“Tecrit kalkmayana kadar her kesime, her semte ve aileye indirgenecektir. Tecrit bir halka uygulanıyor. 40 yıllık demokrasi mücadelesini ve birikimlerini yok etmeyi; bir dili, kültürü ve tarihi hedeflediği için açlık grevine katıldım.
Ölüm pahasına bu kavgaya girdim. Bu eylem iki iradenin; faşizm ile özgürlüğün, var olma ile yok olmanın savaşıdır. Talebim yerine gelmeyene kadar sürdüreceğim. Faşizm herkesi hedef alır; sınır ve ölçüsü yoktur.”
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevinde 79. günden sonra Amed’deki evinde sürdürdüğü ve 145. gününde olan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde yayıldı. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ve 36 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 107, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 106, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 97. gününde. 2 Ocak’ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 90, 5 Ocak’ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağın eylemi 87. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 76. gününe girdi. Son olarak 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak; 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak; 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak; 29 Ocak’ta, bir cezaevinde 3 tutsak; 15 Şubat’ta da 8 tutsak daha eyleme katıldı. 1 Mart’tan itibaren tüm cezaevleri eyleme dahil oldu. HDP Milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç da Amed’de eylemdeler. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewlêr kentinde HDP’li Nasır Yağız 132 gündür; Mexmûr’da İştar Kadın Meclisi Üyesi Fadile Tok, 72 gündür; Germiyan’da Herêm Mehmûd, 37 gündür eylemde. Açlık grevi eylemcilerinin tek talebi var; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması.
Farklı cezaevlerinde bulunan Nevzat ve Mehmet Kılıç kardeşler de açlık grevinde.
Benim de başım diktir
İzmir’in Buca ilçesinde 1993’te tutuklanarak müebbet hapis cezası alan Nevzat Kılıç, Ödemiş T Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Dersim’de 2013’te “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanan Mehmet Kılıç ise Samsun Bafra Cezaevi’nde tutuluyor. Muş’un Varto ilçesinde yaşayan anne Muhbet Akbar (74), cezaevindeki oğlunu daha rahat görebilmek için 13 yıl önce İzmir’e taşındı. İlerlemiş yaşından dolayı iki haftada bir oğlu Nevzat Kılıç’ı görmeye gidebilen anne Akbar, Bafra Cezaevi’nde bulunan oğlunun görüşüne 6 yıldır gidemediğini söyledi. Öcalan üzerindeki tecridin biran önce kalkması gerektiğini vurgulayan anne Akbar, çocuklarının talebi kendilerinin de talebi olduğunu söyledi. Çocukları için sonuna kadar mücadele edeceğini dile getiren anne Akbar, “Açlık grevlerinden sonra cezaevlerinde hak ihalelerinin had safhaya ulaştı. Ben yaşlıyım. Türkçe bilmiyorum ve çocuklarımla Kürtçe konuşuyorum. Cezaevine görüşe gittiğimde gardiyanlar bana sürekli ‘Anlamadığımız dil konuşuyorsun’ diyorlar. Yine çıplak arama dayatılıyor. Susuyorum, çünkü çocuklarımı görmek istiyorum. Zaten ayda bir 40 dakika oğlumu öpebiliyorum ve haftada 10 dakika seslerini duyuyorum. Hasta bile olsam çocuklarımı bırakmayacağım. Onların mücadelesiyle benim de başım diktir. İstedikleri kadar zorluk çıkarsalar da ben gitmeye devam edeceğim” dedi.
Çocuklarımız kazanacak
Cezaevlerindeki açlık grevi eylemlerine kimsenin duyarsız kalmaması gerektiğini belirten anne Akbar, şöyle konuştu: “Kürt halkı, önderinden haber almak istiyor. Bu en doğal haktır. Devlet, kendi yasalarını uygulamıyor; gözünü kulağını kapatmış ve çocuklarımızın ölmesini istiyor. Bu direnişte çocuklarımız kazanacak.”
Aynı aileden 3 kişi
Aynı aileden 3 kişi de açlık grevinde. Ermenek M Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Cihan Çoban 20 Ocak, Şakran Cezaevi’nde Şehriban Çoban 15 Şubat’tan bu yana, Gebze Kapalı Kadın Cezaevi’nde olan Zana Çoban ise 1 Mart’tan beri açlık grevinde.
Şehriban Çoban’ın annesi Nafiye Çoban, tutukluları taleplerinin yerine getirilmesini isteyerek, “Biz varız, bizler ölmedik, Erdoğan duysun; bizleri bitiremez bilsin” dedi.
Zana Çoban’ın annesi Kesira Ümit, kızının 2015’de siyasi faaliyetler yürütürken “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklandığını belirtti. Kürt halkının bütün dünyayı ayağa kaldırma gücünün olduğunu dile getiren Ümit, çocuklarının yanında olduklarını söyledi.
Meryem Çoban ise 2010’da tutuklanan kayını Cihan Çoban’ı desteklemeye devam edeceğini belirtti. Çoban, “Biz de hakkımız için mücadele veriyoruz, biz de varız. Cihan’ın 2 çocuğu ve eşi var ama yine de davasına bağlılıkta tereddütü yok. Biz Öcalan’ın serbest kalmasını, özgür olmasını istiyoruz” dedi.
