Son bir kaç ay içerisinde Suriye ordusu ülkenin bir çok bölgesini çete gruplarının elinden almayı başardı. Rejim ülkenin güneyinin çoğunu, yine orta kesimlerdeki bir çok bölgeyi, Rusya’nın da desteğiyle çetelerden temizledi.
Bu bölgelerdeki çetelerin çoğu da Türkiye işgali altındaki ülkenin kuzeyindeki bölgeye yerleştirildi.
Çetelerin tahliyesi ve yerleştirilmesinde Türk devleti etkin bir rol almıştı. Astana görüşmelerinde Türk devleti, çete örgütlerinin rejim güçleri karşısında geri çekilmesini ve silahları teslim etmesini sağladı. Anlaşma gereğince Türk devletinin işgali altındaki bölgelere yerleştirildi. Rusya’nın da desteğini alan Türkiye, ürtler başta olmak üzere Suriye halklarına karşı yaptıkları kirli pazarlıklar sonucunda çete gruplarının bir çok bölgeyi Esad rejimine tesliminde belirleyici rol oynadı.
Bu iki gücün son girişimleri sonucunda İdlib üzerine bir mutabakata varıldı.
Erdoğan-Putin görüşmesinde, 15-20 kilometre Suriye sınırlarının derinliğine bir tampon bölge konusunda uzlaştılar. Bu bölgede Türk ve Rus askerlerinin ortak denetimi olacak. Söz konusu tampon bölgenin 15 Ekim 2018’e kadar oluşturulması gerekiyor.
Erdoğan-Putin anlaşması gereği, Türk devletine bağlı sözde ‘muhalefet güçleri’ ve El Nusra gibi terörist çeteler, netleştirilecek. Bu madde hem Esad rejimi hem de Moskava için önemli bir yere sahip. İlk etapta yabancı çetelere sahip olan örgütleri tasfiye etmek istiyorlar. Bunun için de uluslararası kamuoyu da hazır.
Türkiye’nin şantajları ve hesapları
Bu arada Türk devleti askerini güçlerini İdlib’e sevk etti. Türkiye için ise önemli olan ise bu anlaşma ile İdlib ve Kuzey Suriye’de kullancağı büyük bir askeri gücü bölgeye yerleştirmek. Yine bu anlaşma ile kendisine bağlı çete gruplarına, onları yalnız bırakmayacağı mesajını ve cesaretini vermek istiyor. Yani Erdoğan, onların çıkarlarını savunan bir temsilci rolünü tümüyle ortaya koymuş ve bu misyonunu da sürdürme kararlılığında.
Türk devletinin İdlib’e yapılacak bir askeri operasyon ile oluşacak göç dalgasını batıya karşı şantaj olarak kullanma girişimi bir dereceye kadar amacına ulaştı.
AKP medyası da anlaşmadan sonra bölgedeki Türk işgalci gücü ve bu işgalci güce bağlı çeteleri, sivillerin kurtarıcıları olarak göstermeye çalışıyor. Ancak işin aslı şu ki AKP/MHP hükümetinin bütün bu argümanları, Efrîn işgalini kalıcılaştırma, yeni işgal saldırıları için zemin hazırlama ve Rojava statüsünü ortada kaldırma amaçlıdır.
Nihai hedef İdlib’in çetelerden temizlenmesi
MİT’in koordine ettiği çete grupları, anlaşmaya karşı çıkmadı. Sadece ‘El Nusra’ ve bazı ‘cihadist gruplar’ anlaşmaya karşı çıktı. İdlib’teki çete gruplarının ayrıştırılması çalışması iki hafta içinde bitecek ancak Rusya ve Şam rejimi için İdlib’in tamamen temizlenmesi nihai hedef olarak yerinde duruyor.
Moskova’ya yakın bazı kaynaklar varılan anlaşmanın ikinci adımı olarak, Türk devletinin kendisine bağlı çetelerin, rejim ile bir anlaşmaya gitmeleri için zemin oluşturacağı görüşünde.
Bu sürecin de Ankara-Moskova gözetiminde olacağı bilgisi veriliyor. Bu zamana kadar Türk devleti İdlib bölgesindeki askeri varlığına meşruiyet kazandırmak istiyor. Arabulucu rolü üzerinden, kendisinin siyasi ve askeri olarak sürecin dışına çıkarılmasını engellemek istiyor.
Çetelerin sonu ne olacak?
