Erdoğan önderliğinde AKP Hükümetleri eliyle Kürdistan özgürlük güçlerine karşı topyekün bir savaş başlatıldı. 24 Temmuz'da ağır bir hava saldırısıyla ateşkes ve görüşme süreci sonlandırıldı. Bu süreçte fiili çatışmalar durmuş, toplumda siyasi yollardan bir çözüm olabileceğine dair bir beklenti ortaya çıkmıştı. AKP görüşmeler sürecinde çözüme dair hiç bir proje sunmamış, hep taktiksel yaklaşmıştır. Sürecin sorumluluğunu hep Önder Apo üstlenmiş, somut ve kolaylaştırıcı adımları atmıştır. Özcesi AKP o dönemlerde de aralıksız saldırı ve savaşın hazırlığını yapmıştır.

Savaş birdenbire ortaya çıkmamıştır. Üstelik seçimi kaybetmiş ve düşürülmüş bir hükümet Türkiye'nin kaderini belirleyecek ağır bir savaşın sorumluluğunu alamaz. Ancak 30 Ekim 2014'te MGK'nin aldığı savaş kararını gözardı etmemek gerek. Buna hazırlık olarak da meclisten tekme tokat, zorla güvenlik yasaları çıkarılmıştır. Düşmüş bir hükümet kendi iniyasitifiyle bir savaş kararı alamazdı. 1 Kasım'dan sonra da savaş daha da derinleştirildi. Yine geçici bir hükümet bunu kendi başına yapamazdı. Üstelik Suriye sınırına büyük bir askeri yığınak yapılmış ve oradaki Kürt güçleri tehdit edilmiştir. 

Kürdistan her gün yeniden işgal operasyonlarına maruz kalmaktadır. Olur olmaz gerekçeler gösterilerek evler, mahalleler basılmakta, binlerce Kürt ve muhalif gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadır. Seçilen belediye başkanları tutuklanmakta, görevden alınmakta ve haklarında soruşturmalar açılmaktadır. Belediye meclis üyeleri, seçilmişler, diğer yöneticiler sürekli gözaltına alınmakta ve mahkeme kapılarında sıraya dizilmekteler.

Irkçı ve inkarcı yasalar kılıç gibi Kürdistanlıları biçmektedir. Halkı öldürenler, işkence yapanlar, evleri basanlar, sokağa çıkma yasakları ilan edenlere yasalar işlememektedir. Ankara'dan atanan memurlar halkın seçtikleri yöneticileri keyfince görevden almakta veya hapislere göndermekteler. Bunların üstüne bir de IŞİD'in saldırıları ve katliamları eklenmektedir. Tamamen MİT ve JİTEM'in güdümünde olan kirli ve karanlık bir örgütlenme halkın başına bela edilmiş durumda.

Türkiye tüm iç ve dış dayanaklarını, diplomasisini Kürtlere karşı harekete geçirmiş durumda. Bu düşmanlığın ve bastırmanın sınırları genişletilmiş, Rojava Kürtleri de buna dahil edilmiştir. Kürtlerin herhangi bir statülerinin olmaması ve dünyada kabul görmemeleri için bütün platformları kullanıyorlar. Suriye'ye yerleşmeleri ve Kürtlerle savaşmaları için IŞİD'e Türkiye sınırlarını açmış, her türlü desteği vermiş ve kolaylığı sağlamıştır. Şimdi ise IŞİD tüm dünyayi tehdit edecek noktaya gelmiş ve katliamlarını her yere yaymıştır. Dünyadan yükselen tepkilere karşı da IŞİD'i yine pazarlayarak Kürtlere karşı blok oluşturmaya çalışmaktadırlar. Al IŞİD'i ver PKK'yi, ver Rojava'yi pazarlığına oturmuşlar.