Dışarısı belirleyici olacak
İzmir 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 16 Ocak’tan beri direnişe dahil olan Mehmet Ümit (19), katıldığı bir eylem sonrası tutuklanarak, “Örgüt üyesi olmak” iddialarıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Ümit, sırasıyla Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi, Osmaniye T Tipi Kapalı Cezaevi, Ceyhan M Tipi Kapalı Cezaevi, Tekirdağ Cezaevi ve son olarak İzmir 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildi.
Ağırlaştırılmış müebbet cezasından dolayı kısıtlı görüş imkanlarının olduğunu dile getiren Ümit’in annesi Saliha Ümit, oğluyla ancak 15 günde bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini söyledi. Oğluyla en son 26 Mart’ta telefonla görüştüğünü anlatan anne Ümit, oğlunun kamuoyuna gönderdiği mesajı şöyle aktardı: “Eylemsellikler büyümezse ve dışarıdan daha çok ses olmak için eylemler artmazsa daha çok kişi yaşamını yitirecek. Dışarıdaki insanlar bu eyleme destek vermeli. Bu şekilde sesimiz daha da yükselecektir. Sadece bizim eylemimizle talepler yerine gelmez.”
Acilen adımların atılması gerektiğini kaydeden anne Ümit, oğlu ve tüm tutsakların taleplerinin kendi talepleri olduğunu vurguladı.
AMED
Ölüm pahasına kavgaya girdim
Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nde 26 Aralık’tan bu yana açlık grevinde olan Sedat Alçiçek, gönderdiği mektup aracılığıyla eylemine ilişkin konuştu.
Alçiçek, 1980’da Çermik’in Bintaş köyünde 8 çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Alçiçek, 2009’da Siirt Pervari’de gözaltına alınarak tutuklandı. 30 yıl ceza alan Alçiçek, 10 yıldır cezaevinde.
Alçiçek, mektubunda açlık grevine girme gerekçesini şöyle ifade etti: “Tecridi, evrensel insan hakları normlarına, hukukuna, ahlakına ve vicdanına sığmayan adaletsiz ve insanlık dışı bir yöntem olarak görüyorum. Tecridin son bulması demek, Mezopotamya’nın kadim halkının kendi öz gücü, öz iradesiyle var etmesi demektir. Siyasi, ideolojik ve politik olarak örgütlenmesi ve savunmasıdır. Tecrit, Öcalan şahsında bir sistem olarak, halk üzerinde Demokles’in kılıcıdır. Tecrit kalkmayana kadar, her kesime, her semte ve aileye indirgenecektir. Faşizmin hiçbir toplumsal değeri ve ölçüsü yoktur. Aynı zamanda cezaevlerinde binlerce arkadaşım ve ben de bu tecridi bir şekilde yaşıyoruz. Tecrit bir halka uygulanıyor. 40 yılık demokrasi mücadelesini ve birikimlerini yok etmeyi, bir dili, kültürü ve tarihi hedeflediği için 26 Aralık’ ta süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine girdim. Kendi varlığımızı ve irademizi koruma adına böylesi bir eyleme girdim.”
Alçiçek, mektubunun devamında şunları kaydetti: “Eylemim tecrit kalkmayana kadar, ne pahasına olursa olsun, ölüm de olsa devam edecektir. Ölüm pahasına bu kavgaya girdim. Bu eylem iki iradenin savaşıdır. Faşizm ile özgürlüğün savaşıdır. Var olma ile yok olmanın mücadelesidir. Yani talebim yerine gelmeyene kadar sürdüreceğim. Heval Leyla’nın talebi benim de talebimdir. Çok hukuki ve hata TC’nin en asgari yasalarında olanın uygulamasını istiyoruz.
Faşizm herkesi hedef alır. Sınır ve ölçüsü yoktur. Ben aydınım, demokratım, sosyalistim, feministim, sanatçıyım, siyasetçiyim ve toplum savunucusuyum diyen her kesin duyarlı olmasını ve bizim taleplerimize ses vermesini istiyorum. Türkiye halklarının geleceğinin tehlikede olduğunu bir kez daha ifade ederek, böylesi bir ortamda üstüne düşenin yapılmasını bekliyoruz. Dil, ırk ve kimlik ayrımı yapmaksızın geç olmadan kendi bulundukları noktalardan sözlerini söylemelerinin, tavırlarını belirleyip tutumlarını ortaya koymalarını bekliyorum. Yarın geç olabilir. Halkımız Kobanê ruhunu yeniden canlandırmalıdır. Haklıyız, kararlıyız, inançlı ve yarından da çok umutluyum, mutlaka kazanacağız.”
Hafıza kaybı başladı
İnsan Hakları Derneği Urfa Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Mustafa Vefa, Urfa’da 224 tutsağın süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olduğunu belirterek, “Bazı tutuklular hafızasını kaybetme durumunda, bizi tanıyamıyorlar. Bazıları ise görme kaybı yaşıyor” dedi.
