Yarın, 6 Mayıs 1972’nin; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edilmelerinin 40’ıncı yıldönümü.
Türküyle, Kürdüyle gençler, bugünlerde, İstanbul’dan Diyarbakır’a, Van’dan İzmir’e aynı ortak duygular ve heyecanla 6 Mayıs’la ilgi etkinliklere hazırlanıyorlar. Kimisi “6 Mayıs’tan ne öğrendik?” diyen tartışmalara hazırlanıyor, kimisi özgürlük ve demokrasi taleplerini haykırmak için 6 Mayıs’ın uyandıracağı ortak duyguları daha ileri götürmek, “6 Mayıs’ın şahsında simgelenen devrimci değeri bugüne nasıl taşıyabilirim?” sorusunun yanıtını bulmayı umuyor.
Daha 1 Mayıs’a hazırlanırken bile pek çok gencin aklında, bu yıl 6 Mayıs’taki anmalara nasıl katılacağının yanıtını aramak vardı, dersek çok yanlış bir şey söylemiş olmayız. Çünkü “Son 40 yılın genç nesilleri, devrimciliği, fedakarlığı, halka bağlılığın ne demek olduğunu, devrim davasını savunmanın nasıl bir şey olduğunu onların şahsında öğrendi” desek yeridir.

40 yıldır sönmeyen ateş!

Bu, 40 yıl ötesinden bizi sarıp sarmalayan; onların trajik ölümleri karşısında hüzne devrim davasının başında yürürken gösterdikleri kararlılığı, ataklığı halka bağlılık ve sınırsız fedakarlıklarının uyandırdığı coşku ve heyecanın nedenlerini 40 yıldan beri, çeşitli vesilelerle, ama özellikle de her 6 Mayıs’ta daha da özel bir gündemle konuşuyoruz.
Bekli de bu son kırk yıl içinde Deniz, Yusuf, Hüseyin’in idamına yönelik anma etkinliklerinin en özgün yanlarından birisi de 6 Mayıs’ın, neredeyse 1972’den beri, Türk ve Kürt gençliği ortak duygularla yakınlaştıran, her iki ulustan gençliği kaynaştıran, talepleri, gelecek umudunun ortaklığını bilince çıkaran özelliğidir.
“Peki, nereden geliyor 6 Mayıs’ın değerlerinin bu özelliği?” dersek, bu soruya şöyle bir yanıt verebiliriz: Burada birinci neden, bu genç devrimcilerin, ataklık, cesaret, devrim davasına bağlılık, halk sevgisi gibi her gencin genç olmasında da beslenen devrimci mücadeleleridir. Bu mücadeleci yaşamları ve trajik biçimde katledilmeleri onları Türkiye’nin her milliyetten gençliğinin “idolü” haline getirmiştir. İkinci neden ise Deniz Gezmiş’in idam sehpasından yükselttiği savaş narasının, söze dökülmesidir:
Deniz, son sözler olarak; “Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizmin yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm!” diyor. Yani kendince önem verdiği, birbirinden ayırmadığı değerleri sıralıyor art arda.

Demokrasi mücadelesine ‘Türk ve Kürt halklarının kardeşliği’ ölçütü
Elbette Deniz’in sözünü ettiği her bir değerin anlamı önemli ama, dönem dikkate alındığında bu değerler içinde “Yaşasın Türk ve Kürt halkların kardeşliği!” ifadesinin ayrı bir önemi vardır.
Çünkü 1972’de, bunların idam sehpasından söylenmiş olduğu bir yana bırakırsak, bir devrimcinin, hele de Deniz’in misyonunda bir devrimcinin, “Bağımsız Türkiye”den, “Marksizm-Leninizm”den, “emperyalizm karşıtlığı”ndan, “işçiler ve köylüler”den söz etmesi gayet normal, hatta olmazsa olmazdır. Çünkü o gün bunlar söylenmeden devrimcilik de ifade edilemiyordu. Ama o günlerde “halklarının kardeşliğini” öne çıkarmak, özellikle Kürt halkına vurgu yaparak, “Türk ve Kürt halklarının kardeşliği”ni dikkat çekici bir biçimde ifade etmek, görülen bir şey değildi. Çünkü o güne kadar, uluslar, ulusların özgürlüğü sorunu, “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı“ (UKKTH) konusunda soyut ve genel, Marksizmin ne dediğine dair birkaç makaleden ibaretti. Ne denmek istediği somutlanmak zorunda kaldığında ise başka ülkelerdeki kimi ezilen ve sömürge uluslar, onların emperyalizme karşı mücadeleleri; Çin, Vietnam, Cezayir, Kenya, Kongo Filistin gibi uzak ülkelerdeki sömürgecilere karşı antiemperyalist mücadelelerle bağlantılı olarak UKKTH gündeme geliyordu.
Kürtlerin ezildiğine, hor görüldüğüne dair kimi söylemler de vardı elbette. Ama bunlar ezilmişlik, horlanmışlığa karşı insani tepkilerdi ve Kürtlerin içindeki “zorlukların” nedeni olarak da bölgedeki yarı-feodal düzenin yol açtığı geri kalmışlık gösteriliyordu. Kürtlerin ulusal hakları, Türklerle Kürtlerin kardeşliği gibi, “stratejik bir sorun” olarak Kürtlerin kaderlerini tayin hakkından devrimci kamuoyunun pek haberi yoktu.
Dolayısıyla Deniz Gezmiş’in darağacından yaptığı haykırış, son derece değerli olmuş, Türk ve Kürt halklarının kardeşliğine vurgu yapmak, sonradan yapılacak isimlendirmeyle, “Kürt sorununun demokratik çözümü”nü devrim davasının, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin en önemli dayanaklarından biri yapmak devrimci olmanın olmazsa olmazı haline gelmiştir.

