Türkiye’nin baş gündemi kritik aşamaya gelen çözüm süreci olmalı ama değil. Gündemin birinci sırasında hükümetin öne çıkardığı Mısır var. Türkiye’nin geleceği Mısır’a bağlı olarak tartışılıyor. Yetmiyor, faşist uygulamaları ile yaklaşımı ile kendi coğrafyasında katliamlara imza atan AKP, Mısır söz konusu olunca başımıza vicdan ve adalet timsali kesiliyor arsızca. Bu arsızlık karşısında, farkında olup da midesi bulanmayan kalmadı ama AKP’nin derdi bulantımızla değil, yeniden güç olmakla ilgili.

RTE kızsa da bir kez de ben söyleyeyim, AKP Hükümeti demokrasi değil, diktatörlük hayal ediyor ve bu hayalin gerektirdiği şekilde davranıyor. Bu nedenle, bu hayalini çöpe atmasına neden olacak Çözüm Süreci’nin, ilerlemesi için gereken demokratikleşme adımlarını atmakta isteksiz davranıyor.  
AKP Hükümeti bu hayallerine güçle ulaşabileceğini biliyor. Tabanında kaybettiği inandırıcılığını doğru yoldan geri kazanamayacağını anladığı için de dolambaçlı yollardan çözüm arıyor. Üzerinde yeniden yükseleceği bir harekete/ enerjiye gereksinim duyuyor. Bunu yaparken de dişlerini geçiremeyeceği güçleri -ki başında Kürtler geliyor- bölerek zayıflatmak, Müslüman tabandan da tam destek almak istiyor.
Ve bu güne kadar iki konuda da attığı adımlardan olumlu sonuç alamamış olmak, AKP’yi durdurabilmiş değil. Demokrat, özgürlükçü AKP tabelası tutmayınca yeniden Müslümanlar üzerinde dikkatini yoğunlaştırmış durumda.
Kürtleri demokratlığı ile kandıramayacağını ve Müslümanlıkları üzerinden bölemeyeceğini bildiği gibi, AKP’nin Müslüman değerlerle ilişkisi konusunda, Müslüman kesimde oluşan tereddütleri de biliyor. Ancak her şeye rağmen, içinden geldiği Müslüman kesimle daha iyi bir duygusal ilişki kurabileceğini hesap ederek bu alana yöneliyor.  
Mısır’da darbe sonrası oluşan vahim durumu da bu kesime ulaşmanın ve gücün anahtarı olarak görüyor. Üstelik bu kez İhvan’ın mağdur taraf olması, Mursi’nin darbe ile yönetimden uzaklaştırılmış olması ve darbeci yönetimin halka uyguladığı zulüm ve katliamlar işini oldukça kolaylaştırmış durumda.
Bu noktada durup Adeviye Meydanı’na yapılan saldırı gününü düşündüğümde, AKP yanlısı TV kanallarında boy gösteren yorumcuların akan kanın nasıl durdurulacağına ilişkin hiç bir yol yöntem önermeksizin, Müslüman Kardeşler’in uzlaşmaya yanaşmaması gerektiği yönlü ısrarlarını daha iyi anladığımı zannediyorum. Bu nokta, Mısır’da halk arasında yaratılan kamplaşmanın da, eylemlerdeki İslam’a saldırı vurgusunun da planın bir parçası olduğu ve AKP’nin bu planın öyle ya da böyle bir parçası olduğu yönündeki düşüncemi kuvvetlendiriyor.
Mısır halkının mağduriyeti üzerinden tüm dünyada örgütlenen ve işi İslam savunuculuğuna getiren eylemlerin Türkiye’deki sonuçları ve diktatörlük hayal eden Erdoğan’ın bu eylemlerden beklentileri bizi yakından ilgilendiriyor haliyle.
Anlaşılan o ki, Sisi’nin de, Mursi’nin de radikal İslamcı partilerden olması, Sünni olmaları ve saire benzerlikler göz ardı edilerek Mısır’da darbeyi hak ve özgürlüklere, demokrasiye değil de İslam’a yapılmış bir saldırı olarak göstermek, Mağdur İhvan ve İslam savunusu üzerinden de Türkiyeli Müslüman kesimi AKP etrafında birleştirmek ve "din elden gidiyor” algısının kızıştırıldığı bu ortamda genel seçimlere gitmek, ve seçimlerden güçlenerek çıkmak AKP’nin ve Erdoğan’ın yeni düşü.
Belli ki Erdoğan, bu güçle Kürtlere de demokrasi güçlerine de nal toplatırım, "evlerinde zorla tuttuğum yüzde elliyi” sokağa döker Gezi’ye de gol atarım diye kuruyor düşünü... Uyandıran olmazsa tabi ki.