Devletin kendi yasalarını uzun süredir çiğnediğini; koruması altında olan hükümlülerin haklarını açıkça ihlal ettiğini belirten Vefa, “5-6 Ocak tarihlerinden itibaren tutuklu ve hükümlülerle görüşmelerimiz oldu. Onara tıbbi olarak yardım edemiyoruz. Sağlıksal problemlere cevap olamıyoruz. İlk günden bu yana taleplerinde değişiklik yok. İmralı cezaevinde tecridin kaldırılmasını istiyorlar” dedi.
Saldırı tehdidi
Açlık grevinin ilk döneminde tıbbi ve vitamin desteği verilmediğini, sonraki görüşmelerinde Bemix haplarının verildiğini, ancak düzenli verilmediğini öğrendiklerini ifade eden Vefa, şöyle davam etti: “2 No’luda kalıcı aile hekimi olmadığından kaynaklı sorunlar yaşanıyor. Siverek Cezaevi’nde ise uzun bir süre sağlık kontrollerinin olmadığını öğrendik. Bir noktadan sonra Bemix hapları da yeterli gelmiyor. Urfa Cezaevi’nde hekimler kalıcı değil. Bazı hekimler etik kurallarına aykırı davranıyor. Özellikle kadın tutukluların koğuşlarında sorunlar yaşanıyor. Uzun bir süre hekimler içeri girip kontrol yapmamış ve ötekileştirici bir dil kullanmış. Cezaevlerinde tecride karşı yaşamına son veren eylemcilerin eylemlerinden sonra baskılar daha fazla arttı. Cezaevindeki gardiyanlara robokop kıyafetleri giydirilmişi. Müdürler koğuşları geziyor ve grevin bitirilmemesi durumunda müdahale tehdidinde bulunuyordu. Buna karşı slogan atan tutuklulara karşı da fiziki müdahale oldu. Urfa cezaevinde bazı tutuklular hafızasını kaybetme durumunda, bizi tanıyamıyorlar. Bazıları ise görme kaybı yaşıyor.”
3 bin 500 tutsak yaşamını yitirdi
TTB Merkez Konsey Üyesi Doktor Halis Yerlikaya da açlık grevcilerinin politik bir taleple bu eyleme başladıklarını, meselenin sadece sağlıkçıların ve hukukçuların çözebileceği bir sorun olmadığını, bunun bir toplumsal sorun olduğunu ifade etti. Yerlikaya, “Türkiye’de içeride ve dışarıda tüm insanların temel haklarının yok sayıldığı bir iktidarla karşı karşıyayız. İçerdeki insanların sağlığını değil sağlıksızlıklarını tartışabiliriz. Tüm baskılara baktığımızda Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığı gerçekliğini de görüyoruz. TTB’ye her cezaevinden sayısız mektuplar geliyor. Birçok hak ihlalleriyle karşı karşıyayız. 17 yılda 3 bin 500 hasta mahpus içeride yaşamını yitirmiş. Bu insanlar serbest bırakılması gerekirken, muhalif oldukları için ölüm reva görülmüş” şeklinde konuştu.
Etik ve hukuki sorumluluk
Türkiye’de hukukun uygulanmaması sonucu bir açlık grevi eyleminin başladığını, grevlerle birlikte 5 kişinin feda eylem yaptığını, insanların bedenleriyle vicdanlara seslenmelerine tanık olduklarını vurgulayan Yerlikaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu eylem bir intihar eylemi değil, temel amacı ölüm değil. Politik talepleri var ve seslerini duyurmak adına yapıyorlar. Ancak unutmamak lazım ölüme hazır olabilirler. Demokratik kanalların olmadığı baskıcı yerlerde ortaya çıktığını görüyoruz. Bizim burada ki temel yaklaşımımız ne olmalı? Sağlıkçılar, hukukçular nasıl bir tutum sergilemeliyiz bunu düşünmeliyiz. Bir kanser hastası için ömrünü 3 ay uzatmak adına bu kadar çaba sarf ederken, sağlıklı bir insanın yaşamını kaybettiği bir meselede sağlıkçı olarak tutum sergilemek zorundayız. Türkiye’de bulunan komleks vitaminlerde B1 vitamini bulunuyor. Her tutuklu bunlardan günde 2 tane alabilmeli. Sağlıkçılar olarak birçok sorunla karşı karşıyayız. Biz yaşamın kutsallığını savunuyoruz. Bu eylem insan yaşamına yönelen bir eylem. Yaşatmak sağlıkçıların temel sorumluluğu. Etik ve hukuki bazı sorumlulukları var.”
Yerlikaya, sözlerini şöyle tamamladı: “Açlık grevi eylemcisi bilinci açıkken hekimine bana müdahale edilmemeli demişse, buna uymak gerekiyor. Bilinci kapansa bile Malta Bildirgesi’ne uymak gerekiyor. Malta Bildirgesi bireyin isteği dışında müdahale yapmak değil, açlık grevcisinin bilinci kapansa bile zorla müdahalenin kabul edilemeyeceğini belirtiyor.”