4. BÖLÜM


KNK Kadın Komisyonu Üyesi Nilüfer Koç, Yüsra Sukaya’nın katledilmesini tüm kadınlara bir saldırı olarak algıladığını belirtiyor. “Kadın şahsında bir toplumun özünü koruyan kimlik imha ediliyor” diyen Koç, Avrupa Kürt toplumu içinde yaşanan cinayetleri ve nedenlerini değerlendirdi. Koç, Kürt toplumu içindeki erkeklerin de katliamlara karşı tavır koyup mücadele etmesi gerektiğine şu sözlerle dikkat çekiyor: “Biz bu egemenliğin mantığını içeride de istemiyoruz. Dışarıda buna karşı bedel ödeyerek mücadele ettiğimiz gibi, içimizdekine karşı da mücadele vereceğiz. Erkek arkadaşlarımızın da bizimle aynı sorumluluğu taşıyıp, komple bir mücadele duruşu sergilemelerini istiyoruz. Çünkü bizde barış önce içeride başlar. Kadın ve erkek arasında başlar.”

Yüsra Sukaya eşi tarafından katledildi. Avrupa Kürt toplumu içinde bu cinayetlerin yaşanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle Yüsra Sukaya’nın 8 Mart’ta katledilmesi, tüm kadınlara verilen derin bir mesajdır. Bu hepimize karşı yapılmış bir katliamdır. Avrupa’daki feodal Kürt aile yapılanması son yıllarda bir bocalamayı yaşıyor. Aslında potansiyel olarak tüm ailelerimizin içerisinde şiddet var. Birçok aile içinde yaşanan bir savaş sözkonusu. Bunun paralelinde Kürdistan Özgür Kadın Hareketi’nin açığa çıkardığı bilinçlenme var. Kadın artık şiddeti bir kader olarak algılamıyor. Kürt kadın kurumlarına son yollarda kadınların başvurusunda bir artış var. Bir yandan kırım politikası sürerken, diğer yandan özgürlük için verilen mesajlar kadınlar tarafından algılanıyor. Kadın katliamı artık özel alana girmiyor. Kadına yönelik şiddet özel yaşamdan çıkıyor ve toplumsal bir sorun olarak kendini dayatıyor.
Avrupa’da özgün olarak egemen kültürler içerisinde yaşama durumundan dolayı erkekte gelenekler konusunda daha fazla bir tutuculuk var. Mesela Kuzey Kürdistan’da değişim toplumsal dinamiğin evrimleriyle gerçekleşiyor. Fakat diasporada yaşayan toplulukların karakteristik bir özelliği de daha fazla tutucu olmalarıdır. Kürdistan’da İslamiyet yorumunda bir değişim, demokratikleşme eğilimi var. En azından İslamiyeti kullanmaya karşı bir tavır var. Ama Avrupa’da böyle değil. Burada Kürdi İslami versiyonda ciddi bir tutuculuk var. Bu da egemen bir kültüre karşı kendini koruma durumundan kaynaklı. Bu nedenle Avrupa’da yaşayan Kürt kadınlarının sorunları biraz daha ağır. Uçta seyrediyor. Bu da aile içi şiddeti, sorunları daha da derinleştiriyor.
Mesela Yüsra Sukaya’nın geldiği aile çevresi oldukça yurtsever. Şex Said İslami direniş versiyonunu sürdüren ve bunun için de 90’lı yıllardan günümüze kadar bedel ödeyerek gelen bir aile gerçekliği var. Bu direnişini Avrupa’da da sürdürmüş. Ama Kürdi İslam versiyonu kadın yorumunu geliştirmeden ilerleyemez. Kürt etnik kimliğini korumak için bedel ödeniyor, ama bu kimlik içinde kadına kırım sürdürülüyor. Bu tezat durumun mutlaka aşılması lazım. Bu açıdan özellikle Kürdistan İslami Hareket’e büyük görev ve sorumluluk düşüyor. Çünkü bu gelenek her türden egemenliğe karşıdır. Özünde egemen devletlerin dini sömürmelerine karşı bir duruş vardır. Ama kendini egemenlere karşı korurken, başka bir cins kimliğine karşı kırımcı olamaz. Kadına yönelik saldırılara karşı hamlesel bir çıkış yapmamız gerekiyor. Bunun için de kadın hareketleri, Kürt İslami örgütlerle biraraya gelerek bu sorunu ele almalıyız. Ortak mücadele etmemiz gerekiyor.

Yüsra, kendine yurtseverim diyen bir toplum içinde öldürüldü. Çevredekiler bu şiddetin farkındaydı. O zaman topluma düşen görevler neler?

Evet toplumun tavır koyması önemli. Ya buna karşı tavır konulacak, ya da bu katliamın yanında yer alınacak. Arası yoktur. Yüsra’nın katledilmesinin hiçbir meşruiyeti yoktur. Toplu bu konuda netleşmeli. Aksi taktirde toplumda nasıl varolacağız? Bu toplumla birlikte nasıl ulusal mücadele vereceğiz? Bana yaşam hakkı vermeyen bir yurtseverlik nasıl olabilir. Hem Kürt kimliğinin özgürlüğünü savunmak, hem de kadın özgürlüğünü reddetmek olmaz. Kadın özgürlüğü tüm diğer özgürlüklerin garantisidir. Özellikle 9 Ocak Paris katliamından sonra bu gerçeklik evrenselleşti. 12 Ocak’taki yürüyüşümüze birçok çevrenin katılması ile de teyit edildi.

