı başaran kimileri, yolu, yordamı bilinmeyen yabanlıklarda, yeniden düşmanlarına esir düştü.
Ama hiç bir firar hikayesi, Bingöl Cezaevi’nden topluca kaçmayı başaran onsekiz Kürt militan gibi, anlaşılması zor sebeplerle, böylesine hüzünle sonuçlanmadı.
Aslında hüzün, onların kişiliğinde Kürt halkının yüreğine yağdı. Sosyal medyaya yansıyanıyla, (Selahaddin Demirtaş ve Osman Baydemir’i saymıyorum) Kürlerin sevinci, zafer yağmurlarına dökülmüştü. Son zamanların konuşulan tek konusu, ortak sevinciydi, Kürt kamuoyunda. Ama, sevincin coşkusu yirmidört saat bile sürmeden, hüzne bulandı.
Sözün burasında, “Türk milliyetçisi Kürtleri” bir kez daha kızdıracak tespit için parantez açmak gerekiyorsa eğer, sevinçleri, keder ve hüzünleri ayrı ayrı zıtlıklara akan iki farklı toplum oldu. Kimilerinin palavra attığı gibi, bir ve beraberlik hiç bir zaman olmadı. Türk ırkçılığının yasak, yok etme ve sindirme zulmü sonucu, Kürtler sevinçlerini, onların başarısızlıklarında aradılar.
Gerilla, zalimin zulmünü kırmak için, dağlardaydı. Kürtler, kurtulma hayallerini beslemek için destek veriyor, seçimlerde “bizim” dedikleri partiye oylarını veriyorlardı.
Bu ayrışmada, bir kesimin sevinci, ötekinin hüznüydü.
Fakat, gerçek dile getirildiği zaman, dünyaya kör bakan “Türk milliyetçisi Kürt” Türk ırkçısı Çerkez Taha Akyol ile bütünleşip, “Kürt milliyetçiliği var” diye bağırıyordu.
Oysa kopuş, bir gerçek ve bu gerçek Türk resmi söylemindeydi. Kürtler dün, bir ve beraber değil, yok edilmesi gereken “eşkıya”, bugün “terörist” değilse, “onlar”dı. Onların malları, mülkleri, kadınları, katledilmişlerinin kulakları da ganimet...
Kürtlerin kederi, Van depreminde televizyona yansıyan, Türk’ün “oh” sevinci, Türk kesiminde inşaatlarda çalışanlarına düzenlenen linç manzaraları, kiralık ev, fırında ekmek vermemekti.
Kürt nefreti, kendi halkını da soyan dini önderlerinin, “hepsini hapse atmak için iftira edin” böğürtüsü, devletçe, pirimle teşvik edilen sınır ticaretine çıkan Roboskîli çocukların katliamını meşru göstermekti. Uluslararası İslami terör yapılanması El Kaide’yle bütünleşip, Çeçenistan, Afganistan’dan kiralık katil ithaliyle, Rojava’da Kürt katliamı…
Ayrışa, ayrı ayrı yönlere bakma, sevinçleri bile ayrı olan gerçek bu. Fakat, bu gerçek dile getirildiği zaman, “Türk milliyetçisi Kürtler”in zoruna gidiyordu.
Ne yapayım ki, Kürt esirlerin kaçışı, Kürtlerin sevinciydi. Ama sevinç uzun sürmedi. Beklenmedik yer ve zamanda hüzün olarak yağdı, duygularına. Oysa, bir imkansız başarılmış, uzunca bir tünel kazılmış, kurtuluş gerçekleşmişti. İki adım ötesi özgür dağlardı.
Ayrıca kaçış ani, kendiliğinden oluşmuş bir karar ve bir günlük planlama değildi. Belki bir yılı aşkın süre boyunca, kaşıkla tünel kazılmış, her avuç toprakla hayaller kurulmuş, sonunda, kurtuluşa çıkılmıştı.
Nazi kamplarından beri biliyoruz ki, bütün kaçış hayallerinin düğümü, tünelin çıkışı üzerine kuruluydu. Çıkışta bekleyen, yol, yön bilen yardım elleri…
Fakat, anlaşılıyor ki, kurtuluş sırı, ziyarete gelen yakınlara bile açılmamış, Kürdistan nabzını elinde tutan, sivil hayatı da yönlendiren koskocaman örgütlü güce, kimseye haber verilmemiş…
Hal böyle olmalı ki, dışarıda yardım için bekleyen, araç tedarik eden yok. Tel örgülerin dışında, o yörenin de yabancısı onsekiz insan, kendi başlarının çaresi, başka bir deyişle kaderleriyle baş başa kalmışlar.
Murat havzaları dururken, gerillanın geri çekilmesi nedeniyle boşaltılmış, bir zamanlar kiralık cahş-kontra (Hizbullah) üssünün bulunduğu, resmi kiralıklar korucuların tepe, bayır gözetlemede olduğu, iz sürücüsü, muhbiri bol alanlara, Karacehennem kanyonuna (Geli) yönelmişler.
Bilmezlik ve plansızlığın sonrası, Türk devleti ve medyasının palavra üzere zafer naralarıydı:
“İnsansız hava aracı tespit etti, asker ve polis havadan inip yakaladı!..”
Başarıyla tamamlanmış özgürlüğe kaçış, beceriksizce plansızlık yüzünden, iki adım ötedeki (her ne sebepleyse) çakılıp beklemede, Kürtlerin hüznü, dahası karşıtlarının onları birbirine düşürme fesatlığıyla bezeli sevinci oldu.
Hüzünle biten firar
Her esirin hayali kaçış, kaçış da vicdanlarda meşru haktır.