Türk devletinin Rojava’da kallandığı kimyasal ve yasak silahlara ilişkin bilgilerini aktarmak için Avrupa’ya gelen YPG Sözcüsü Nuri Mahmud, Erdoğan’ın çeteleriyle birlikte İdlib ve Suriye’nin diğer bölgelerindeki işgalini kalıcılaştırmak için yoğun çaba içinde olduğunu söyledi. Mahmud, İdlib’in uluslararası alanda büyük bir çatışma alanına dönüştüğünü belirtti.
ERKAN GÜLBAHÇE / BRÜKSEL
Türk devletinin Serêkaniyê saldırısında beyaz fosfor kullanımına dair şahit olduğu izlenimlerini, uluslararası kurumlara aktarmak amacıyla Avrupa’da bulunan YPG Sözcüsü Nuri Mahmud ile Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda yapılan Kürt Konferansı’nda görüştük.
Mahmud, İdlib, Türk devletinin kullandığı kimyasal silahlar ve Hol Kamp’ndaki durum konusunda sorularımızı yanıtladı.
Sorularıma daha güncel bir soruyla başlamak istiyorum. İdlib’de son dönemdeki gelişmeleri nasıl değerlendiriyo ve nasıl okuyorsunuz?
Suriye’de bir çok uluslararası güç kendi çıkarları için konumlanıyor. Bunlardan biri de Türk devletidir. Türkiye halkından ayrı olarak, Suriye’deki Türkiye’nin varlığı derken, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetini kastetmek istiyorum. Zira Erdoğan’ın herkesten bağımsız olarak genelde Ortadoğu, özelde ise Suriye üzerinde kendine has hesapları var. Daha önce Erdoğan A, B, C planlarını ortaya koymuştu. Ortadoğu’da siyasal İslam doğrultusundaki hedeflerini DAİŞ aracılığı ile geliştirmeye çalışıyordu. Bugün İdlib’de olanlar da tam da bunun sonucunda gelişti. Erdoğan, tüm gücünü kullanarak radikal çete grupları aracılığı ile İdlib’e yerleşmeye çalışıyor. Biz şu anda İdlib’i konuşuyoruz ama Erdoğan’ın Kuzey Suriye’de işgal ettiği bölgelerde de aynı yöntemi geliştirmek istiyor. Aynı şekilde İran’ın da, Erdoğan’ın kullandığı yöntemi kullandığını vurgulamak istiyorum. İran da bölgede nüfuzunu tümüyle yerleştirmeye çalışıyor, Akdeniz’e açılmaya çalışıyor. Bu anlamda Türkiye ve İran kendilerini Ortadoğu’nun lider güçleri olarak görüyor. Suriye’de bu güçlerden başka süper geçler de bulunuyor. Rusya Suriye’ye hakim olup, dünyaya kendisini ispatlamaya çalışıyor. “Ben yeniden siyaseti sahnesinin süper gücüyüm” diyerek kendini dünyaya ispatlamaya ve Ortadoğu’ya yerleşmeye çalışıyor.
Rusya Suriye’de bir çözümün gerektiğini dile getirse de, Suriye’ye ye kalıcı barışın sağlanması ve yeni bir anayasanın yapılması için ciddi bir adım atmadı. Oysa DAİŞ’in yenilgiye uğramasından sonra Suriye’de kalıcı barışın sağlanması için adımların atılması gerekiyordu. Suriye’de iç barışın sağlanması için Amerika ve Avrupa’nın içinde yer aldığı uluslararası koalisyondan bir rol almaları bekleniyordu. Oysa askeri olarak DAİŞ’e karşı verdikleri askeri desteği siyasi anlamda vermediler ve çok marjinal kaldılar. Suriye sorununun çözülmesi için bir gayret sarf etmediler. Yani bugün İdlib’deki gelişmeleri Suriye’nin iç işleri olarak görmekten ziyade devletler arası güçlerin aldıkları pozisyon olarak görmek gerekiyor. Şimdiye kadar devletler, gruplar üzerinden savaşırken, bugün devletlerin ordularının bir biriyle karşı karşıya gelmesi gibi bir olasılık var. Eğer böyle devam ederse Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkma olasılığı var. Gerçekleşme ihtimali olan Üçüncü Dünya Savaşı, Suriye halkının iradesi dışında ve Suriye halklarının çıkarlarıyla örtüşmeyen bir savaş olacak.