Bütün bu saldırı bloklarına satın aldıkları Kürtleri de etkin katmaya çalışmaktadırlar. Kürtlerin tüm barış ve demokratikleştirme çabaları sonuçsuz kaldı. Üyesi olmak istedikleri AB'nin yerel yönetimler özerklik şartını bile imzalamadılar. Buna gücümüz yoktu diyemezler. Abdullah Gül yedi yıl cumhurbaşkanlığı yaptı. Hangi yasalarını geri çevirdi de bu şartı geri çevirecekti. Görüldüğü gibi Kürt halkı yararlanır, yerel yönetimler biraz nefes alır diye AB şartlarını bilerek yerine getirmediler. Kürtler de sonsuza kadar Ankara'nın ağzının içine bakamazlardı. Onlar engelleyince kendileri özerk olmak istediler ve bunu ilan ettiler. Vay sen misin bunu yapan diyerek şehirleri bastılar, mahalleleri topa tuttular.

1990'lardan çok daha fazla bir psikolojik savaş eşliğinde saldırılarını sürdürüyorlar. İşbirlikçi ve çıkarları için on tane Kürdistan'ı satacak bazı tipleri milletvekili koltuğuna oturtarak, basına çıkararak PKK'nin ne kadar kötü olduğunu onlara anlattırmaya çalışmaktadırlar. Bu işbirlikçilerin Türk devleti nezdinde bir yetki ve hükümlerinin olmadığını herkes biliyor. Onlar direnişin ihanetlerini açığa çıkararak maskelerini düşüreceğinden korkuyorlar. Bu açıdan sürekli direnişe saldırıyor ve PKK'nin hep yanlış yaptığını anlatmaya ve direnişi gözden düşürmeye çalışıyorlar.

Bu işbirlikçiler devletin neden Rojava'daki Kürtlere düşmanlık yaptığını çıkıp basında anlatabiliyorlar mı? Kürtler on yıllardır orada tüm haklarından mahrumdular. Şimdi direnerek, kanlarını vererek bu makus talihlerini yenmeye çalışıyorlar. Bu, neden Türk yöneticilerine bu kadar batıyor. IŞİD sınırları ele geçirince hiç rahatsız olmadılar. Kürtlerden niye bu kadar rahatsızlar. YPG gelip Türkiye'nin bir yerinde bir mermi patlatmiş mi, bir yere bomba koymuş mu? Hayır. Tam tersine sınırın bu kısımları gayet güvenliklidir. Demek mesele Kürtlerin sorun çıkarmaları değildir. Sorun Kürtlerin varolmalarıdır. Kürtlerin varlığını ve bir statüye sahip olmalarını Türk yöneticileri kendileri için kabul edilemez buluyorlar.

Gerçekler bu kadar açık ve net ortadayken AKP'ye kapaklanmış ve kendilerini pazarlamaya çalışan Kürtlerin tarihten ders çıkarmadıkları görülüyor. Her gün Erdoğan'ın "tek millet, tek devlet, tek bayrak vb" demeleri herhalde boşuna değildir. Tüm kötülükleri PKK'ye, direnenlere mal edenler Türk devletini, ırkçı yöneticilerini temize çıkarmaya muktedir olabilecekler mi? Geçti o günler!

Kürt halkı çok geri, bilinçsiz ve işbirlikçilerin kendilerini pazarlamalarını anlamayacak kadar saf değildir artık. Kürdistan'ın dört parçasında yükselen bir bilinç ve örgütlülük vardır. Her tarafa dalga dalga yayılan bir direniş ve kahramanlık örnekleri vardır. Kobanê, Sengal, Çiyayê Kizwan, Cizre ve Silvan'da direnişler, kahramanlıklar yaşandı. Kürt halkı ve demokrasi güçleri kendi yaşadıklarından anladı ki, faşizmi, ırkçılığı ve işgalciliği ancak örgütlü direnişler durdurur. Ruhunu teslim etmiş ve ülkelerini, halklarını pazarlayanları durduracak yegane yol da direniştir. Tüm ihanetlerin ve katliamların panzehiri direniştir. Kadın, erkek binlerce gencini özgürlüğü uğruna feda etmiş bir halka direnişten başka duruş da yakışmaz. Tüm saldırılar ve ihanetler direniş barikatına çarparak bertaraf edilecektir.