PKK’nin öncülük ettiği mücadele Kürdistan tarihinin en büyük, en kapsamlı ve en uzun süreli özgürlük mücadelesidir. Kürdistan’da yarattığı ulusal, siyasal ve kültürel gelişmeler de devrim içinde devrimleri içeren bir karaktere sahiptir. Sömürgeciliği en fazla PKK’nin mücadelesi sarsmış, Kürdistan’daki otoritesini zayıflatmıştır. Süleyman Demirel bu nedenle bu mücadeleyi “Türk devletinin başına bin yılda gelmiş en büyük bir bela” olarak tanımlamıştır. Bilindiği gibi Türk devleti PKK’nin öncülük ettiği bu mücadeleyi bastırmak için tüm imkanlarını seferber etmiştir. Dış güçleri PKK’nin üzerine sürmek için Türkiye’nin her şeyini pazarlamıştır. 30 yıldır tüm hükümetlerin en büyük uğraşı Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmek olmuştur. Eğer son 30 yılın gündemleri göz önüne getirilirse bu gerçekler çok açık bir biçimde görülür.
Türk devleti klasik inkar, imha ve bastırma yöntemleriyle Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edememiştir. Daha doğrusu bu yöntemler başarısız kılınmıştır. AKP Hükümeti eski yol ve yöntemlerin başarısız kaldığını, ancak kendisinin PKK’yi tasfiye edeceği iddiasında bulunmuştur. Bu iddiayla bugüne kadar iktidarını sürdürmüştür. 2007 yılında Yaşar Büyükanıt’la yaptığı Dolmabahçe mutabakatı da bu çerçevede olmuştur. AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme politikası yürütmesi karşılığında yeniden iktidar olmasına onay verilmiştir. Bu mutabakat İlker Başbuğ zamanında da yenilenmiştir. AKP yumuşak güçle sert gücü bir arada kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edecektir.
AKP’nin klasik iktidar güçlerinden farkı, sert güç yanında yumuşak gücü (ağırlıklı olarak psikolojik savaşı) kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme iddiasında olmasıdır. Eski generallerin yargılanmasının bir boyutu da eski Kürt politikalarını mahkum etmek ve AKP’nin yeni Kürt politikasını devlet politikası haline getirmektir. Eğer eski politikalar Kürt Özgürlük Hareketi karşısında başarılı olsaydı bu yargılamalar söz konusu olmayacağı gibi, AKP iktidarına da ihtiyaç duyulmazdı.
Kuşkusuz AKP’nin on yıldır iktidarda olmasının önemli nedenlerinden biri de Ortadoğu’daki siyasal durumdur. ABD bölgeye müdahale edeceği bir dönemde AKP gibi ılımlı işbirlikçi İslam’ın Türkiye’de iktidar olmasını önemli görmüştür. Yoksa Türkiye’de gelişecek toplumsal ve siyasal muhalefetin Ortadoğu’ya yapacağı müdahaleyi zorlayacağını düşünmüştür. AKP’nin iktidar olmasını dış koşulları böyle olsa da esas olarak Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kullanılacak başka bir siyasal aktör bulunmadığından alternatif olmayan bir hükümet olarak kalmıştır.
AKP, PKK’ye karşı mücadelede farkını kimi liberal ve demokrat çevreleri ve bir kısım Kürtleri PKK’ye karşı çıkararak ortaya koymuştur. Böylece Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürütülen savaşta Türk devletinin şimdiye kadar sağlayamadığı meşruiyeti sağlamaya çalışmıştır. Zaten son yıllarda bu konumunu kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı bir tasfiye harekatı yürütmüştür.
Ancak 2011 yılında ortaya çıktığı gibi AKP bu savaş yöntemleriyle de bir sonuç alamamıştır. Bu nedenle sert yöntemlere daha fazla yönelmiştir. Yedi bin civarında tutuklama ve her türlü savaş araçları kullanılarak yapılan operasyonlar AKP’nin yumuşak güç kullanarak yürüttüğü tasfiye politikasındaki başarısızlığının ifadesidir. Bu nedenle AKP’nin kendine demokrat kendine Müslüman yüzü teşhir olmuştur. Bu durum AKP’nin on yıllık siyasi güç kaynağını önemli oranda zayıflatmıştır. Bu aynı zamanda PKK’ye karşı sürdürülen mücadelenin başarısız kalması anlamına gelmektedir.
AKP Hükümeti şimdi bu başarısızlığını ve Kürt Özgürlük Hareketi karşısındaki zayıflığını kimi işbirlikçi Kürtlerle gidermeye çalışmaktadır. Son zamanlarda Kemal Burkay ve İbrahim Güçlü gibi kişilikleri kullanmasının nedeni budur. PKK’yi bu tür kişiliklerin saldırısıyla yıpratmayı hedefliyor. Aslında bu durum bile AKP’nin PKK karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gösteriyor.