Milliyetçiliğe panzehir!
Üstelik bu sözler bir amfi ya da meydan mitinginde söylenmiş değildir. Hayatını devrim davasına adamakta hiçbir tereddüt göstermeyen bir devrimci önderin, düşünüp taşınarak, “son sözleri” olarak ifade ettiği bir “vasiyet” olmuştur. O nedenle de bu sözler Türk ve Kürt kökenli gençleri arasında, en azından politikayla ilgilenen kesimleri için bir bayrak olabilmiştir. Türk kökenli gençleri, Deniz Gezmiş gibi tüm gençliğin tartışmasız lider gördüğü bir kişiliğin Kürt soruna verdiği önemi görmezden gelmezken, Kürt gençleri de Türk kökenli bir genç devrimci liderin kendi sorunlarını böyle önemli bir biçimde sahiplenmesini, Türk ve Kürt halklarının birliği konusunda bir dayanak olarak görmüşlerdir. Bu tavrıyla Deniz, hem Türk milliyetçiliğine hem de Kürt milliyetçiğine karşı bir “panzehir” olmuştur.  
Katledilmesinin üstünden 40 yıl geçtikten sonra bir girişim olarak ortaya çıkan Halkların Demokratik Kongresi (HDK)’nin amaçları ile Deniz’in darağacında söylediği sözlerini ifadesi olan “halkların kardeş olduğu demokratik bir Türkiye” çağrısı bütünleşmektedir.

6 Mayıs’ın çağrısı: Daha güçlü bir HDK için mücadeleye!
Çünkü HDK’nin programının merkezinde; Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürtlerin, Alevilerin, işçi sınıfı ve emekçilerin hakları ve örgütlenme özgürlüğünün sağlandığı, demokratik bir Türkiye vardır ve burada da olmazsa olmaz, Kürt sorununun demokratik çözümü, iki halkın gönüllü birliğidir. Ki, Deniz’in idam sehpasından tüm gelecek kuşaklara iletmek istediği mesajla HDK’nin bugünkü amaçları örtüşmektedir.
Bu yüzden Deniz ve onun şahsında 6 Mayıs’larda gündeme getirdiğimiz, tartışıp konuştuğumuz değerler, Kürt ve Türk kökenli gençler için hala önem taşmaktadır. Hele de bugün, AKP Hükümeti’nin askeri operasyonlar ve tutuklama kampanyalarıyla Kürt halkının mücadelesini sindirmek için giriştiği saldırının, iki halk arasında “duygusal kopuşu derinleştirdiği”nin tartışıldığı şu günlerde 6 Mayıs’ın ifade ettiği “Kürt ve Kürk halklarının kardeşliği” ve “gönüllü birlik” mücadelesi daha da önem kazanmıştır. Ve HDK de bir yanıyla 6 Mayıs’ta Deniz’in yaptığı bu çağrıya bir yanıttır!
Günümüzün politik mücadelesinin ihtiyaçları dikkate alındığında 6 Mayıs etkinlikleri de HDK’yi güçlendirdiği, iki halkın ortak mücadelesi ve kardeşleşmesi için katkı yaptığı ölçüde anlamlanacaktır. Aksi halde 6 Mayıs etkinlikleri, kimi “sol milliyetçi” (ulusalcı) çevrelerin yaptığı, 6 Mayıs’ın temsil ettiği devrimci değerlere karşı bir tutuma, nostaljiye dönüşür. Herhalde bugünün en sıcak sloganı, “6 Mayıs’tan alınan güçle daha güçlü HDK için mücadeleye” olursa ,yaptığımız anmalar, Deniz’in, Hüseyin’in Yusuf’un ve onların şahsında yaşamını devrim davasına feda etmiş tüm devrimcilerin anıları önünde anlamlı bir saygı duruşu olacaktır.

*Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni