Türkiye’de otuzbeş yıldan bu yana süren bir mücadele var. Başlangıçta bu mücadeleye Kürt tarafı “Özgürlük Mücadelesi”, resmi görüş ise “terör mücadelesi” olarak ifade etti. 1990’lara doğru Kürt tarafının ifade biçiminde bir değişiklik olmamasına karşın, resmi görüş ifadesini “Düşük Yoğunluklu Savaş” olarak değiştirdi. 1990’lı yılların ortalarında sürdürülen çatışmayı Kürt tarafı “TC’nin Kürtlere karşı yürüttüğü kirli bir savaş” olarak nitelendirmeye başladı. TC son dönemlere kadar Kürt Özgürlük Hareketini “terör” olarak nitelemeye devam ederken, Kürt Özgürlük Hareketine karşı yürüttüğü mücadeleyi de “terörle mücadele” olarak nitelendirmeye devam etti.
Bugün gelinen aşamada TC, Kürt Özgürlük Hareketine karşı yürüttüğü mücadeleyi sonuna kadar yürüteceğini resmi ağızlarda dile getirmektedir. Bu nedenlede Kürt bilincinin yükseldiği yerleşim birimlerine karşı “süpürme harekatı” sürdüreceğini dillendirmektedir. Bu bağlamda Kürt Özgürlük Hareketi ve HDP’nin güçlü olduğu yerlerde ilan edilen “Özyönetim”e karşı dönüşümlü olarak sokağa çıkma yasakları ilan ederek halkın özyönetim iradesini kırmaya, halkı sindirmeye çalışmaktadır.
Devletin bu süpürme harekatına karşı Kürt Özgürlük Hareketinin, halkın direnişi devam etmektedir. Süpürme harekatı yapılacağını geçen haftaki yazımda belirtmiştim. Öğretmen, sağlık görevlileri gibi kamu çalışanlarının eğitim çalışması adı altında izinli sayılmaları bu stratejinin sinyali idi. Nitekim bir haftadan bu yana Cizre, Silopi, Kerboran, Nusaybin ve Sur şiddetli çatışmalara sahne olmaktadır. Devlet tankı, topu, helikopterleri, ağır silahları, sayıları onbinlere veren silahlı gücü ile bu yerleşim birimlerinde süpürme harekatına devam etmekte sadece sivil insanlara değil evlere, tarihi binalara, hastahane gibi kamu binalarına karşıda imha hareketine devam etmektedir. Sokağa çıkma yasağı artık pencereye çıkma yasağına dönüşmektedir. Yani pencereye yaklaşanlarda artık keskin nişancıların avlanma sahasına girmektedir.
Diğer taraftan HDP Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar ve sair resmi görevliler tarafından ağır bir biçimde suçlanmakta, kamuoyunda boy hedefi olarak gösterilip, kamuoyunda itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Davutoğlu HDP’nin hesabının mecliste görüleceğini belirterek TBMM’de yeni bir 2 Mart darbesinin (DEP milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırıldığı gün 1994) yapılabileceğini ima ederek gözdağı vermektedir. HDP’nin meclis dışına çıkarılması Kürtlerin Ankara ile olan bağlarının tamamen bağımısızlık ilanının gündem geleceğini belirtmektedir. Evet birlikte yaşamanın mümkün olmadığı bir ortamda herkesin kendi yolunu çizmesi olağan bir haktır. Zorla güzellik olmadığına göre herkes kendi kaderini kendisi belirliyecektir, kopmasına neden olacaktır.
Türkiye devletin kendi eli ile bir kopuşa doğru hızla ilerliyor. PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan’ın gazetemizdeki son söyleşisinde özyönetimi sadece Kürdistan için değil, tüm Türkiye için istediklerini belirtip, bunun boşa çıkarılması halinde bir iç savaşın yaşanacağını ifade ediyor.
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* Lice’de, 21 Aralık 1990 tarihinde halk üzerindeki baskıları şikayet etmek üzere kaymakamlığa giden sivil Kürtlerin üzerine açılan silahlı ateşte 1 kadın ve 1 çocuk yaşamını yitirdi.
* 23 Aralık 1986 tarihinde Elazığ PKK davası sonuçlandı. 6 PKK’liye müebbed, 10 PKK’liye ise idam cezası verildi.
* 24 Aralık 1978 tarihinde Maraş’ta Kürt Alevilere yönelik katliam başlatıldı. Çıkan olaylarda resmi makamlara göre 111 yaşlı, kadın, çocuk Kürt Alevisi katledildi.
* 25 Aralık 1991 tarihinde Kulp ve Lice’de gerilla cenazelerinin kaldırılması sırasında çıkan olaylarda 3 güvenlik görevlisi ve 9 sivil Kürt yaşamlarını yitirdi.
* 26 Aralık 1978 tarihinde Maraş olayları nedeni ile Türkiye ve Kürdistan’ın 13 ilinde sıkıyönetim ilan edildi.