Bu iki Kürt işbirlikçisi AKP Hükümetinin sıkışıklığını gidermek için en çirkin biçimde kullanılıyor. Son zamanlarda PKK’nin infazlarından söz ederek gündem değiştirmeleri bunun en somut ifadesidir. AKP on yıllık iktidarında tek bir faili meçhul cinayeti ortaya çıkarmamışken, yüzlerce kadın, genç ve çocuğu katletmişken, en son Roboskî’de vahşice bir katliam yapmışken, PKK’nin içindeki infazlar biçiminde bir gündem yaratılması AKP’yi kurtarmaya yönelik bir psikolojik savaş harekatıdır.
AKP sadece Güney Kürdistan’da değil, Kürdistan’ın bütün parçalarında Kürtlerin kazanım elde etmesini engellemeye çalışıyor. Bunun için en başta da PKK’nin tasfiyesini öngörüyor. İşte bu işbirlikçileri bu nedenle kullanıyor. Bunlar eliyle kendisinin Kürt politikasını gizlemeye çalışıyor. PKK’nin kimi Kürtler eliyle ne kadar kötü bir örgüt olduğunu işlerse Kürtlerin kendisine karşı yürüttüğü özgürlük mücadelesini frenleyeceğini, böylece içeride ve dışarıda yaşadığı sıkışıklıktan kurtulacağını hesaplıyor.
AKP bugün sadece içeride zor bir durum geçirmiyor; başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki politikası büyük bir gerileme yaşıyor. Suriye’de öyle yansıttığı gibi bir etkinliği yoktur. Aksine yeni Suriye Esad rejiminden çok daha fazla Türkiye’den uzak olacaktır. Esad döneminde elinde bulundurduğu ekonomik ve siyasi etkisini kaybedecektir.
İbrahim Güçlü’nün yaptığı tam bir itirafçılık ve iftiracılıktır. Kürtler üzerinde bu kadar baskı varken, siyasi soykırım operasyonları devam ederken, birçok Kürt genci direnerek yaşamını verirken bunların yaptığı itirafçılık ve iftiracılık dışında başka bir şeyle izah edilemez. PKK’nin 40 yıldır yürüttüğü savaşta PKK adına yapılmış yanlış olaylar da vardır. PKK ile bazı gruplar arasında ölümle sonuçlanan çatışmalar da olmuştur. Bu çatışmalarda en fazla kaybı da PKK vermiştir. Kaldı ki Kürt Özgürlük Hareketi ve Önderliği çeşitli zamanlarda bu tür olayları değerlendirmiştir. Ancak Türk devletinin Kürt halkına karşı yürüttüğü bir imha savaşı varken, binlerce faili meçhul cinayet hala açığa çıkmamışken, bu cinayetlerin hedefi Kürt halkı ve PKK’yken bazı olayları abartmak tamamen bir gündem saptırmasıdır.
Ortada büyük bir savaş varken, Kürt halkına karşı hala büyük bir haksızlık yapılırken, Kürt Özgürlük Hareketi imha edilmek istenirken, çoğu yalan-yanlış ve çarpıtma olan bir PKK infazlarından söz etmek tamamen psikolojik savaş merkezlerinin yönlendirmesidir. Zaten Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı psikolojik savaş yürüten basın organlarının bunları konuşturması ve öne çıkarması söz konusudur.
Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesine bu kadar saldırı varken Türk devletinin politikalarına karşı tutum takınmak yerine PKK’ye karşı iftira kampanyası yürütmek esas olarak Kürt halkına karşı bir savaş açmaktır.
Gerçeklerin açığa çıkmasını isteyen Kürt Özgürlük Hareketi’dir. İlk Hakikatleri araştırma komisyonun kurulmasını isteyen Kürt Halk Önderliğidir. Kabul etmeyen ise Türk devletidir. Çünkü yarası olan gocunur.
Kürt Özgürlük Hareketi dünyada ulusal kurtuluş mücadelesi veren hareketler içinde en temiz, en adil ve en şeffaf harekettir. Dolayısıyla bu tür iftiracı ve itirafçılar bu gerçeği değiştiremez. Zaten tüm parçalardaki Kürt halkı bu nedenle PKK’ye çok bağlıdır. Çünkü PKK ile diğer Kürt hareketlerini ve partilerini karşılaştırdığında PKK’nin adil, demokratik ve insancıl yanını takdir etmektedir. Çünkü bu hareket elde ettiği imkan ve gücü başka hareketler gibi halkın üzerinde otorite olmak için kullanmıyor. Aksine halka karşı olumsuz davranan ister içeride isterse dışarıda olsun herkese karşı tutum koyarak bu tür davranışları engelliyor.
İftiralar AKP’yi kurtaramaz