Gülseren YOLERİ

Haftalardır, küçük Leyla ve Eylül’den söz ediyoruz. Ana akım, baba akım, yandaş, muhalif ayrımı gözetmeksizin tüm medya ve kamuoyu bu konuya kilitlenmiş durumda. Sosyal medyada başlatılan kampanyalarda “kısasta hayat vardır” denilerek, “şeriat isteriz” denilerek “idam” talebi öne çıkartılıyor. Hatta “hadım hikaye, idam da yetmez” diye başlayıp daha uç önermelerde bulunanlar var. Herkes faili en ağır nasıl cezalandırırız derdinde. Haftalardır süren bu tartışmalarda ‘çocuğa yönelik istismarı ve cinayetleri nasıl önleriz?’ kimsenin konusu değil. Tabloya bakınca ‘bunca “duyarlılık” çocuklar için mi sahiden? Yoksa devlet eliyle tasarlanarak işlenen bir cinayet diye niteleyebileceğimiz idam cezasını geri getirmek için çocuklar araçsallaştırılıyor mu?’ diye sormadan edemiyor insan.

Çünkü çocuklara yönelik istismar ve cinayetlerin nedenlerine dair elle tutulur bir çalışma yok. Bu olaylar nasıl önlenebilir diye bir önerme yok. Var olan istatistiki bilgiler ise hep olay gerçekleştikten sonrasına ait. Kaç çocuk istismar mağduru, kaç çocuk öldürüldü, kaç çocuk kayıp, kaç dava açıldı, kaç fail ceza aldı, kaç çocuk anne var…?

Tabloya bakınca kolaylıkla anlaşılacağı üzere devasa, can yakan, kangren olmuş bir sorundan, koruyamadığımız çocuklarımızdan söz ediyoruz. Devlet çocukları korumakla yükümlü ama bunun nedenlerini araştırmaya ve onları bu saldırılardan korumak için önlemler almaya yönelen yok. İstismar mağduru çocuklar için “bir kereden bir şey olmaz” diyen Aile ve Sosyal Politika Bakanı’nın yaklaşımı çocuğa dair devletteki zihniyeti ortaya koyuyor. Çocuğu yok sayan ve çocukları koruma derdi olmayan bu zihniyetin sonucu olarak bugün, üç kat artan çocuk istismarından söz edilmekte.

Öte yandan failin aile içinden olduğu ya da fail dışarıdan olsa da olayın duyulması aileye zarar verecek diye çocuk istismarını saklamayı tercih ediyor çoğunluk. “Aman duyulmasın, adımız kirlenir, kimsenin yüzüne bakamayız” denilerek çocuk sadece faile değil, aileye, topluma, devlete kurban ediliyor kolaylıkla. Suçun tekrarını ve yaygınlaşmasını mümkün kılan bu anlayış, Türk Ceza Kanunu ve Medeni Kanun’daki ilgili düzenlemelerle devlet tarafından da destekleniyor öte yandan.

Tablo acı, peki Leylaları ve Eylülleri korumak istiyor musunuz gerçekten? O zaman devlet olarak, toplum olarak, aile olarak, birey olarak yapacak çok şey var.

Biliyoruz ki Leyla ve Eylül’leri korumak için acilen toplum, aile ve çocuk istismardan korunma yöntemleri konusunda bilgilendirilmeli. Çocuk koruma ve destek mekanizmaları kurulmalı ve çocuğun yararı gözetilerek çalıştırılmalı. Ancak bu tek başına çözüm sağlamayacağından sorun bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalı. Öncelikle, çocuklar hak sahibi eşit bireyler olarak kabul edilmelidir.

Devamında ise;

Sokakta yaşayan çocuklar, çalışan çocuklar, yoksul çocuklar, mülteci çocuklar, suça itilen çocuklar, eğitim olanaklarına, sağlığa bile erişimi olmayan çocuklar ve erken yaşta evliliğe zorlanan çocukları bu sorunlardan korumak, onlara insani bir yaşam sağlamak ve çocuk haklarını kullanılır hale getirmek,

Yasal mevzuatta mevcut, çocuğa yönelik istismarı meşrulaştıran düzenlemelerin derhal kaldırılması ve mevzuatın uluslar arası insan hakları ve çocuk hakları sözleşmelerine uygun hale getirilmesi,

Devletin var olan araçları ile çocukları koruyamadığı göz önüne alınarak Çocuk Bakanlığı kurulması ve çalışmalarının sivil denetime açılması…

Daha pek çok şey var sıralanabilecek ama çocuğu hadım ya da idam değil, istismardan koruyucu önlemler kurtarır. Esas olan istismardan sonrası değil istismarın önlenmesidir.