Halkların yetiştirdiği büyük yazar ve sanatçılar vardır ve halkların dilinde türkü, yüreklerinde sıcak bir merhaba olmuşlardır. Türkiye'de hiç kuşkusuz bunların başında Nazım Hikmet ve Ahmed Arif gelir.

Bugün Ahmed Arif'in ölüm yıldönümü. Yarın da Nazım Hikmet'in... Bu vesileyle bu yazıda iki büyük ustayı anmak istedim.

***

Ahmed Arif: Bir kuş tüyü hafifliğinde, ölümsüz bir şiir deryası... Kırmızı, ak ve esmer... Memeleri bereketli ve serin... Nazlı filintası şiirimizin... Söz'de töz, yürekte köz olan mısranın haysiyeti. Bir başına, korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş...

İlan-ı aşk makamında... Su içmez her damardan. Alışık zehrine çaresiz kalmaların. Yine de pamuktan ak, köpükten yumuşak. Su gibi berrak. Pırıl pırıl. Sebil...

Halkının 'mazlum ve gariban' şairi. Bir bilge, yoksa akıl işi değil, acının dediği dedik yerde. Orda Sansaryan Han'larında dost, düşman ve dağları yerli yerine koymak. Sevda vurgunu, zindan karasında ebemkuşağı olur gözbağı... Al-yeşil bahar olur, bir aşiret kızının sarı saçları... Düşer aklına, eşkini hovarda, kıvrak seklavi kısrak...

Ahmed Arif şiirindeki özne, bildik anlamda savaşan, kurşun atan, kılıç sallayan bir özne değil, daha çok baskı altına alınmış, hapsedilmiş, hakları ve özgürlükleri kısıtlanmış bir mazlumdur. Ama bu özne teslim olmayı asla düşünmeyen, dayatan ve direnen bir kişiliktir...

Cemal Süreya'nın deyişiyle Ahmed Arif'in şiiri 'Yaralıyken de arkadaşları için tarih özeti çıkaran, buna felsefe ve inanç katmayı ihmal etmeyen bir gerillanın şiiridir.'

Kalbi dinamit kuyusuydu, 2 Haziran 1991'de patladı. Ama şiiri zulasında sevdasıyla volta atmaktadır namus bildiği yolda.

***

Ve Nazım Hikmet… Tüm dünyanın büyük kabul ettiği; Mavi Gözlü Dev... Sanki o bizim mahalle arkadaşımız, dostumuz, kardeşimiz, arkadaşımız -ki biz ona kısaca, Nazım deriz; yani önadıyla anarız çoğu kez onu. Oysa hiçbir yazara saygısızlık olur diye -bu şekilde hitap etmeyiz. Bu sıcaklığı Yannis Ritsos ona yazdığı bir şiirde en yalın bir haliyle ifade etmiş:

'Nazım sen bizi öyle çok sevdin, biz seni öyle çok sevdik ki

Küçük adınla çağırır herkes seni

Herkes sen der sana

Özgürlük ki adlarından biridir senin

O senin en güzel adın'

Nazım, sanatında bir usta olarak değerlendirilir haklı olarak. Psikolojik temeli sağlam bir bireydir. Bu yüzden olağanüstü bir insan değil, kendisiyle sürekli hesaplaşan bir duruşa sahiptir. Aşkları vardır, yalnızlıkları vardır, kırılganlıkları, tedirginlikleri vardır. Direnen insan kimliğinin yanında kendisiyle hesaplaşan, kendisini ve yaşamı sürekli sorgulayan bu yapı 'kurşun gibi ağır' havalarda bağır bağır bağırdığı gibi:

'Yavrum erişmek ne müşkülmüş meğer

Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine' diyebilecek kadar da duygulu bir yürektir. O kendini: 'Tepeden tırnağa kavga' diye tanımlar ve unutulmasın ki o bu 'kavga'ya sınıfına karşı çıkarak, sınıfının nimetlerini elinin tersiyle iterek gelmiştir. O 'aşikar etmiştir zamirin'... Hangi sınıftan 'malum.' Bu ahlaki seçimi göremeyenlerden Nazım'ı anlamaları beklenemez herhalde.

'Eserlerinde ideolojik propaganda olan parçalar çıkarılırsa ona dahi sıfatı verilebilirdi' diyen Halide Edib'i: 'Ben dahi değilim fakat iyi bir sanatkarım ve bunu her şeyden önce ideolojime borçluyum' diye yanıtlıyordu.

Bize ve hayata kattıkları anlamlar için sonsuz teşekkür.