Suriye’de uluslararası güçlerin doğrudan savaşma ihtimalinden bahsettiniz. Böyle bir durumda YGP nasıl bir pozisyon alacak?
YPG toplumsal bir güç ve siyasi çözüm arayışında. YPG ve Rojava yönetimi savaşı değil, diplomasiyi bir çözüm olarak görüyor. Rojava Özerk Yönetimi ve YPG’nin mücadelesi ve savaşı, geliştirilen modelin, Suriye’nin tamamına uygulanması içindir. Suriye’yi oluşturan bütün kesimlerin, kendilerini ifade edebilmelerine olanak sağlayan bir model için verilen bir mücadele var. Tüm toplumsal kesimler ve halklar, Suriye’de çözümün bir parçası haline gelmeli. YPG’nin kurulmasının amacı da, Suriye’ye kalıcı barışın gelmesi ve tüm farklılıkların Suriye’nin bir parçası olarak kabul edilmeleri içindir.
Öte yandan YPG’nin uluslararası güçler ile ilişkileri, QSD bütünlüğü içerisinde yürüyor. Bu ilişkiler de Suriye’nin içerisinde bir barışın sağlanması veya Suriye topraklarının korunması amaçlıdır. Suriye’de barışın sağlanması için tüm farklılıkların korunması için de bir mücadele veriyoruz. Şimdiye kadar işgale ve teröre karşı uluslararası koalisyon ile stratejimizi hep gösterdik.
İdlib’deki çatışmaların Rusya-Türkiye gerginliğini tırmadıracağını düşünüyor musunuz?
Şüphesiz Türkiye ve Rusya arasındaki çelişkiler ilk günden beri çok büyük. Gerek Rusya ve gerekse de Türkiye yönetimi bölgedeki menfaatlerinden dolayı var olan çelişkileri görmeme, çelişkileri kamufle etme gereği duyuyor. Zaman zaman çok büyük çelişkiler ve ayrılıklar olduğu halde, bu durum sanki ortada çok büyük bir birliktelik varmış gibi dışarıya yansıyabiliyor. Şu an İdlib manşetlerde ama tüm Suriye’nin İdlib’ten bir farkı yok. Bir anlamda İdib Suriye’nin fotoğrafıdır. İdlib’de, Rojava’da ya da Şam’daki sorunları, Suriye’nin sorunlarıdır. Sorunları çözmek için ise yeni bir anayasaya ve yeni bir barış planına ihtiyaç var. Suriye halkının çıkarlarından ziyade, uluslararası güçlerin çıkarları ön plana çıkarılıyor. Suriye’de kalıcı barışın sağlanmasının önündeki en büyük engel Türkiye, İran ve bir anlamda Rusya’nın çıkarları temelinde olaya yaklaşmalarındandır.
Şüphesiz DAİŞ’e karşı bir savaş kazanıldı. Buna karşın DAİŞ ile mücadele bitti mi? Bitmediyse Kuzey ve Suriye’de DAİŞ’e karşı nasıl bir mücadele veriliyor?
