İdlib’te savaş kapıda
Rusya, Suriye ve İran’ın yaptığı açıklamalar, İdlib’te çetelere dönük bir operasyonun kapıda olduğunu gösteriyor. Tam da bu dönemde Türk devletinin, Suriye’de pozisyonunu güçlendirmek için Kürtlerin kazanımlarına karşı Rusya ya da rejimle yapacağı her hangi bir anlaşma, sorunların daha da derinleşmesinden başka bir şeye yaramayacak.
Türk devletine bağlı çetelerin denetiminde olan Suriye’nin İdlib kentine yönelik askeri operasyonun startı, Suriye, İran ve Rusya’nın açıklamalarıyla hız kazandı. AKP-MHP faşizmi yönetimindeki Türk devleti ise en hafif hasarla ve mümkünse Kürtler aleyhine Rusya’dan taviz koparmayı hedefliyor, operasyonun ertelenmesine neden oluyor.
Eli Rusya’da gözü ABD’de
Özellikle Ağustos ayı ortalarında Suriye rejiminin İdlib’e yönelik askeri operasyonu netleşmiş kent bir kuşatmaya alınmıştı. Rejim askeri yığınağı sürdürüyor. İdlib’e yönelik operasyon netleşmişken, ABD, İngiltere ve Fransa’nın “Rejim İdlib’te kimyasal silah kullanırsa karşılık veririz” söylemi ile daha da karmaşık bir hale geldi. Rusya, İran ve Suriye bu açıklamayı batılı ülkelerin İdlib’te bir askeri operasyona sıcak bakmıyor şeklinde algılıyor.
Türkiye ise kendisine bağlı çetelerin askeri operasyondan mümkün olduğunca bir zarar görmemesi, çetelerin İdlib’ten tahliyesi durumunda, söz konusu bu çetelerin Tıl Rıfat ve Şehba gibi, Êfrîn’den çıkmak zorunda kalan Kürtlerin yoğun olduğu alanlara kaydırılmasının hesabını yapıyor.
Türkiye, Astana’da İran ve Rusya ile ortaklık yaparken, İdlib’te operasyonun belirginleşmesiyle birlikte ABD, İngiltere ve Fransa’dan gelen mesajları da fırsat bilerek söz konusu operasyonu önlemeye ya da mümkün olduğunca kendisi ve çetelerinin en az hasarla savaştan çıkmanın peşinde.
7 Eylül’de ise Türkiye, İran ve Rusya’nın Tahran’da buluşmasıyla birlikte operasyonun biraz daha netlik kazanması bekleniyor.
Ard arda açıklamalar
Batılı güçlerin uyarılarına rağmen Rusya ve İran destekli Suriye rejimi, İdlib savaşına hazırlanıyor. Bazı kaynakların 150 bine yakın çetenin varlığından bahsettiği İdlib için Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov “Çıbanbaşı” dedi. Lavrov geçen hafta “Umarız batılı güçler bölgenin terörden temizlenmesini engellemeye kalkışmaz” demişti.
Lavrov dün de bir açıklamada bulundu. Rus askerlerinin konumlandığı Hyeymim Hava Üssü’ne karşı şimdiye kadar çeteler tarafından düzenlenmek isteyen 50’ye yakın İHA saldırısını önlediklerini söyleyen Lavrov, “Buna karşı sonsuza kadar tahammül etmek imkansız” diyerek operasyon mesajı verdi.
Rusya, bu açıklamalara paralel olarak Sovyetler Birliği’nden bu yana Akdeniz’deki ilk askeri tatbikatlarını 1 Eylül’de başlattı. Tatbikat, 8 Eylül’e kadar sürecek. Bu tatbikatın, İdlib operasyonu sırasında ABD, Fransa ve İngiltere’den gelecek askeri bir saldırıya karşı caydırıcılık rolü oynadığı konusunda yaygın bir düşünce de var.
Bu arada Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim de 30 Ağustos’ta yaptığı bir açıklamada “ABD, Fransa ve İngiltere üçlüsünün saldırı tehditlerine rağmen, Suriye toprağını (İdlib) özgürleştirmeye kararlı” ifadesini kullandı.
