Türk devleti geçen yıldan beri belli aralıklarla Şengal’ı, şengale bağlı Köyleri, sivil yerleşim alanları ve Şengalıların oluşturdukları kurumları bombalıyor. Daha önceki süreçlerde zaman zaman, son dönemlerde ise neredeyse rutin hale getirdiği bombalama saldırısında onlarca sivil Êzîdî katledildi. 2018 yılında Türk devletinin Şengal’e yönelik hava saldırısında Êzîdî Toplum Koordinasyonu Üyesi Zeki Şengalî katledilmişti. 15 Ocak 2020 tarihinde Türk hava kuvvetlerine bağlı savaş uçakları Şengal’ın Digure köyünü bombaladı. Bombalamada YBŞ Komutanlarından Zerdeşt Şengali ile YBŞ savaşçılarından Hamid Şengali, Şervan Cilo ve Êzdin Şengali katledildi…

Bu bombalama ve katliamlardan şunu anlayacağız:

Birincisi, Türk devleti biten ve yenilen DAİŞ haline gelen bir devlet konumuna gelmiştir. Daha önce DAİŞ ile, DAİŞ’in kılıcıyla, onun vahşetiyle Kürtlere karşı savaşırken, Kürtleri katliamdan geçirirken şimdi kendisi bir devlet olarak, bir hükmet ve bir savaş kabinesi olarak bunu yapmaktadır. DAİŞ’in yapamadığını şimdi Türk devleti yapmak, Bağdadi’nin başarmadığını şimdi Recep Tayyip Erdoğan başarmak istiyor. Kısacası Türk devleti Rojava’da Kürtlere karşı DAİŞ ile yürüttüğü vekalet soykırım savaşı yerine artık bizzat kendisi yürütüyor.

İkincisi; Türk devleti Şengal’de katlettiği Êzîdîlerin çoğu DAİŞ’e karşı tavır alan, DAİŞ’e teslim olmayan insanlardır. Türk devleti DAİŞ’in öldüremediği, güçleri yetmediği ve ona karşı tutum alan insanlar bombalarla katlediyor. Demek ki DAİŞ ile Türk devletinin, Bağdadi ile Erdoğan’ın hedefi aynıdır. Her ikisinin de amacı direnen, boyun eğmeyen ve kendi sistemini korumak isteyen Êzîdîleri yok etmektir.

Üçüncüsü; Erdoğan’ın da, Bağdadi’nin de esas amacı Kürtleri soykırımdan geçirmektir. Nerede direnen, biat etmeyen, kendi toprağını, dağını ve kutsal yerini korumak isteyen bir Kürt varsa, bir köy varsa, bir kasaba ve şehir varsa onu öldürmek, bombalamak, yakıp yıkmaktır. Erdoğan da, DAİŞ de, Türk savaş kabinesi de bunu gizlemeden, saklamadan, çok açık ve net bir biçimde söylemişlerdir.

Dördüncüsü; Türk devleti gelinen aşamada kendini Kürtleri biat etmekten, teslim etmekten, onun iradesini kırıp bir bütün olarak yok etmekten birinci derece sorumlu gören bir devlet konumuna gelmiştir. AKP’leşen devlet, ya da devletleşen AKP artık sadece Kürtleri sessizliğe gömmekle kendini görevli, sorumlu olarak görmüyor, hedefi Kürtleri fiziki olarak, tıpkı Dersim’de, Ağrı-Zilan’da, Koçgiri’de olduğu gibi büyük bir soykırımla bitirmeyi hedeflemektedir. Ermeni sorunu “çözdüğü” gibi Kürt sorunu da bu temelde “çözmek” istiyor. Şengal ile Rojava’yı bombalamasının, Serêkaniyê’yi, Efrîn’i, Cereblus’u, İdlib ve Girê Spî’yi işgal etmesinin esas nedeni de budur. Yani sadece Kürtlerin yerleşik alanları işgal etmek değil işgal ettiği yerleri bir bütün olarak Kürtleri fiziki olarak yok etmeyi esas alan bir politikayı izlemektedir.