İdlib mutabakatının ikinci aşamasında ise El Nusra ve diğer çete gruplarının binlerce üyesinin geleceğine ilişkin karar verilecek. Rusya ve Esad rejimi bunların yok edilmesinden yana.
Bu plan, bir çok ülke tarafından da destek görüyor. Çin de binlerce Uygur Türkü’nden oluşan çetelerin yok edilmesinden yana. Bazı kesimler, bölgede Çin’in askeri ve ishihbarat güçlerinin çalışmalarından söz ediyor.
Türk devleti ise Suriye’nin geleceği hakkında söz sahibi olma adına bu grupları gözden çıkarmaya hazır.
Erdoğan yapılan görüşmede Putin’e, kontrolü altındaki çeteler aracılığı ile El Nusra ve diğer grupların bölgeden çıkarılacağı sözünü vermiş. Ancak bu o kadar da kolay değil. Yine grupların bölgeden çıkması için koridor oluşturuması senaryosu da gerçekçi değil çünkü dünya bu grupların yok edilmesi konusunda hemfikir. Herkes çete gruplarına bağlı üyelerin burada tasfiye edilmeleri ve dünyaya dağılmalarını önlemek konusunda hemfikir.
İdlib mutabakatının başarılı olması fazla mümkün görülmüyor. Ekim ortasında bir çok konu netleşecek. Esad rejimi askeri konuda kendini güçlü görüyor. Bu yüzden de askeri bir operasyonu ısrarla savunuyor. Bu konuda İran’dan da destek görüyor.
Erdoğan-Putin arasında varılan mutabakat ile birlikte İran yalnızlaştırıldığını görüyor ve bu durumdan rahatsız. Bu nedenle de İdlib’e askeri operasyon fikrine destek veriyor ve var olan çete gruplarının yok edilmesiyle birlikte Türkiye’nin etkisinin kırılacağını düşünüyor.
İsrail tarafından Rusya uçağı düşürülmeden önce Moskova, İsrail’e İran’a ve Hizbullah’a ait Lübnan ve Suriye’deki askeri noktalara hava saldırısı iznini vermişti. Rusya uçağının düşürülmesi ile bu anlaşma sabote oldu.
İpler Rusya’da
İran’ın memnuniyeti ya da memnuniyetsizliği bir yana Erdoğan’ın Putin ile yaptığı mutabakatın farklı boyutları da var.
Rusya yaptığı hamle ile Türkiye’yi sürece dahil ederek onu NATO’dan uzaklaştırmak istedi.
Yine Erdoğan-Putin mutabakatı bir kez daha gösterdi ki Esad’ın hiç bir rol ve söz hakkı kalmamış. Şam rejimi direkt Rusya’nın direktiflerine göre hareket ediyor. Rusya da bölgedeki çıkarlarını esas alıyor ve buna göre Suriye’deki siyasetine yön veriyor. Eğer Esad ulusal bir güç olsaydı Rusya-Türkiye arasında varılan anlaşmayı kabul etmezdi ve dış güçler yerine iç dinamiklerle İdlib sorununu çözmeye çalışırdı.
Terörle mücadelede önemli başarılara imza atan QSD güçleri Suriye rejiminin İdlib’de yapılacak operasyonda ortaklaşacağı tek güçtü. Ancak ipler, Rusya’nın elinde olduğu için Suriye’nin ne düşündüğünün önemi kalmıyor.
Sonuç olarak Erdoğan-Putin mutabakatının başarılı olmama ihtimali yüksek. İdlib’te Suriye ordusu ile oradaki grupların uzlaşmaya gitmesi mümkün değil. Çatışmalar baş gösterecek ve ortalık karışacak. Zaten varılan mutabakatın maddelerinde de bu ihtimal görülüyor. Başlatılacak bir saldırı ya da çatışma, büyük göç dalgasını beraberinde getirecek ve durum kontrolden çıkacak.
İran askeri operasyondan yana. Bunun farkında olan Türk devleti bölgedeki askeri varlığını güçlendirmek için her fırsatı değerlendiriyor.
Ancak, Türk devleti de anlaşmanın başarılı olmayacağının farkında ve bu yüzden de çatışma ve ortaya çıkacak kaosa göre kendisini konumlandırmaya çalışıyor. İdlib mutabakatı çökmeye aday
Türk devleti de İdlib mutabakatında başarılı olmayacağının farkında ve bu yüzden de çatışma ve bu çatışmadan ortaya çıkacak kaosa göre kendisini konumlandırmaya çalışıyor.