Suriyeli yetkililer son günlerde, İdlib’te Türk ordusuna ait 12 ‘gözlem noktasını’ ve bu kentteki Türk ordusu-çete ilişkisini kasterek, Türkiye ile bir çatışmadan yana olmadıklarının ancak topraklarını çetelerden temizlemekte kararlı olduklarını sık sık dile getirdi.
Dün de İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Şam’a sürpriz bir ziyaret yaptı. Zarif, Suriye’nin düzenleyeceği operasyona yardım edeceklerini belirtti ve şunları söyledi: “İdlib, hükümet karşıtı ayaklanmanın son kalesi. Suriye hükümeti bu felaketi sona erdirmeye kararlıdır ve bu bölgedeki teröristlere karşı savaşma hakkına sahiptir.”
Karasu’nun dikkat çektiği önemli hususlar
İdlib’te Türk ordusunun 12 gözlem noktası, bin 300 civarındaki askeri ve Türk devletinin çetelerle ilişkileri bir askeri operasyonu karmaşık hale getiriyor. Sahadaki bütün güçler ile pazarlıklar sürüyor.
Bu karmaşa hali devam ederken gazetemizin yazarı Mustafa Karasu 3 Eylül’deki köşesinde operasyon ile ilgili dikkat çeken hususları dile getirdi. “İdlib’teki çeteleri çıkarmanın doğru yolu” başlıklı yazıda Karasu, İdib’teki savaşın Suriye açısından belirleyici olduğu yönündeki yaygın düşünceye katılmadığını belirterek, buradaki çetelerin, diğer bölgelerden toplatılıp İdlib’e gönderildiğini, zaten yenilgili bir ruh hali taşıdığını belirtti.
Karasu, Türkiye’nin pozisyonu ve yaptığı pazarlıklara ilişkin ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye şu anda İdlib’te bir çıkmaza girmiştir. Türkiye her ne kadar şimdi ABD ve Avrupa’nın desteğini alarak burada kalma çabası yürütüyorsa da İdlib’te ısrarla olamayacağını görerek İdlib karşılığında ne alabilirim hesabı yapmaktadır.
Hala İdlib konusunda olası operasyona karşı açık tutumunu koymaması böyle bir hesabın sonucudur. Aldığımız duyumlara göre İdlib’te sıkışan Türkiye, İdlib karşılığında şu anda Efrînli mültecilerin yerleştiği alanın kendisine bırakılması önerisi yapmıştır. Yani Tıl Rıfat ve Şehba denilen alanın İdlib karşılığında kendisine bırakılmasını gündeme koymuştur. Türkiye böylece Cerablus, Bab ve Efrîn alanındaki etkisini sağlamlaştırarak Minbic üzerindeki baskısını artırmayı hedeflemektedir. Türkiye ve Rusya ilişkisinin yine Kürtler üzerinden kirli bir pazarlığa dönüşme ihtimali bulunmaktadır.”
Rusya’nın, Türkiye’nin bu hesabı doğrultusunda hareket etmesi durumunda Suriye’deki Kürtlerin, Rusya ve Suriye rejimi ile bütün bağlarının kopacağını belirten Karasu devamla şu vurgulamayı yaptı: “Kuşkusuz biz sadece aldığımız bir duyum üzerinden bunları söylüyoruz. Ancak belirttiğimiz gibi Rusya’nın bu defa böyle kirli bir pazarlığa girmesi kolay değildir. Çünkü artık askeri ve siyasi olarak yenilmiş çeteleri bir pazarlıkla hiçbir sıkıntı yaşamadan çıkarayım, derlerse Suriye’deki en büyük sıkıntının içine düşerler. Herhalde bu onlar için de mantıklı olmayan bir tercih olur. Ama bazen siyasette kısa vadeli çözümler sığ politik yaklaşım içinde olanlar açısından çekici gelebilir. Eğer bu duyumda gerçeklik payı varsa bunun dikkate alınarak Kuzey Suriye Federasyonu güçlerinin bu oyunları teşhir etmesi ve bozması gerekir.”
HABER MERKEZİ