Perşembe günü Nusaybin’in savaş uçakları tarafından bombalandığı haberi ajanslara düştü. Aynı akşam Şırnak semalarında da savaş uçağı hareketliliği olduğuna dair haberler geldi.
Kırk yıla yakındır Kürdistan’da yürütülen savaşta savaş uçakları çok kez kırsal bölgeleri bombalamıştı. Köylere dönük de kısmen böylesi haberler çıkmıştı geçmişte. Ancak ilk kez kent merkezi savaş uçakları tarafından bombalandı. Bundan sonra da devam etme ihtimali çok fazla. Ve bu oldukça vahim sonuçlar yaratır.
Nusaybin’in savaş uçakları tarafında bombalandığı haberini okurken Suriye savaşına ait görüntüleri hatırladım. Esad rejiminin kentleri nasıl bombaladığı, yıktığı, harabeye çevirdiği geldi gözlerimin önüne.
Ve tabii Erdoğan’ın Esad’a ilişkin yaptığı konuşmaları hatırladım. Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan 2013 Ocak ayında Esad’a cevaben yaptığı bir konuşmada "Bombalarla, uçaklarla, halkını bombalayarak öldüren bir insanın bu noktadaki tavsiyelerinin demokratik olması diye bir şey düşünülemez. Karşısındakileri El Kaide veya terörist diye ifade etmek suretiyle hedef saptırmaktadır…“
Erdoğan bir başka konuşmasında; “Kendi kültürüne, kendi halkına, mirasına değer vermeyen, kendi yerleşim yerlerini bombalayan böyle bir anlayışın tek bir tanımı olabilir o da devlet terörüdür, böyle zalim ve insafsız bir yönetim çoktan meşruiyetini yitirmiştir. Ve artık ayakta kalması şansı tamamen tükenmiştir. Yıkılmaya mahkumdur.“
Doğru söze nedir?..
Esad rejimi, toplumun hiç bir talebine kafa yormadı, eğilmedi. Demokratik adımlar atmadı. 2011 Nisan ayında başlayan ayaklanmaları bastırmak için orduyu görevlendirdi. Tıpkı AKP ve Erdoğan rejiminin yaptığı gibi... Kentleri kuşattı. Baskı, işkence derken göstericileri katletti. 2016 yılına kadar paramparça bir Suriye ortaya çıktı. Esad azıcık ülkesinin refahını, geleceğini düşünmüş olsaydı kesinlikle halkın taleplerine yüzünü döner, demokratikleşme yolunda adımlar atardı. Bunun yerine kendi iktidarını korumak adına savaşa başvurdu.
Erdoğan ve AKP rejimine ne kadar da benziyor. AKP, Dolmabahçe mutabakatı gibi önemli bir aşamaya gelmiş olan çözüm süreci görüşmelerini elinin tersiyle iterek savaş politikalarını devreye koydu. Halkın taleplerinden çok kendi iktidarını esas aldı. Barış ve demokrasi taleplerine kulaklarını tıkadı. Orduyla anlaşarak, Kürdistan kentlerinde büyük bir yıkım ve vahşete girişti. Sadece kentleri yakıp yıkmakla kalmadı. Insanları da canlı canlı yaktı. Nitekim BM'nin İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad el Hüseyin, Cizre’de bağımsız soruşturma yapılması çağrısını bulunarak, 100'den fazla kişinin yakılarak öldürüldüklerine ilişkin kanıtları olduğunu açıkladı.
Son olarak da Nusaybin’i savaş uçakları ile bombaladı. Son durum savaşın yeni bir aşamaya geçtiğinin işareti olabilir.
Bir diğer işaret ise DBP Eşbaşkanı Kamuran Yüksek’in tutuklanmasıdır. Bir partinin eşbaşkanının gözaltına alınması sıradan bir olay değil. DBP'ye bağlı onlarca belediye var. Yani Kürdistan'daki yerel yönetimlere, onlarca meclise, kurum ve kuruluşlara saldırmak demek. Tabii bir de HDP'li vekillerin dokunulmazlıkların kaldırılması gündemi var. Yani Kürde ait ne varsa siyasi soykırım ve askeri operasyonları ile yok etme çabasıdır.
Özcesi savaş tırmanıyor. Ve sadece Kürdistan kentlerinde değil. Son günlerde Türkiye kentlerinden de sürekli bombalama haberleri geliyor. HPG eylemlerinin arttığına dönük işaretler fazlasıyla mevcut. Anlaşılan savaş daha da derinleşecek. Savaşın tırmandırılması iç savaşın gelişmesi, Türkiye'nin paçalanması ve Erdoğan-AKP rejiminin yıkılmasıdır.
Erdoğan'ın Esad’a ilişkin konuşmasına Kürdistan’daki savaştan bakarsak; kentler bombalanıyor, halk katlediyor. Öz yönetim talebine ‘teröristler’ denilerek saldırılar saptırılıyor. Ve Kürdistan’da devlet terörü uygulanıyor. “Böyle zalim ve insafsız bir yönetim çoktan meşruiyetini yitirmiştir. Ve artık ayakta kalması şansı tamamen tükenmiştir. Yıkılmaya mahkumdur
Kendi geleceğini bu kadar ön görmek de herkesin karı olmasa gerek.