ZABEL MİRKAN

Batı kültürü tarihinin büyük bölümünde, toplum hakkındaki halk bilincinin ana kaynakları toplumsal gelenekler ve Hıristiyan Kilisesi’ydi. Özellikle Aydınlanma Çağı öncesi dönemde kilisenin sözü hükümdü. “Karanlık Orta Çağ” denilen bu dönemde, bilimsel çalışmalar dahi kilisenin onayından geçiyordu ve engellemesine tabi tutuluyordu. O çağdaki filozoflar da alışılagelmiş bir şekilde din insanlarından oluştu. Orta Çağ’a baktığımızda aklımıza gelen neredeyse tüm düşünürler ve filozoflar, aynı zamanda din insanlarıydı. Bu güruh filozoflarla da sınırlı değildi. Tıpkı Amerikan Devrimi’nin ideologları gibi toplumsal devrimciler de politikalarını doğrularken ilahi takdire başvurdular. Bu yüzyıldaysa Batı toplumu daha seküler ve rasyonel bir duruş kazandı, toplumsal kuramın ana kaynakları da bilim insanları, ekonomistler, siyaset kuramcıları ve çoğunlukla üniversitelerde çalışan filozoflar gibi sözü dinlenen, görüşüne başvurulan entelektüeller oldu.

Bu entelektüeller toplum bilincini şekillendirmede sahip oldukları gücün farkındaydılar ve sürekli olarak kendi fikirlerini halka duyurmanın yollarını arıyorlardı. Genellikle izledikleri yolsa, insanın sosyal ve ruhsal varlığı hakkında tüm toplumu ilgilendiren oldukça basit bir “keşif”le küçük çapta ünlü olmak. Bu keşifler de ya cinsellik ya para ya da gen hakkında oldu. Her şeyi açıklayan basit ama etkili bir kuram radyo, televizyon ve basına iyi haber olurken, bu kuramı anlatan kitaplar da çoksatanlar listesine girdi. Bir müddet sonra ahlaklı bilim insanları tarafından bilimin basit nesnel gerçeklerden oluştuğu ve eğer biyologları dinlersek insan hakkında bilinmeye değer her şeyi öğrenebileceğimize dair sonu gelmeyecek bir mücadele başladı.

Lewontin ve deneysel genetik

R. C. Lewontin bu mücadeleye kendini vakfetmiş bir bilim insanı. Lewontin, bilimin nesnel gerçekleri, retoriğiyle ilgili zorlu bir göreve kalkışıyor ve tüm bunları anlattığı bir radyo programı dizisi başlatıyor. Daha sonra bu radyo kayıtlarını kitap haline getiriyor. Bunu yaparken de yazının entelektüel dile dönmemesi ve yine herkes tarafından anlaşılabilir olması için radyo programındaki kayıtlara sadık kalıyor. Görmediği radyo dinleyicilerine canlı bir şekilde bildiklerini ve çalışmalarını anlatan Lewontin şöyle başlıyor: “Her politik felsefe bir insan doğası teorisiyle başlamak zorundadır.”

R. C. Lewontin New York’ta doğup büyüdü. 1951’de Harvard Ünivesitesi’nden biyoloji lisans diploması aldı, bunu matematiksel istatistik alanında lisansüstü ve Colombia Üniversitesi’nde zooloji alanında doktora derecesi takip etti. Önde gelen bir genetikçi olan Lewontin, popülasyon ve deneysel genetik alanındaki çalışmasıyla tanınır. Yeni teknolojilere son derece ilgili olan Lewontin, yeni Darwincilik’i de bazı yönleriyle eleştirir.

Odak: Sosyobiyoloji

”Bilim insanları, yaşama bilim insanları olarak değil, ailenin, devletin, üretken bir yapının içindeki toplumsal varlıklar olarak başlar ve doğaya toplumsal deneyimlerinin şekillendirdiği bir mercekten bakarlar... Bilim, kendinden önceki Kilise gibi, her tarihsel devirde toplumun baskın değerleriyle görüşlerini yansıtan ve perçinleyen bir toplumsal kurumdur.”

Lewontin’in Kolektif Kitap tarafından yeniden yayımlanan “İdeoloji Olarak Biyoloji - DNA Doktrini” kitabı, kökleri on dokuzuncu yüzyıldaki sosyal Darwinizme uzanan ve toplumun özelliklerinin, üyelerinin bireysel özelliklerden kaynaklandığını ve bu özelliklerin de üyelerin genlerinde bulunduğunu kabul eden sosyobiyolojiyi odağına alarak, modern bilim ideolojisinin bizi yönelttiği hatalı yolları inceliyor. Bilimin sınırlı olduğunu kabul ederek, doğanın zenginliğini yeniden keşfetmemizi ve bilimin gerçek değerini takdir etmemizi sağlıyor.

Dünyanın önde gelen bilim insanlarından R. C. Lewontin yayımlandığı yıl büyük ses getiren kitabında, Stephen Jay Gould ve Peter Medawar’la aynı doğrultuda, ”saf bilimin” toplumsal ve siyasi ihtiyaçlarla varsayımlar tarafından nasıl şekillendirilip yönlendirildiğini irdeliyor.

İdeoloji Olarak Biyoloji - DNA Doktrini

R. C. Lewontin

Kolektif Kitap  - 2015