Veysi Sarısözen

Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlarına soruşturma açılmış.

Müstafi Soylu’nun makama avdetinden sonraki ilk “icraatı” bu. “İcraata” devam edecek. Beterini de yapacak.

O yapacak da muhalefet ne yapacak?

Hiçbir şey yapamayacak.

Mafyaya, tecavüzcüye, eroinciye, katile “af” yasası esnasında her şey gün gibi ortaya çıktı. Muhalefet hapisanelerde siyasi “soykırım” yasasının oylandığı gün neredeyse TBMM’de yoktu.

“Olsalardı da bir şey değişmezdi, AKP-MHP çoğunluğu yapacağını yapacaktı”.

Doğru.

Ama bu “doğru”nun gereği nedir?

HDP’nin TBMM çalışmalarına isteksizliği anlaşılır bir şey. Onlar Meclis’de zoraki durmakta. Bir bakıma tasfiye edilmemek için direnmekte. Şimdi istifayı basıp çekilseler Erdoğan bayram yapar. Ardından HDP’yi kapatır.

Ancak…

HDP’li arkadaşlarımız sık sık “Meclis kürsüsünü kullanmanın” yararlarından da söz etmekte. “Elimizdeki mevziyi korumalıyız” demekte.

Nasıl olacak bu iş?

Koronavirüs yoluyla “dolaylı idam” yasasının görüşüldüğü gün, var güçle TBMM’nin altını üstüne getirmeyecekse, HDP bu “Meclis kürsüsünü” nasıl kullanmış olacak? Doğan Özgüden geçtiğimiz gün, 1965 seçimlerinde 15 vekille TBMM’ye giren TİP’in linç edilme pahasına nasıl muhalefet ettiğini hatırlattı. On binlerce siyasi esirin can güvenliği söz konusu olduğu zaman, o Meclis’teki kürsü iktidarın başına geçirilir. Bedeli ne olursa olsun…

Hapiste virüs tarafından “idam” edilmeyi bekleyenlerin yakınları evlerinde hapis. Direniş imkanı neredeyse sıfır. “İdam infaz yasası” TBMM’den sessiz-sedasız geçiyor. Bir tek vekillerin “eylem” imkanı var. Ama o da olmuyor.

O zaman muhalefetin TBMM’de ne işi var?

Hiç kuşkusuz HDP’nin ezici çoğunluğu faşist rejimin Meclisinde temsil edilmenin hiçbir anlam taşımadığını biliyor. CHP’nin tabanında da aynı eğilim güçlü.

Şu bir gerçek: CHP TBMM’den çekilmedikçe, HDP beş para etmeyen bu meclisten çekilemez. Çekilirse kendi kendisini tasfiye etmiş olur. Rejimi sevindirir. CHP’nin meclisteki varlığı, Erdoğan’a “meşruiyet” için yeter de artar bile. CHP bugün “sine-i millet” desin, eminim ki HDP bir saniye bile bu Mecliste durmaz.

“İdam infaz yasası” TBMM’de oylanırken CHP’den yalnızca 19 vekilin bulunması ne anlama gelir?

CHP’nin de sonunda pes ettiği anlamına gelir. TBMM’de kalmanın hiçbir anlamı olmadığı fiilen bu parti tarafından da kabul edilmiştir. “Hayır, meclis önemli” filan denirse, siyasi esirleri virüsle yok etme yasası görüşülürken, bu çok önemli Mecliste neden yoktunuz sorusunun altında kalınır.

CHP faşist rejimin ayıp yerlerini TBMM’de kalarak örtüyor.

Şimdi kestirmeden konuşalım:

Erdoğan derin devletin ya da Ergenekon’un kuklasıdır. Bu rejimin kendi iradesiyle parlamenter rejime dönmek şöyle dursun, zorbalık yolundan bir milim geriye gitmesi artık mümkün değildir. Türkiye’yi daha beter günler bekliyor. CHP’li belediyelere soruşturma açılması tehlikeyi gösteriyor. Rejim muhalefeti virüs yanlısı ilan etti. Seksen milyonluk ülkede, beşyüz bine varmayan tirajlı muhalefet medyayı virüs olarak yok etmekten bahsetti.

Yapacaktır. İflas etmiştir. Halkın bankalardaki döviz hesaplarına el koyacaktır. Batı yanlısı holdingleri iflasa sürükleyecek, onların pazarına yandaş sermaye el koyacaktır. Milyonlar işten atılacak, esnaf kepenk kapayacaktır. Seçim meçim olmayacaktır. Erdoğan’ın en büyük korkusu, kendisine karşı “sistem içi” alternatifin varlığıdır. Bunu da yok edecektir.

Elbette “yapabilirse”…

O yapmaya çalışacak, muhalefet ne yapacaktır?

“Sokak?”… CHP sokaktan kaçmıştır. Meclis’e, Belediyeye sığınmıştır. Sığındığı Meclis’te ve Belediye’de ne yapmaktadır?

“İdam infaz yasası” hiçbir şey yapamadığını göstermedi mi? Fukaraya yardım için bağış toplayamayan, ekmek dağıtamayan Belediye nasıl muhalefet edecek?

Halka bu gerçeği açıkça ilan ediniz.

Rejim darbe sürecinde nihai adımları atmak üzere deyiniz.

Aslında fiilen iflas etmiş, yıkılmış, krizden çıkma imkanını kaybetmiştir, ölmemek için Türkiye’yi öldürmeye hazırlanıyor diye haykırınız.

Bu durumda halkı temsil etme bayrağını halka iade ediniz.

Size vekalet etme imkanımız kalmadı diyerek sine-i millete çekiliniz.

Erdoğan’ı Ergenekon’la, Soylu’yla, virüsle, Çakıcı’yla, Mafya’yla baş başa bırakınız.

“O zaman halkın haklarını kim dile getirecek, kim savunacak” dendiğini duyar gibiyim.

Çekilin aradan, sahte “parlamentarizmden” vaz geçin, halk “iş başa düştü” demeyi ve her türlü yöntemle direnmeyi bilecektir.

CHP’li huzursuz. Ona diyorum ki, “Ey CHP’li kardeşim, Mustafa Kemal İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’da mı işgalciye ve Saltanata direndi?”

Çıkın faşizmin Sarayından, kurun kendi meclislerinizi…

Quto “güldürme bizi Veysi abe, herhalde şu Korona günlerinde bizi eğlendiriysen…” dedi.

Quto’ya sordum: “Nereden telefon ediyorsun?”

“Yerini diyemem, mahalle Meclisi’nden telefon ediyem” deyip telefonu kapadı

Apocuların her zaman Meclisleri oldu, yine olur.

Kemalistlerin neden “kendi Meclisleri” yok, hayret yani…