Aziz TUNÇ
Bugünlerde İdlib tartışılmaktadır. Türk devletinin bu tartışmadaki konumunun Kürtlere karşı sürdürülen savaşla bağlantılı olduğunu belirlemek yanlış olmayacaktır.
Erdoğan ve Türk devleti, kurulduğu günden beri Kürtlere karşı bir savaş hali içinde olmuştur. Ancak Erdoğan, öncellerinden farklı olarak, bu “savaşı büyüterek” Kürtlerin özgürlük taleplerini bastırma yolunu tercih etmiştir. Böylece Türk devleti, Kürt karşıtı savaşı, Kuzey Kürdistan’dan başka Kürdistan’ın diğer bölümlerine de taşırılmıştır.
Türk devletinin Suriye savaşında konum alması, DAİŞ’çi çetelerle işbirliği yapması, özel çete grupları örgütlemesi, Efrîn’i işgal etmesi, Kürdistan’da üsler kurması gibi bir dizi saldırganlığın temel nedeni stratejik Kürt düşmanlığıdır. Kobanê’nin varlığı ise Türk devletinin bu stratejik Kürt düşmanlığının güncel nedeni olmuştur. Bu nedenle İdlib’de ne olup bittiğinin anlaşılması Kobanê’nin varlığından ve Kürtlerin özgürlük mücadelesinden bağımsız ele alınamaz.
Çünkü Kobanê’nin varlığı, Kürtlerin özgürleşmesi yönünde büyük bir kazanım olmakla kalmamış, Kürt halkının kazanma umudunu ve inancını büyütmüş, bu inanca bağlı olarak mücadeleye katılımını etkilemiştir. Bunu gören Erdoğan ve Türk devleti, Kobanê’yi ortadan kaldırmayı, temel/stratejik bir hedef olarak belirlemiş bulunmaktadır. Dolayısıyla Türk devletinin İdlib’de barındırdığı çeteler ve bugün o çetelere sahip çıkmasının temel nedeni, Kürtlere karşı sürdürülen savaştır.
Çünkü Türk devleti, Kobanê’nin varlığını kendi varlığına karşı stratejik bir tehlike olarak kabul etmektedir. Bu demektir ki Türk devletinin Kobanê’nin varlığını kabul etmesi, kendi varlık gerekçelerinden vazgeçmesi olacaktır. Kobanê’nin varlığı Türk devletinin ırkçı/gerici/işgalci konumunu açığa çıkartan ve bu durumun sürdürülebilirliğini zayıflatan çok temel bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla Kobanê var olduğu sürece, Türk devletinin ve Erdoğan’ın Kürtlere karşı sürdürdüğü bu savaş, ne yazık ki, devam edecektir.
Bütün bunların gösterdiği temel gerçeklik, dün Efrîn işgaliyle yaşanan, İdlib’de yaşanacak olan ve Türk devletinin dahil olduğu bu savaş, hangi tarafında bakılırsa bakılsın, Kürtlere karşı bir savaş olarak yaşanmaktadır. Bu savaşı sonlandıracak olan tek gerçeklik, Kürtlerin özgürleşmesidir.
Gelinen aşamada Suriye’de sürdürülen savaşın böyle bir boyutunun varlığı hesaba katılmadan ne İdlib’de olup biteni, ne de Türk devletinin bu savaşta ki rolünü anlamak kolay olmayacaktır. Bu gerçeği bilmek Türk devletine karşı alınacak tutumun temel belirleyenini bilmek demektir.
Sadece Türk devletinin değil, alanda faaliyet halinde olan bütün güçlerin politikalarını belirleyen, özgürleşen Kürt ve Kürdistan gerçekliğidir. Bir anlamda yaşananlar, özgür Kürdistan’ın doğum sancıları olarak tanımlanabilir. Kobanê bu gerçeğin ete kemiğe bürünmüş hali olarak Erdoğan’ın ve Türk devletinin kimyasını bozmakta, uykularını kaçırmaktadır.
Her şeyden önce Kürtlerin özgür demokratik bir sistem oluşturmaları, Kürtler açısında nihai özgürlüğün çok uzak bir hayal olmadığını, somut bir gerçeklik olduğunu göstermektedir. İkincisi, Kürtlerin kendi topraklarında özgür bir siyasal yapıya sahip olmaları, Türk devletinin temel politikalarının çökmesi anlamına geliyor. Ayrıca Kobanê’nin varlığı, Türk devletinin uluslararası ilişkilerini de çok derinden etkilemektedir.
Yüz yıldır Kürdistan’ı işgal eden devletlerin varlıklarını dayandırdıkları ve uluslararası sistemin de göz yumarak suç ortaklığı yaptığı temel paradigma Kürtleri “yok sayan” siyasetti. Kobanê gerçekliği bu siyaseti çürüterek, Türk devletinin ve işgalci bölge devletlerinin yalana dayalı politikalarının sürdürülmesini imkansızlaştırmaktadır. Bütün bunlardan dolayı Türk devleti, savaş, katliam ve saldırı politikalarına yönelmiştir.
Bu gerçeklik, bizi iki başka gerçeğe götürmektedir. Birincisi, Türk devletinin Kürtlere karşı sürdürdüğü savaşta, kendiliğinden, vazgeçmesini beklemek gerçekçi değildir. İkincisi, Kürtler kiminle ne ittifakı yaparlarsa yapsınlar, bu ittifakların hiç birisi güvenilir olmayacaktır. Söz konusu müttefiklerin her birisinin, Türk devletinin rüşvetlerinden, tavizlerinden ve şantajlarından hareketle Kürtlerle ittifaktan vazgeçmeleri, hatta Kürtleri arkadan hançerlemeleri her zaman mümkündür. Kürtlerin yakın tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur. Dolayısıyla her halükârda Kürtleri kendilerinden başka kimse kurtaramayacaktır.
Kürtlerin özgürlükleri için ortaya koydukları bu kararlılık karşısında Türk devleti, anti-Kürt bir cephe kurmaya çalışmıştır. Rusya, İran ve Irak’la bir dizi pazarlıklar yapılmıştır. Ayrıca DAİŞ’çi çetelerle işbirliği yapılmış, kendisine bağlı çeteler örgütlendirilmiştir. Türk devleti bu çetelerin marifetiyle ve bölgede bulunan diğer güçlerin sunduğu avantajlarla Efrîn’i işgal etmiştir.
Dolayısıyla Türk devleti, varlığını dayandırdığı ve geleceği için vazgeçilmez gördüğü çeteler için İdlib’le ilgilenmektedir. Türk devletinin İdlib politikasını belirleyen, başarılı olup olmayacağından bağımsız olarak, Kürtlere yönelik savaşı daha da büyütmek istemesidir. Yani Türk devleti İdlib’de konumlandırdığı çeteleriyle Kobanê’yi yok etmenin hesabını yapmaktadır. Sorunun bu yanını hesaba katmayan analizler, Kürt halkının da bölge halklarının da gerçekliğine uygun olmayacak, mücadeleye hizmet etmeyecektir.
Ancak Suriye’nin, Rusya’nın desteğiyle İdlib’i kurtarmak istemesi, Türk devletinin ve Erdoğan’ın hesaplarını bozmuştur. Yanlış hesap İdlib’de dönecek, halklar kazanacaktır.