TARIQ HEMO
HABER/ANALİZ
Çete gruplarının elinde bulunan İdlib bölgesi, Suriye gündeminin birinci sırasında. Esad rejimi, askeri anlamda toparlanmış ve bölgeyi kuşatmış durumda.
Son bir kaç ay içerisinde Suriye ordusu ülkenin bir çok bölgesini çete gruplarının elinden almayı başardı. Rejim ülkenin güneyinin çoğunu, yine orta kesimlerdeki bir çok bölgeyi, Rusya’nın da desteğiyle çetelerden temizledi.
Bu bölgelerdeki çetelerin çoğu da Türkiye işgali altındaki ülkenin kuzeyindeki bölgeye yerleştirildi.
Çetelerin tahliyesi ve yerleştirilmesinde Türk devleti etkin bir rol almıştı. Astana görüşmelerinde Türk devleti, çete örgütlerinin rejim güçleri karşısında geri çekilmesini ve silahları teslim etmesini sağladı. Anlaşma gereğince Türk devletinin işgali altındaki bölgelere yerleştirildi. Rusya’nın da desteğini alan Türkiye, ürtler başta olmak üzere Suriye halklarına karşı yaptıkları kirli pazarlıklar sonucunda çete gruplarının bir çok bölgeyi Esad rejimine tesliminde belirleyici rol oynadı.
Bu iki gücün son girişimleri sonucunda İdlib üzerine bir mutabakata varıldı.
Erdoğan-Putin görüşmesinde, 15-20 kilometre Suriye sınırlarının derinliğine bir tampon bölge konusunda uzlaştılar. Bu bölgede Türk ve Rus askerlerinin ortak denetimi olacak. Söz konusu tampon bölgenin 15 Ekim 2018’e kadar oluşturulması gerekiyor.
Erdoğan-Putin anlaşması gereği, Türk devletine bağlı sözde ‘muhalefet güçleri’ ve El Nusra gibi terörist çeteler, netleştirilecek. Bu madde hem Esad rejimi hem de Moskava için önemli bir yere sahip. İlk etapta yabancı çetelere sahip olan örgütleri tasfiye etmek istiyorlar. Bunun için de uluslararası kamuoyu da hazır.
Türkiye’nin şantajları ve hesapları
Bu arada Türk devleti askerini güçlerini İdlib’e sevk etti. Türkiye için ise önemli olan ise bu anlaşma ile İdlib ve Kuzey Suriye’de kullancağı büyük bir askeri gücü bölgeye yerleştirmek. Yine bu anlaşma ile kendisine bağlı çete gruplarına, onları yalnız bırakmayacağı mesajını ve cesaretini vermek istiyor. Yani Erdoğan, onların çıkarlarını savunan bir temsilci rolünü tümüyle ortaya koymuş ve bu misyonunu da sürdürme kararlılığında.
Türk devletinin İdlib’e yapılacak bir askeri operasyon ile oluşacak göç dalgasını batıya karşı şantaj olarak kullanma girişimi bir dereceye kadar amacına ulaştı.
AKP medyası da anlaşmadan sonra bölgedeki Türk işgalci gücü ve bu işgalci güce bağlı çeteleri, sivillerin kurtarıcıları olarak göstermeye çalışıyor. Ancak işin aslı şu ki AKP/MHP hükümetinin bütün bu argümanları, Efrîn işgalini kalıcılaştırma, yeni işgal saldırıları için zemin hazırlama ve Rojava statüsünü ortada kaldırma amaçlıdır.
Nihai hedef İdlib’in çetelerden temizlenmesi
MİT’in koordine ettiği çete grupları, anlaşmaya karşı çıkmadı. Sadece ‘El Nusra’ ve bazı ‘cihadist gruplar’ anlaşmaya karşı çıktı. İdlib’teki çete gruplarının ayrıştırılması çalışması iki hafta içinde bitecek ancak Rusya ve Şam rejimi için İdlib’in tamamen temizlenmesi nihai hedef olarak yerinde duruyor.
Moskova’ya yakın bazı kaynaklar varılan anlaşmanın ikinci adımı olarak, Türk devletinin kendisine bağlı çetelerin, rejim ile bir anlaşmaya gitmeleri için zemin oluşturacağı görüşünde.