Beşincisi; Hiç kuşkusuz ki Türk devletinin bu soykırım politikasını destekleyen ve bir anlamda onaylayan uluslararası bazı güçler vardır. Belki Kürtlerin bir bütün olarak soykırımdan geçirilmesi konusunda çok özel ve planlanmış bir siyasetleri yoktur, en azından belirgin bir duruşları sözkonusu değildir. Ama çıkarları gereği Türkiye verdikleri destek soykırımı destekleme yaklaşımıdır. Özellikle Almanya bu soykırımcı politikanın en aktif destekleyicisi durumundadır. ABD ve Rusya da aynı konsepte destek veren iki devlettir. ABD Rojava devriminin ezilmesi, Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesi bağlamında bu soykırım siyasetine destek sunmaktadır. ABD’ye göre Rojava gibi bir devrim olmamalı, Başkan Abdullah Öcalan’ın ideolojisi doğrultusunda ortak bir yaşam oluşturulmamalı, bu nedenle de Rojava devrimi bir biçimde tasfiye edilmelidir tarzında bir konsept uygulamaktadır. Rojava devrimi ve Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesi ABD’nin hedefidir. Bunu da Türkiye’nin eliyle yapmak istiyor. Rusya da birçok enden olmakla birlikte esas nedenlerinden birisi de budur.

Hiç kuşkusuz ki burada şunun altını kalın bir biçimde çözmeye ihtiyaç vardır: Başta ABD olmak üzere DAİŞ’e karşı Rojava yönetimi ile birlikte hareket eden Uluslararası Koalisyon güçlerinin, Türkiye’nin Şengal’de gerçekleştirdiği katliam serisine sessiz kalmaları ne kadar ikiyüzlü oldukları çok daha net bir biçimde ortaya çıkmıştır. DAİŞ’e karşı mücadelenin hikâye olduğu gerçeği de açığa çıkmıştır. Eğer DAİŞ Uluslararası Koalisyon güçlerinin Ortadoğu’daki çıkarları açısından ciddi düzeyde bir tehlike arz etmemiş olsaydı herhangi bir tutumları da olmayacaktı. Demek ki Rojava yönetimi ile birlikte DAİŞ’e karşı tutum almalarının esas nedeni Kürtlerin katliamdan kurtarılması için değil kendi çıkarlarının bir gereği olmuştur.

DAİŞ’in, dolayısıyla Türk soykırımına uğrayan Êzîdîleri sahiplenme, tecavüze uğrayan ve büyük yıkım yaşayan bazı Êzîdî kadınlarının uluslararası kurumlarda hem temsiliyet verilmesi hem de adeta konferans konferans dolaştırılması da tamamen yalan ve ikiyüzlü bir politikanın ürünüdür. DAİŞ mağdurlarını sahiplene gibi bazı eylem ve etkinliklerde bulunan uluslararası güçler ne yazık ki aynı mağduriyeti yaşatan Türk devletine karşı ise son derede sessiz kalmaktalar. Sadece sessiz kalma değil aynı zamanda yol vermektedirler. ABD ve diğer koalisyon ortakları Şengal’de Êzîdîleri bombalayan Türk uçaklarını engelleme gibi bir yetkisi ve görevleri vardır, ancak değil engelleme en ufak bir kınamada bile bulunmamaktadırlar.

DAİŞ’e karşı mücadele eden iki Êzîdî önder

Zeki Şengali DAİŞ vahşetine karşı en ön saflarda mücadele eden bir Êzîdî politikacıydı. Zerdeşt Şengali, Kuzey Suriye’nin her karış toprağında, Şengal ve Êzîdîlerin saldırıya uğradığı her yerde DAİŞ tecavüzcülerine karşı savaşan bir Êzîdî savaşçıydı. Zerdeş’le birlikte katledilen diğer üç savaşçı da DAİŞ’e karşı savaşan ve halkını koruyan Êzîdî gençleriydi. Mam Zeki ve Zerdeşt Şengali toprağını, inançlarını, kadın ve toplumunu korumak için çalışıyor, onun için örgütlenip savunma mekanizmasını oluşturuyorlardı. Êzîdî toplumunun bir daha katliama uğramaması, kutsal saydıkları yerlerin talan edilmemesi, köy ve şehirlerinin yakılıp yıkılmaması için çalışıyorlardı. Yetmişten fazla katliam ve ferman yaşamış bir topluluğun bunu yapmasından daha doğal ne olabilir? Ancak Türk devleti ve çeteleri bunu kabul etmiyor, hep savunmasız ve çaresi kalmalarını, sürekli zulme ve fermana tabi tutulmasını istiyor, bunun için Şengal’ı bombalıyor, bunun için Êzîdî toplumu soykırımdan geçirmek için rutin bir şekilde bombalıyor.