DAİŞ’e karşı mücadele bitmedi. DAİŞ’i askeri olarak bitirme noktasında getirdik. Kuzey Suriye’de fiziki olarak DAİŞ’i bitirdik diyebilirim. Ancak, DAİŞ Kuzey Suriye’de bir zihniyet ve ideoloji olarak az da olsa varlığını sürdürüyor. Birkaç gün önce ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, şu anda dünya genelinde 18 bin DAİŞ elemanının gizlendiğini tahmin ettiklerini söylemişti. Bunun büyük bir bölümünün de Suriye’de olduğunu biliyoruz. Özellikle vurgulamak isterim ki, yaptığımız istihbarat çalışmalarına göre DAİŞ üyelerinin çok büyük bir bölümü Türkiye’nin işgal ettiği Suriye topraklarında, bazı grupların himayesinde gizleniyor. Ki bunu dünya basını da açık ve seçik bir şekilde dile getiriyor. Saldırıları DAİŞ adına yapıyorlar ama lojistik ve maddi destek aldıkları bölgeler DAİŞ’in bölgesi değilmiş gibi görünüyor. Bizim Uluslararası Koalisyon ile DAİŞ’e karşı mücadelemiz devam ediyor.
Hol Kampı ile ilgili haberlerde çete ailelerinin iç infazlar yaptığı yönünde bilgiler var... Öte yandan DAİŞ’lerin Rojava’da yargılanması için yapılan çalışmalar ne durumda?
Hol Kampı’nda 70 bine yakın insan yaşıyor. Bunların büyük bir bölümü de Baxoz’dan getirdiklerimizdir. Bunlar DAİŞ zihniyetini sürdürüyor. Sadece kendilerini Müslüman, diğer tüm insanları ‘Kafir’ olarak görüyorlar. İnsanları öldürmeyi, başlarını kesmeyi ya da recm etmeyi kendilerine hak olarak görüyorlar. Hol’u bir kamp olarak değil, 70 bin insanın yaşadığı bir şehir olarak görmek gerekiyor. Bunlar gizli de olsa aralarında bir örgütlenmeye gidiyorlar. Bunu istesek de tamamen durduramıyoruz. Gerek Hol Kampı’nda yaşayan DAİŞ’lilerin aileleri ve gerekse de hapisteki DAİŞ’lilerin Türk devletinin bir işgaline büyük umut bağladıklarını biliyoruz. Erdoğan’ın Musul, Kerkük, Halep’e yayılma gibi bir projesinin olduğunu biliyorlar. Erdoğan’ın İslam coğrafyasında Osmanlıvari Sünni bir halife olma arayışında olduğunu biliyorlar. Erdoğan’ın bu hayaline inanan DAİŞ’liler ve aileleri Hol Kampı’nda bazı entrikalarını peşinde.
Kuzey Suriye Özerk Yönetimi ve bazı uluslararası kurumların, Kuzey Suriye’de kurulacak uluslararası bir mahkeme ile uluslararası teröristlerin bu mahkemede yargılanması için girişimleri oldu. Ne yazık ki şu ana kadar uluslararası alanda devletlerin gözle görülür herhangi bir adımları olmadı.
YPG’nin Efrîn, Cerablus, Serekaniyê gibi kentlerdeki Türk işgalciliğine karşı ne gibi çabaları var?
YPG, Suriye Demokratik Güçleri (QSD) içeresinde yer alıyor. QSD içerisinde örgütleniyor. Gerek terörizme karşı ve gerekse işgale karşı net tavrımızı herkes biliyor. Gerek işgale karşı ve gerekse terörizme karşı her zaman direniş içinde yer aldık. Bundan sonra da direneceğiz. Sonuna kadar halkımızın haklarını savunmak için mücadele içinde yer alacağız. Bu çerçevede örgütleniyoruz. Hazırlıklarımız da bu çerçevede devam ediyor. Taktik ve stratejimizi geliştiriyoruz.