Bu sürecin de Ankara-Moskova gözetiminde olacağı bilgisi veriliyor. Bu zamana kadar Türk devleti İdlib bölgesindeki askeri varlığına meşruiyet kazandırmak istiyor. Arabulucu rolü üzerinden, kendisinin siyasi ve askeri olarak sürecin dışına çıkarılmasını engellemek istiyor.
Çetelerin sonu ne olacak?
İdlib mutabakatının ikinci aşamasında ise El Nusra ve diğer çete gruplarının binlerce üyesinin geleceğine ilişkin karar verilecek. Rusya ve Esad rejimi bunların yok edilmesinden yana.
Bu plan, bir çok ülke tarafından da destek görüyor. Çin de binlerce Uygur Türkü’nden oluşan çetelerin yok edilmesinden yana. Bazı kesimler, bölgede Çin’in askeri ve ishihbarat güçlerinin çalışmalarından söz ediyor.
Türk devleti ise Suriye’nin geleceği hakkında söz sahibi olma adına bu grupları gözden çıkarmaya hazır.
Erdoğan yapılan görüşmede Putin’e, kontrolü altındaki çeteler aracılığı ile El Nusra ve diğer grupların bölgeden çıkarılacağı sözünü vermiş. Ancak bu o kadar da kolay değil. Yine grupların bölgeden çıkması için koridor oluşturuması senaryosu da gerçekçi değil çünkü dünya bu grupların yok edilmesi konusunda hemfikir. Herkes çete gruplarına bağlı üyelerin burada tasfiye edilmeleri ve dünyaya dağılmalarını önlemek konusunda hemfikir.
İdlib mutabakatının başarılı olması fazla mümkün görülmüyor. Ekim ortasında bir çok konu netleşecek. Esad rejimi askeri konuda kendini güçlü görüyor. Bu yüzden de askeri bir operasyonu ısrarla savunuyor. Bu konuda İran’dan da destek görüyor.
Erdoğan-Putin arasında varılan mutabakat ile birlikte İran yalnızlaştırıldığını görüyor ve bu durumdan rahatsız. Bu nedenle de İdlib’e askeri operasyon fikrine destek veriyor ve var olan çete gruplarının yok edilmesiyle birlikte Türkiye’nin etkisinin kırılacağını düşünüyor.
İsrail tarafından Rusya uçağı düşürülmeden önce Moskova, İsrail’e İran’a ve Hizbullah’a ait Lübnan ve Suriye’deki askeri noktalara hava saldırısı iznini vermişti. Rusya uçağının düşürülmesi ile bu anlaşma sabote oldu.
İpler Rusya’da
İran’ın memnuniyeti ya da memnuniyetsizliği bir yana Erdoğan’ın Putin ile yaptığı mutabakatın farklı boyutları da var.
Rusya yaptığı hamle ile Türkiye’yi sürece dahil ederek onu NATO’dan uzaklaştırmak istedi.
Yine Erdoğan-Putin mutabakatı bir kez daha gösterdi ki Esad’ın hiç bir rol ve söz hakkı kalmamış. Şam rejimi direkt Rusya’nın direktiflerine göre hareket ediyor. Rusya da bölgedeki çıkarlarını esas alıyor ve buna göre Suriye’deki siyasetine yön veriyor. Eğer Esad ulusal bir güç olsaydı Rusya-Türkiye arasında varılan anlaşmayı kabul etmezdi ve dış güçler yerine iç dinamiklerle İdlib sorununu çözmeye çalışırdı.
Terörle mücadelede önemli başarılara imza atan QSD güçleri Suriye rejiminin İdlib’de yapılacak operasyonda ortaklaşacağı tek güçtü. Ancak ipler, Rusya’nın elinde olduğu için Suriye’nin ne düşündüğünün önemi kalmıyor.
Sonuç olarak Erdoğan-Putin mutabakatının başarılı olmama ihtimali yüksek. İdlib’te Suriye ordusu ile oradaki grupların uzlaşmaya gitmesi mümkün değil. Çatışmalar baş gösterecek ve ortalık karışacak. Zaten varılan mutabakatın maddelerinde de bu ihtimal görülüyor. Başlatılacak bir saldırı ya da çatışma, büyük göç dalgasını beraberinde getirecek ve durum kontrolden çıkacak.
İran askeri operasyondan yana. Bunun farkında olan Türk devleti bölgedeki askeri varlığını güçlendirmek için her fırsatı değerlendiriyor.