ABD ve AB’nin ikiyüzlü politikası

Türkiye’nin soykırıma dayanan politikası bir yere kadar anlaşılıyor. Çünkü Kürtleri, farklı inançları, örgütlenmiş toplulukları düşman olarak görüyor. Varlığını Kürtlerin yokluğundan arıyor. Bu nedenle soykırımcı ve katliamcı olması anlaşılır bir durumdur. Ancak AB ve ABD’nin bu topluluğa yapılan zülüm karşısında sessiz kalması elbette ki onun uluslararası tekelci ve çıkar üzerinde inşa ettiği politikasından ileri geliyor. Esas olarak da iki yüzlü siyasetinin bir sonucu olarak Türk katliamını destekliyor, güç veriyor. Bir taraftan mağdur edilmiş Êzîdîleri pazarlayarak “iyi”, “yardımsever”, adaletli’” rolünü oynuyor, öte yandan DAİŞ’e karşı mücadele etmiş Mam Zeki ve Zerdeşt Şengali gibi Êzîdîlerin katledilmesinde rol oynuyor. Halbuki Mam zeki ve Zerdeşt Şengali ile arkadaşları DAİŞ faşizmine, onun cehalet ve kirli ruhlarına karşı baştan beri en ön saflarda mücadele eden, savaşan ve sonuç alan şahsiyetlerdir, Êzîdî topluluğunun en önde gelen kanat önderleriydiler. Eğer DAİŞ’e karşıysanız, eğer Rojava yönetimi ile birlikte DAİŞ faşizmine karşı mücadele ediyorsanız o zaman Türk devletinin, Bağdadi’nin vasiyetinin gereklerini yerine getirmek için ant için Erdoğan’ın bu katliamına karşı olacaksınız, ona “dur” diyeceksiniz, “DAİŞ’in yapamadığı katliamını yapamazsınız” diyeceksiniz.

Herkes çok iyi biliyor ki Erdoğan Bağdadi’nin vasiyetini yerine getiriyor, bu nedenle Şengal’de örgütlenen, iradeleşen, kendi öz savunmasını yapan Êzîdîleri istemiyor ve DAİŞ’in yaptığı gibi orada bulunan Êzîdîleri tamamen katliamdan geçirmenin konseptini oluşturuyor. Çok iyi biliyoruz ki büyük katliamlardan geçirilen Şengal’deki Êzîdî topluluğunun terörle ilişkileri değil vahşetin, terörün kurbanı bir topluluktur. Burada yaşayan Êzîdî Kürtler onalarca kez soykırımdan geçirilmişlerdir. Bu nedenle DAİŞ’in, Bağdadi’nin, Türk devleti ve Erdoğan’ın saldırıları çok daha derinlikli bir katliamın hayata geçirilmesidir. ABD de, AB de bunu çok iyi biliyor. Ancak politikaları gereği, çıkarları gereği Türkiye karşı sessiz kalmakta, Erdoğan’ın şiddet ve saldırılarına boyun eğmektedirler.

Êzîdî Kürtler boyun eğmeyecek…

Genelde Kürtler, özelde de Êzîdî Kürtleri artık bilinçlenmiş, soykırımın, katliamın, örgütlülüğün ve direnmenin en olduğunu gayet iyi biliyorlar. Bu nedenle hem bilinçlenmiş, hem örgütlenmiş, hem de öz savunmalarını geliştirmişlerdir. Artık her türlü saldırılara göğüs gelebilecek kadar bir bilinç sahibi olmuşlardır. Kaçırılan beş bin kadının hesabını sormayana kadar, öz vatanlarında doğru bir yaşam inşa etmeyene kadar büyük direnmenin anlam ve öneminin farkında olmuşlardır. Bu nedenle nasıl ki DAİŞ ve Bağdadi’nin vahşetine karşı direnerek kazandılarsa Türk devleti ve Erdoğan’ın vahşetine karşı da direnerek kendi öz kutsal vatanlarını mabetlerini koruyacaklardır. ABD de, AB de, Türk devleti de, Erdoğan da bunu bilmelidir...