İdlib’de yeni arayışlar ve olası sonuçları

Forum Haberleri —

❏

ŞÜKRÜ GEDİK

 

Korona salgın hastalığının gölgesinde kalan İdlib meselesi yeniden ısındı. Salgın hastalığının pençesindeki dünyada önemli değişiklikler yaşanırken, bunun Suriye’ye yansıması da beklenmelidir. Covid-19 virüsünün yol açtığı sağlık krizi tartışmaları yürütülürken, nur topu gibi yeni sorunlar doğurmuştur. Açlık, işsizlik gibi sorunlar da kendisini göstermektedir. Dünya, virüsle uğraşırken siyasi, ekonomik sorunlar henüz kendisini tam his ettirmiş değildir. Salgın hastalığı ile mücadele etrafında oluşan gündemin gölgesinde kalan sorunlar henüz yeterince kamuoyunda yer edinmese de hızından bir şey kaybetmeden devam etmektedir. Libya savaşı hız kesmeden devam ettiği gibi, İdlib’deki gelişmelerde benzer minvalde yol almaktadır.

İdlib meselesi konusunda yapılan görüşmelerde ve varılan anlaşmalarda, sözde sağlanan ateşkeslerde istenilen sonuçlar alınmadığı gibi, kendisini tekrar eden bir süreç ile her seferinde başa dönülmekte ve girift hale gelmektedir. Yalama olmuş, diş tutmayan cıvata gibi kalıcı sonuç almaktan uzaktır. Türkiye, verdiği taahhütleri yerine getirmeyince, her seferinde bir oyalama sürecine girip idlib’i rölantiye alarak, süreci kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Bu temelde yürütülen iki yüzlü siyaset tarzı, yeni sorunların nüksetmesine neden olmaktadır.

Kalıcı bir çözümden söz etmek oldukça zordur. Türk devleti işgale son vermediği müddetçe çözüm olmayacaktır. İşgali daha da derinleştiren ve kalıcı hale getiren Türk devletinin maksadı çözümden çok uzaktır. Kaotik durumun sürgit devam etmesinden, zamana yayılmasından yanadır. Çelişki ve çatışmalardan medet ummaktadır. İdlib meselesinde izlenilen politika: çetelerin bir şekliyle varlıklarını sürdürmelerini sağlamaktır. Çeteleri himayesi altına alarak, Suriye’nin geleceğinde uzun vadeli kullanmaktır.. Sadece Suriye’de değil, Libya’da olduğu gibi, gerekli gördüğü her yerde savaştırmaktır. Eğitip donattığı “Roj” peşmergleri adı altında örgütlediği çetelerin bir kısmı da Libya’da DAİŞ artığı çetelerle aynı saflarda yayılmacı emelleri doğrultusunda savaştırmaktadır.

İdlib çözümsüzlüğü, Kuzey-Doğu Suriye için de ciddi bir risk oluşturmaktadır. Türk devleti Rojava’yı da İdlib’e çevirmektedir. Korona salgınını fırsata çevirerek İdlib ve Kuzey-Doğu Suriye’ye yeni hamleler yapmanın fırsatını kollamaktadır. ABD ve Rusya, bu yıl yapılacak seçimlerden dolayı kendi iç kamuoyuna Ortadoğu üzerinden mesajlar vermeleri beklenmelidir. ABD Başkanı Trump’ın İran gemilerine tehlike anında “vur emri” vermesi de bu temelde verilmiş bir göz dağıdır. Bu mesajlarda, Türkiye’yi daha da saldırgan hale getirecek, önünü açacak mesajların olabileceği de göz ardı edilmemesi gerekir. Türk devletinin ABD’ye sağlık malzemesi yardımı yapması hayra alamet olmasa gerek. İhtiyaçtan kaynaklanan bir yardımdan ziyade, siyasi mesaj içeriği daha fazla ön plana çıkmaktadır. Seçimle uğraşan ABD ve Rusya ayrıca salgın hastalıkla uğraşmak zorunda kaldıkları için, Suriye konusuna yeterince eğilememeleri durumundan Türkiye fayda sağlayacaktır. ABD ve Rusya, Türkiye’yi kendi yanlarında görmek için tavizkar siyaset yürütecekleri de ihtimal dahilindedir. Türkiye’de kendisi için oluşacak elverişli durumdan azami düzeyde yararlanacaktır. Nerden bakarsak bakalım bu yeni süreçte İdlib ve Suriye’de yeni bir aşamaya gelindiğini söylemek mümkündür.

İdlib’deki yeni arayışlar, Kuzey-Doğu Suriye içinde yeni bir aşamadır. Türk devleti SİHA ile Kabanê’deki asayiş noktasını vurması bu yeni aşamanın ilk sinyali gibi çağrışım yapmaktadır. Bu tehlikeli girişime paralel olarak Kandil’e dönük kuşatma girişimine bakıldığında resmin bütününü görmek daha da mümkün olmaktadır. Zînî Wêrtê provokasyonu ile Kobanê Asayiş noktasına saldırı aynı amaca yöneliktir. PKK’yi tasfiye etmek, Rojava’daki statüye son vermek için akıl almaz düşmanca girişimlerde bulunmaktadır. Girê Spî ve Serêkaniyê alanlarına çete ailelerini yerleştirmek sadece demografik yapının değiştirilmesi olarak yorumlamamak gerekir. Türk devletinin yeni işgal hareketlerine alt yapı hazırlığı olarak değerlendirilmelidir.

İdlib’deki çeteler Türk devletinin üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmeye yanaşmamaları halinde HTŞ’nin namluları Türkiye’ye dönme ihtimali de vardır. Türkiye bu tehlikeyle mutlaka bir gün yüzleşecektir. Suriye topraklarında olmasa bile kendi sınırları içinde radikal İslami çete guruplarıyla hesaplaşmak zorunda kalacaktır. Türkiye’nin hizmetine girmiş çeteler, Türkiye’yi bir üs gibi kullanarak kendi emellerini gerçekleştirmeye çalışacaklardır. Mevcut durumda İdlib, Türkiye’ye taşınmış durumdadır. İçerde olduğu gibi dışarıda da Türkiye’yi bekleyen tehlikeler artmıştır. Diktatör Erdoğan kendisiyle birlikte Türkiye’yi de bitirmesi çok uzak değildir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.