Ancak, Türk devleti de anlaşmanın başarılı olmayacağının farkında ve bu yüzden de çatışma ve ortaya çıkacak kaosa göre kendisini konumlandırmaya çalışıyor.
Son bir kaç ay içerisinde Suriye ordusu ülkenin bir çok bölgesini çete gruplarının elinden almayı başardı. Rejim ülkenin güneyinin çoğunu, yine orta kesimlerdeki bir çok bölgeyi, Rusya’nın da desteğiyle çetelerden temizledi.
Bu bölgelerdeki çetelerin çoğu da Türkiye işgali altındaki ülkenin kuzeyindeki bölgeye yerleştirildi.
Çetelerin tahliyesi ve yerleştirilmesinde Türk devleti etkin bir rol almıştı. Astana görüşmelerinde Türk devleti, çete örgütlerinin rejim güçleri karşısında geri çekilmesini ve silahları teslim etmesini sağladı. Anlaşma gereğince Türk devletinin işgali altındaki bölgelere yerleştirildi. Rusya’nın da desteğini alan Türkiye, ürtler başta olmak üzere Suriye halklarına karşı yaptıkları kirli pazarlıklar sonucunda çete gruplarının bir çok bölgeyi Esad rejimine tesliminde belirleyici rol oynadı.
Bu iki gücün son girişimleri sonucunda İdlib üzerine bir mutabakata varıldı.
Erdoğan-Putin görüşmesinde, 15-20 kilometre Suriye sınırlarının derinliğine bir tampon bölge konusunda uzlaştılar. Bu bölgede Türk ve Rus askerlerinin ortak denetimi olacak. Söz konusu tampon bölgenin 15 Ekim 2018’e kadar oluşturulması gerekiyor.
Erdoğan-Putin anlaşması gereği, Türk devletine bağlı sözde ‘muhalefet güçleri’ ve El Nusra gibi terörist çeteler, netleştirilecek. Bu madde hem Esad rejimi hem de Moskava için önemli bir yere sahip. İlk etapta yabancı çetelere sahip olan örgütleri tasfiye etmek istiyorlar. Bunun için de uluslararası kamuoyu da hazır.
Türkiye’nin şantajları ve hesapları
Bu arada Türk devleti askerini güçlerini İdlib’e sevk etti. Türkiye için ise önemli olan ise bu anlaşma ile İdlib ve Kuzey Suriye’de kullancağı büyük bir askeri gücü bölgeye yerleştirmek. Yine bu anlaşma ile kendisine bağlı çete gruplarına, onları yalnız bırakmayacağı mesajını ve cesaretini vermek istiyor. Yani Erdoğan, onların çıkarlarını savunan bir temsilci rolünü tümüyle ortaya koymuş ve bu misyonunu da sürdürme kararlılığında.
Türk devletinin İdlib’e yapılacak bir askeri operasyon ile oluşacak göç dalgasını batıya karşı şantaj olarak kullanma girişimi bir dereceye kadar amacına ulaştı.
AKP medyası da anlaşmadan sonra bölgedeki Türk işgalci gücü ve bu işgalci güce bağlı çeteleri, sivillerin kurtarıcıları olarak göstermeye çalışıyor. Ancak işin aslı şu ki AKP/MHP hükümetinin bütün bu argümanları, Efrîn işgalini kalıcılaştırma, yeni işgal saldırıları için zemin hazırlama ve Rojava statüsünü ortada kaldırma amaçlıdır.
Nihai hedef İdlib’in çetelerden temizlenmesi
MİT’in koordine ettiği çete grupları, anlaşmaya karşı çıkmadı. Sadece ‘El Nusra’ ve bazı ‘cihadist gruplar’ anlaşmaya karşı çıktı. İdlib’teki çete gruplarının ayrıştırılması çalışması iki hafta içinde bitecek ancak Rusya ve Şam rejimi için İdlib’in tamamen temizlenmesi nihai hedef olarak yerinde duruyor.
Moskova’ya yakın bazı kaynaklar varılan anlaşmanın ikinci adımı olarak, Türk devletinin kendisine bağlı çetelerin, rejim ile bir anlaşmaya gitmeleri için zemin oluşturacağı görüşünde.
Bu sürecin de Ankara-Moskova gözetiminde olacağı bilgisi veriliyor. Bu zamana kadar Türk devleti İdlib bölgesindeki askeri varlığına meşruiyet kazandırmak istiyor. Arabulucu rolü üzerinden, kendisinin siyasi ve askeri olarak sürecin dışına çıkarılmasını engellemek istiyor.
