İsrail Filistin halkına saldırırken, Rojava Devrimine yönelik saldırılar da şiddetlendi. Görünürde saldırganlar IŞİD çeteleridir. Ama IŞİD çetelerini kim ne hesapla destekliyor sorusu açıklığa kavuşturulmalıdır. Açık adı “Irak Şam İslam Devleti” olan bu örgüt, amacının o bölgede şeriat devleti kurmak olduğunu iddia ediyor. Bu amaçla hiç bir Müslümanın kabul etmeyeceği, savunamayacağı kanlı katliamlar yapıyor. Musul’u esrarengiz biçimde teslim aldı, ya da bazı projeler kapsamında Musul onların insafına terk edildi. Ama Bağdat’a ya da Şam’a yönelmedi. Bütün güçleriyle Rojava’ya ve Rojava Devriminin iki yıl önce başladığı Kobanê’ye saldırıyorlar. Rojava Devrimini doğduğu yerde boğmak istiyorlar.

Bütün bölge halklarının umudu olan Rojava Devrimini boğmak için, bütün bölge ve dünya gericiliği birleşmiş gibidir. “IŞİD’e karşıyız” diyenlerin hiç biri IŞİD’in Rojava halklarına saldırılarına karşı çıkmıyor. Tersine, silah dahil her yolla destekliyorlar. Erdoğan yakalanan TIR’ların “Türkmen kardeşlerimize” gittiğini iddia ediyor. Hangi Türkmen kardeşlerimize? Suriye’de silahlı direniş yapan Türkmenler mi var? Irak’taki Türkmenler ise çoktan Kürdistan’a sığındı. Açık ki her türlü yardım IŞİD’e gidiyor. Çünkü, devrimden sonra Rojava halkları kendi öz-demokratik-özerk yönetimlerini kurdular. Bütün milliyet ve inançlardan, kadın-erkek, genç-yaşlı herkes birleşti. Özsavunma güçlerini oluşturdu. Ekonomilerini, eğitimlerini ve toplumsal yaşamın her alanını örgütlediler. Bunun bütün Kürdistan’a ve bölgeye örnek olmasından korkan gericiler de, birleşerek saldırıya geçtiler. AKP devleti, IŞİD’e destek vermeyi de geçti, Kobanê’ye birlikte operasyon yapıyorlar.
Devrimin İkinci yıldönümünde Kuzey halkı mayın tarlalarını aştı, tel örgüleri parçaladı ve Rojava halkıyla bütünleşti. Bu olay 1991’de Berlin duvarının yıkılmasından çok daha anlamlı ve önemli, tarihi bir olaydır. Yeni bir dönemin sembolüdür. Etkileri her geçen gün daha çok ortaya çıkacaktır. Berlin duvarını aşıp da gelenler Batı Almanya gibi güçlü bir devlete koşuyorlardı. Kuzeyden gidip sınırları aşan halk ise, Rojava’da saldırı altında olan kardeşleriyle bütünleşmek ve o devrimin kendilerinin de devrimi olduğu bilinciyle savunmak için koşuyor. Halk “dört parça” dönemini kapatıyor. Ruhen de, fiilen de sınırları aşıyor, Kürdistan halklarını birleştiriyor.
İşte bundan dolayıdır ki bütün gericilik Rojava’ya karşı topyekün saldırıya geçmiş bulunuyor.
Buna karşı, başta bölge devrimcileri olmak üzere tüm devrimciler de Rojava Devrimini bütün güçleriyle savunmak zorundadır.
Gençlik yıllarımızda Vietnem, Küba, Angola, Şili ve diğer halklarla dayanışma için her türlü eylemi yapıyorduk. Bütün ezilen halklarla dayanışma görevimizdi. “İki, üç, daha fazla Vietnam” sloganı yıllarca kulaklarda çınladı.
Hiç unutamıyorum. Faşist Pinochet darbesine karşı yaptığımız “Şili’ye özgürlük” eyleminde yakalandığımızda, polis şefi “Ulan madem ki komünistsiniz, bari Türk komünisti olun. Size ne Şili’den?” diyor ve bize misliyle sopa atıyordu. Polis, bizim enternasyonalist ruhumuza ve eylemlerimize çıldırıyordu.
Şimdi, Kürdistan halkı içinde bir çok insan o günleri hatırlıyor ve hatırlatıyor. “Yunanistan iç savaşına, Filistin özgürlük mücadelesine katılan enternasyonalist Türk komünistlerinin, devrimcilerinin takipçileri yok mu, hani neredeler?” sorusu daha sık soruluyor. İşte, Rojava Devrimine katılan ve orada şehit düşen MLKP üyesi Serkan Tosun bu geleneğin takipçisidir. Daha çok HDP odaklı yapılan eylemler biliniyor ama yeterli olmuyor. Çünkü dört taraftan ateş altına alınan Rojava halkı sadece kendisini savunmuyor. Bütün Kürdistan ve bölge halklarının geleceği uğruna savaşıyor. Geçmişteki halklarla dayanışma eylemlerimiz, bir enternasyonalist dayanışmaydı. Ama Rojava Devrimini savunmak bir enternasyonal dayanışmadan da öte, kendi devrimimizin bir parçasıdır. Bu bütün bölge halkları için de böyledir.
Günümüzde “İki üç, daha fazla Rojava” diye haykırmak, Rojava Devrimini savunmak ve Rojava devrim anlayışını bölgeye yaygınlaştırmak gerekiyor. Bölge halklarına dayatılan her türlü zorbalığı püskürtmenin, kölelik sistemlerini yıkmanın yolu budur.