Konu oraya gelmişken, bire bir benzetmek anlamında değil ama üç kadın devrimci erkeklerin ağırlıkta olduğu uluslararası güçler tarafından planlanarak katledildi. Yüsra da bir erkek tarafından planlı bir şekilde katledildi. Sonuçta aynı zihniyetin ürünleri…

Paris’te şehit düşen üç arkadaşımız hem Kürt halkının hem de kadının kendi kaderini tayin etme hakkı için mücadele ediyordu. Fakat kırımı esas alan egemen zihniyet, buna karşı. 8 Mart’ta cinayetin işlenmesinin mesajı da bu. Ulusal özgürlüğün püf noktası olan kadın özgürlüğü istenmiyor. Bu noktada erkek egemenlikli zihniyetin devlet versiyonu var, Paris’te gerçekleşmiş biçimi. Yine bir erkek şahsında somutlaşmış biçimi olarak Düsseldorf’ta açığa çıktı. O açıdan burada vurulan PKK’nin garantisidir. PKK’nin Kürt halkı için öngördüğü özgürlük vuruluyor burada, o da kadın şahsında gerçekleşen özgürlüktür. Bağlantı bu açıdan kurulabilir. Sakinelerin mücadelesi vuruluyor aslında. Çünkü onların mücadelesinin temelinde kadın özgürlüğü var. Bütün Kürdistanlılar, Yüsra’nın katliamını kendi özgürlük değerlerine bir saldırı olarak görmeli. Ulusal mesele olarak algılanmalı. Bu davada ağır bedel ödeyenler, şehit kadınlarımız ve direnen kadınlarımıza saygı gereği de toplum pozisyonunu netleştirmeli.

Bu zihniyeti değiştirmek için neler yapılmalı, ne gibi planlamalarınız var?

Şimdiye kadar bu cinayete karşı tavır belirleyen Kürt kadınları olmuştur. Ancak Yüsra şahsında bir insan katledildi. Erkeklerin buna karşı tavır sahibi olmaması da üzücü. Düşünüyorum, bu tablodan sonra erkeklerle nasıl çalışacağım? Nasıl güveneceğim. Sessizlikle acaba bu katliam meşrulaştırılıyor mu? Acaba hala ‘bana göre olmayan kadın ölsün mü’ demek isteniyor. Bu egemen devletlere karşı ortak mücadelemiz için çok önemli. Bizimle birlikte özgürlük arayan birisinin, içimizde kendini gösteren gerici zihniyete karşı tavır sergilemesi ve bunun üzerinden kararlaşmaya gidilmesi gerekiyor. Burada çifte standart açığa çıkıyor. Kürdistan’da düşman tarafından öldürülen biri için sokağa çıkıyoruz ama kendi içimizden birisi katledildiğinde sahip çıkmıyoruz. O Türki versiyon bu Kürdi versiyon katliamdır. Sonuçta ikisi de egemenliğin mantığıdır. Biz bu egemenliğin mantığını içeride de istemiyoruz. Dışarıda buna karşı bedel ödeyerek mücadele ettiğimiz gibi, içimizdekine karşı da mücadele vereceğiz. Kadınlar olarak tutumumuz net. Erkekler buna ne diyor, bu çok önemli.
Bu noktada Önder Abdullah Öcalan tarihin bu kritik sürecinde 8 Mart mesajında, ‘kara kışları delen berfinler gibi olacaksınız’ diyor. Önder Abdullah Öcalan’ı seven komple sevmeli. Salt ulusal Kürt öncülüğünden dolayı değil, onun garantisini kadın özgürlüğüne bağladığından dolayı da seveceksin..
Erkek arkadaşlarımızın da bizimle aynı sorumluluğu taşıyıp, komple bir mücadele duruşu sergilemelerini istiyoruz. Çünkü bizde barış önce içeride başlar. Kadın ve erkek arasında başlar. Yüsra Sukaya’nın katledilmesi de buna bir vesile olmalı. Yaşama hakkı ve yaşamın kutsallığı karşısında bu hepimizin boynunun borcudur.  BİTTİ


N.DENİZ BİLGİN




Yüsra’nın katledilmesini kınıyoruz


YEK-KOM, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Yüsra Sukaya’nın kocası tarafından boğularak katledilmesini kınadı.
Yüsra’yı boğarak öldüren Mehmet Sukaya’nın çocuklarını alarak Türkiye’ye kaçması ve orada yargılanacak olmasının cinayeti çok önceden planladığını gösterdiğine dikkat çeken Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM), “Bu iğrenç cinayeti kınıyoruz. Ailesine karşı uyguladığı şiddet nedeniyle katilin durumu aslında daha önceden fark edilmiştir. Endişe verici bu durum nedeniyle suçluya karşı yaptırım uygulanmış ve derneklerimizden uzaklaştırılmıştır. Nedeni ne olursa olsun, kadına şiddetin hiç bir haklı açıklaması olamaz. Bu yaklaşım şiddetle kınanmalıdır” açıklamasında bulundu.
Şiddet, dışlanma ve kadın düşmanı uygulamalara kamuoyunun dikkatini çekmenin Yüsra Sukaya cinayetinde olduğu gibi alçakça cinayetleri önlemede yetersiz kalındığı belirtilen YEK-KOM açıklamasında, “Federasyon olarak kadına karşı şiddetin kesinlikle kabul edilemeyeceğini, kadınlara karşı şiddetin tolere edilmemesi gerekiyor” vurgusunu yaptı.
Açıklamada bu tür olaylara karşı daha duyarlı olunması gerektiği bu olaylarda bütün herkesin sorumluluğu olduğu ifade edildi.  

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA/DÜSSELDORF