Çetelerin sonu ne olacak?
İdlib mutabakatının ikinci aşamasında ise El Nusra ve diğer çete gruplarının binlerce üyesinin geleceğine ilişkin karar verilecek. Rusya ve Esad rejimi bunların yok edilmesinden yana.
Bu plan, bir çok ülke tarafından da destek görüyor. Çin de binlerce Uygur Türkü’nden oluşan çetelerin yok edilmesinden yana. Bazı kesimler, bölgede Çin’in askeri ve ishihbarat güçlerinin çalışmalarından söz ediyor.
Türk devleti ise Suriye’nin geleceği hakkında söz sahibi olma adına bu grupları gözden çıkarmaya hazır.
Erdoğan yapılan görüşmede Putin’e, kontrolü altındaki çeteler aracılığı ile El Nusra ve diğer grupların bölgeden çıkarılacağı sözünü vermiş. Ancak bu o kadar da kolay değil. Yine grupların bölgeden çıkması için koridor oluşturuması senaryosu da gerçekçi değil çünkü dünya bu grupların yok edilmesi konusunda hemfikir. Herkes çete gruplarına bağlı üyelerin burada tasfiye edilmeleri ve dünyaya dağılmalarını önlemek konusunda hemfikir.
İdlib mutabakatının başarılı olması fazla mümkün görülmüyor. Ekim ortasında bir çok konu netleşecek. Esad rejimi askeri konuda kendini güçlü görüyor. Bu yüzden de askeri bir operasyonu ısrarla savunuyor. Bu konuda İran’dan da destek görüyor.
Erdoğan-Putin arasında varılan mutabakat ile birlikte İran yalnızlaştırıldığını görüyor ve bu durumdan rahatsız. Bu nedenle de İdlib’e askeri operasyon fikrine destek veriyor ve var olan çete gruplarının yok edilmesiyle birlikte Türkiye’nin etkisinin kırılacağını düşünüyor.
İsrail tarafından Rusya uçağı düşürülmeden önce Moskova, İsrail’e İran’a ve Hizbullah’a ait Lübnan ve Suriye’deki askeri noktalara hava saldırısı iznini vermişti. Rusya uçağının düşürülmesi ile bu anlaşma sabote oldu.
İpler Rusya’da
İran’ın memnuniyeti ya da memnuniyetsizliği bir yana Erdoğan’ın Putin ile yaptığı mutabakatın farklı boyutları da var.
Rusya yaptığı hamle ile Türkiye’yi sürece dahil ederek onu NATO’dan uzaklaştırmak istedi.
Yine Erdoğan-Putin mutabakatı bir kez daha gösterdi ki Esad’ın hiç bir rol ve söz hakkı kalmamış. Şam rejimi direkt Rusya’nın direktiflerine göre hareket ediyor. Rusya da bölgedeki çıkarlarını esas alıyor ve buna göre Suriye’deki siyasetine yön veriyor. Eğer Esad ulusal bir güç olsaydı Rusya-Türkiye arasında varılan anlaşmayı kabul etmezdi ve dış güçler yerine iç dinamiklerle İdlib sorununu çözmeye çalışırdı.
Terörle mücadelede önemli başarılara imza atan QSD güçleri Suriye rejiminin İdlib’de yapılacak operasyonda ortaklaşacağı tek güçtü. Ancak ipler, Rusya’nın elinde olduğu için Suriye’nin ne düşündüğünün önemi kalmıyor.
Sonuç olarak Erdoğan-Putin mutabakatının başarılı olmama ihtimali yüksek. İdlib’te Suriye ordusu ile oradaki grupların uzlaşmaya gitmesi mümkün değil. Çatışmalar baş gösterecek ve ortalık karışacak. Zaten varılan mutabakatın maddelerinde de bu ihtimal görülüyor. Başlatılacak bir saldırı ya da çatışma, büyük göç dalgasını beraberinde getirecek ve durum kontrolden çıkacak.
İran askeri operasyondan yana. Bunun farkında olan Türk devleti bölgedeki askeri varlığını güçlendirmek için her fırsatı değerlendiriyor.
Ancak, Türk devleti de anlaşmanın başarılı olmayacağının farkında ve bu yüzden de çatışma ve ortaya çıkacak kaosa göre kendisini konumlandırmaya çalışıyor.