Geçtiğimiz günlerde gazetemiz QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî ile söyleşi yapmıştı. Ebdî, röportajında Amerika’nın Kuzey Suriye’de çekilmekle hatta yaptığını anladığını bunu telafi emek için bir çaba içerisinde olduğunu” vurgulamıştı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ABD Başkanı Donald Tramp’ın çekilme kararını almadan önce de ABD’nin bölgede çekilmesinin DAİŞ terörünü canlandıracağını dile getirmiştik. Ne yazık ki Amerikalı yetkililerin açıklamalarından da ortaya çıkıyor ki, Amerika’nın çekilmesinden sonra DAİŞ yeniden bölgede canlandı ve örgütlenmeye başladı. Bu kararın getiri ve götürüsü iyi tartışmalıydı. İyi analiz edip, hatalı bir karar verdikten sonra hatasını telafi etme içine girmemeliydi. Şimdi verilen yanlış kararı telafi etme arayışındalar.
‘Türkiye’nin kullandığı kimyasalın tanığıyım’
Türkiye’nin kimyasal silah kullanması Avrupa uzmanları tarafında da belgelendi. Siz de bugün Avrupa’ya kimyasala silahların kullanıldığına dair bir şahit olarak müdahil oldunuz. Bu temelde Avrupa’daki görüşmelerinizde neler yaşadınız? Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Evet. Türkiye’nin kimyasal silah kullanımına ben de şahit olarah müdahil oldum. Bunun için de bazı görüşmelere katıldım. Serkaniyê’de direnişinde yer alan arkadaşlarımıza karşı beyaz fosfor silahı kullanıldı. Beyaz fosfor kullanıldığında bir ateş yandı. Bu ateş normal bir ateş değildi. Bu ateş uzun süre yanıyordu. Söndürülemiyordu. Su ile, üzerine bir bez atmak ile ya da toprak kullanılarak söndürülemiyordu. Ateş sonuna kadar yanar ve en son kendiliğinde sönerdi. Bu da gösteriyor ki yasaklı bir silahtı. Bu silahı kullanmak savaş suçudur. Bizim savaşçılar bunu yaşadı.
Hakeza misket bombasının kullanılmasını da var. Misket bombası atılırken hedef belirlenmez. Çocukları, sivilleri veya toplumun yaşamsal alanlarını vurabilir. Yaşam alanlarını yok edebilir. Bu tür bombalar da bize karşı kullanıldı. Bu da ispatlıyor ki Türk ordusu Serkeniyê’de savaş suçu işledi. Türkiye’nin saldırından yüzlerce sivil öldü. Yüzlerce insanımız yaralandı. On binlerce insanımız göç etmek zorunda kaldı.
Avrupa’da görüşmeler yapıyorsunuz? Avrupa’nın bu görüşmelerde size yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?
Bugün Kuzey Suriye’de, Türkiye öncülüğünde gelişen olaylara karşı Avrupa’da, Ortadoğu’da ve DAİŞ’te zarar gören bazı devletlerde yanlış bir bakış açısını görmek mümkün. Yani Türkiye öncülüğünde Kuzey Suriye’yi işgal eden çetelerin DAİŞ’ten hiçbir farkı yok. Batının bunu anlamasını istiyoruz. Türkiye’nin öncülüğünde örgütlenen çete grupları başarılı olursa DAİŞ’in Reqa’da yaptıklarını Türkiye’ye bağlı çeteler de Kuzey Suriye’de yapacak.
Tüm dünyanın gözü önünde Erdoğan iktidarı, Suriye’de Özgür Suriye Ordusu adı altına örgütlediği bir çok çeteyi, Libya’ya savaşa gönderdi. Bu çetelerin Libya’ya götürülmesi bu kişiler yada gruplar birçok ülkede ve yerde kullanılacak. Yine Çok sayıda çetenin de kaçak yollarla Avrupa’ya geçtiği yönünde haberler var.
Biz bu görüşmelerde tüm bunları, Avrupalı dostlarımıza anlattık. Daha önce DAİŞ’in yaptıklarını bugün Erdoğan’ın çetelerinin yaptığını anlatmaya çalıştık. Açıkça söylemek gerekir ki, Avrupalı dostlarla yaptığımız görüşmelerden bunların farkedildiğini söyleyebilirim. Bizim umudumuz ve isteğimiz, Avrupalı dostlarımız tarafında bunun tedbiri alınsın.