Yeni bir yıla tüm insanlık gibi Kürtler ve Kuzey Suriye halkları da daha büyük beklenti ve umutlarla girdi. 2018, başta Efrîn olmak üzere ağır bedeller pahasına çok büyük direnişler ve zorlu bir mücadele yılı oldu.

Ancak Suriye sahasında geçen yıla oranla yeni yılda mücadelenin çok daha şiddetleneceğini gösteren ciddi emareler var.

ABD Suriye’den çekilme kararı sonrası İran’a odaklanıyor, bunun için kendisine TC’yi partner olarak seçiyor. Tıpkı Suriye krizinin ilk döneminde olduğu gibi ABD bölgede yeni ve tehlikeli bir oyun kuruyor.

ABD’nin geri çekilme kararıyla bölgede ve uluslararası alanda başlayan tartışmalar, yerini çok yönlü hesaplar içeren yoğun diplomatik ve askeri görüşmelere bırakmış görünüyor.

TC, bir yandan Rusya ve İran’ın diğer yandan ABD’nin tutumunu öğrenmek için acele ediyor. Geçtiğimiz Cumartesi günü Rusya’ya gönderdiği üst düzey heyet, istediğini alamadı.

İran’a karşı TC ile anlaşan ve ona Suriye’de yeni ağır roller veren ABD, FBI ve CIA yönetimini Ankara’ya göndendi. Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih aynı gün Ankara’ya gitti. Ziyaret konuları farklı olsa da ABD’nin TC’ye yüklediği yeni görevlerin ele alınması bekleniyor.

Diplomatik alanda durum bu iken, askeri olarak da sahada Minbic’e paralel olarak İdlib gündeme oturmaya başladı.   

Daha yılın ilk gününde İdlib’den çatışma haberleri gelmeye başladı. El Nusra’nın başını çektiği Heyet Tehrîr El-Şam (HTŞ) ile Nureddin Zenkî ve Siqur El-Şam grupları birbirine girdi, onlarca ölü ve yaralı var.

Bu bilgiler ışığında İdlib’deki son çatışma haberlerinin bölgedeki yeni plana ilişkin de bazı ipuçları verdiğini söylemek mümkün.

8 yılın sonunda Suriye’de DAİŞ Kürtlerin mücadelesiyle bitme aşamasına geldi.

Hiçbir başarı sağlamayan İhwancı-Selefi tüm çete grupları ise TC eliyle İdlib’de istiflendi.

İdlib’de topladığı çetelere ve El-Nusra’nın Emirliğine garantör olan TC, şimdi bir yandan bu çeteleri nasıl tasfiye edeceğinin telaşında, diğer yandan Kürtlerin DAİŞ’e karşı mücadelede ağır bedellerle elde ettiği kazanımlardan çıkar sağlama derdinde.

Suriye'nin kuzeybatısında, Halep'e 60 km uzaklıkta bulunan İdlib, çeşitli devletlerin ve özellikle de TC’nin destek verdiği Esad karşıtı silahlı sözde İslamcı çete gruplarının Suriye’deki son sığınakları.

Sahadaki güvenilir kaynaklar, İdlib’de sözde “radikaller” ile “ılımlılar” çatışması gibi duran son çatışmaların, özünde TC/MİT ve Erdoğan’ın El Nusra öncülüğündeki HTŞ'yi sahada güçlü kılma ve rejim ile Rusya’ya karşı elini güçlendirme taktiği olduğunu belirtiyor.

Bu amaçla daha Ağustos 2018 öncesinde TC askeri yetkilileri ve MİT’in İdlib’deki çete gruplarıyla “silahtan arındırılmış bölge” için gizli toplantı yaptığı ve bu son çatışmaların da El Nusra’yı güçlendirmek için MİT’in hazırladığı senaryo gereği gerçekleşen bir durum olduğu, yine kaynakların ilettiği bilgiler arasında.

Görülen o ki, TC ve Erdoğan dümeni ABD’den yana kırarken, Rusya ile de karşı karşıya gelmemek için sahada kimi taktik manevralarla yeni algı operasyonları yürütüyor.

Yılbaşından hemen önce başlayan ve günümüze kadar devam eden askeri sevkiyatın da Kilis, Hatay sınırına olması, bu bakımdan önemli.

15 bin çeteyi Minbic sınırına kaydırdığı yaygarası koparan TC, “Minbic’e askeri müdahale” bahanesiyle aslında İdlib bölgesini askeri açıdan tahkim ediyor. Arêma’da, Suriye rejimi ve Rusya’nın Bab Askeri Meclisi ile ortak güvenlik tedbiri alması sonrası TC/Erdoğan’ın Minbic oyunu şimdilik boşa düştü. Hemen ardından İdlib’de sular ısınmaya başladı.

Rusya ve Suriye rejimi ile görüştükleri iddia edilen, MİT denetimi dışına çıkan Nureddin Zenkî ve Siqur El-Şam gruplarının önce maaşları kesildi ve şimdi de El-Nusra’nın saldırısının hedefi haline getirildi.

Suriye topraklarının önemli bir kısmını işgal etmiş olan TC, İdlib’deki mizansenle Suriye rejimi ve Rusya’nın sahadaki işini zorlaştırmak, çalışmalara başlayacak olan anayasa komisyonunda Kürtlerin herhangi bir statü kazanmasını engellemek için İdlib’deki askeri gücünün yanı sıra güçlendirilmiş bir Cebhet El-Nusra’yı da yeniden piyasaya sürmeye hazırlanıyor.

Gerektiğinde El Nusra’yı askeri bir güç ve müzakerelerde siyasi bir koz olarak kullanmaya çalışıyor.

ABD’nin çekilme kararının ardından öz gücüne daha fazla itimat etmeye başlayan Kürtler ve Kuzey Suriye halkı da bu gerçeklik ışığında kendini büyük mücadele yılına büyük ciddiyetle hazırlıyor. Kimseye bel bağlamadan askeri, siyasi ve toplumsal gücünü seferber ederek her türlü saldırıya karşı her boyutta güvenlik tedbirlerini artırıyor.

Diplomatik alanda da gerek askeri ve gerek siyasi gücünün farkında olduğundan, halkların ortak çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre gerekli taktik hamleleri yapmaya başladı ve bunun sahada yarattığı sonuçlar hızla etkisini gösterdi.

Kürtler ve Kuzey Suriye halkları Ortadoğu kördüğümünde sağlam bir stratejiye sahip olduklarından kimi taktik yanlışlıklara düşse de bu sağlam stratejik bakışın avantajını her koşulda küçümsenmeyecek kazanımlara dönüştürebilme, dengeleri değiştirme gücünü elinde bulunduruyor.