Yalnızca on yıl önce, iklim değişikliğinin edebiyattaki temsillerini ilk kez okuyup araştırmaya başladığımda, konu üzerine insanı merak ettirecek ölçüde bir edebi ilgisizlik vardı. Çevre yazarı Robert Macfarlane, 2005’te hüzünlü bir şekilde şöyle sormuştu: “İklim değişikliği edebiyatı nerede?” Öyleyse burada size farklı bakış açılarından oluşan bir dizi roman listeleyelim.
Adeline Johns-Putra theconversation.com
Her gün küresel çevrenin durumu hakkında yeni ve daha da alarm verici haberler alıyoruz. Artık sadece “iklim değişikliği” hakkında konuşmak yetersiz, çünkü bir “iklim olağanüstü hali” içindeyiz. Öyle görünüyor ki, bardağı taşıran son damla gözüyle bakacağımız felaketler sandığımızdan daha fazlaymış.
Ama bilincimiz gezegen içinde bulunduğu iklim felaketi olgusunu sonunda kavrıyor: İklim anksiyetesi, iklim travması ve iklim grevleri, artık birçok insanın zihninin ve gündelik yaşamının parçası. Ve atmosferdeki karbondioksit oranlarının artması nedeniyle hızlanan küresel ısınma konusunda bilim insanları bizi ilk kez uyardıktan kırk yıl sonra gelebildik bu noktaya.
İklim-kurgu (“cli-fi”) ya da iklim değişikliği kurgusunun – adına ne derseniz deyin – son on yılda ivme kazanan bir edebi trend olmasına şaşmamalı.
“İklim değişikliği edebiyatı nerede?”
Yalnızca on yıl önce, iklim değişikliğinin edebiyattaki temsillerini ilk kez okuyup araştırmaya başladığımda, konu üzerine insanı merak ettirecek ölçüde bir edebi ilgisizlik vardı. Çevre yazarı Robert Macfarlane, 2005’te hüzünlü bir şekilde şöyle sormuştu: “İklim değişikliği edebiyatı nerede?” 2009’da bu soruyu cevaplamak için ilk araştırma projesinde çalışmaya gittiğimde, bazı iklim değişikliği romanlarının daha yeni yeni ortaya çıkmaya başladığını gördüm. On yıl sonra, iklim-kurgu böylesine yaygınlaşmışken, artık bu tür romanların olup olmadığını değil, hangilerinin alakalı, hangilerinin alakasız olduğunu konuşuyoruz. Alakasız olduğu kesin olan ise, iklim olağanüstü halinin aciliyetinden duyulan şüphe.
Ama esas önemli olan, böylesine karmaşık bir meselenin nasıl ele alınacağı sorusu. İklim olağanüstü hali, birey birey değil küresel ölçekteki sorumluluklarımızı, yalnızca insanların değil bu gezegende yaşayan tüm türler üzerindeki etkilerimizi ve yüzlerce yıldır insan faaliyetinin parçası olmuş kaynak odaklı, kar peşindeki davranışlarımızı değiştirme konusunda düşünmemizi gerektiriyor.
Edebiyat işte burada devreye giriyor. Bize bu zorlu ve acil sorular üzerine düşünmek için alan açıyor.
İklim-kurgu, iklim değişikliği ile başa çıkmanın psikolojik yönü açısından merkezi bir role sahip. Sık sık en güçlü ve etkili iklim romanını soruyorlar bana ama tek başına hiçbir romanın bunu yapamayacağını söylüyorum ben de sık sık. Bir bütün olarak iklim-kurgu fenomeni, iklim değişikliğini ve onu nasıl ele aldığımızı yeniden değerlendirmemiz için farklı yollar ve bir sürü alan sunuyor.
Öyleyse burada size farklı bakış açılarından oluşan bir dizi roman listeleyelim. Bu kitaplar, distopik umutsuzluktan bir sürü umut ışığına; iklim değişikliğinin gelecek nesiller üzerindeki etkilerine dair bir farkındalıktan gezegeni paylaştığımız birçok başka türü nasıl mahvettiğimizin örneklerine dek, çeşitli düşünce (ve duygu) deneyimleri sunuyorlar.
1. The Sea and Summer, (Deniz ve Yaz) 1987
Avustralyalı romancı George Turner’ın kitabı, iklim-kurgunun en erken örneklerinden biri ve birden fazla konuda öngörülü. 2030’ların Melbourne’unda geçen romanda, deniz seviyesindeki yükselme nedeniyle gökdelenler sular altında; zenginlerle yoksullar arası keskin bir ayrım. Birçok iklim-kurgu romanı gibi, bu romanın distopik geleceği de iklim değişikliğinin halihazırda bölünmüş toplumlarımız üzerindeki etkilerine dair sofistike bir düşünce deneyi. Turner’ın kitabı, bir klasik olarak yeniden okunmayı (ve yeniden basılmayı) hakkediyor ve hala geçerliliğini koruyor.
2. Memory of Water, (Suyun Belleği) 2012
Finlandiyalı yazar Emmi Itäranta’ın yazdığı bu iklim-kurgu distopyasında, su son derece kıymetli bir meta haline geliyor. Kuzey Avrupa’da, uzak bir gelecekte, genç bir kız ailesinin kıymetli su tedarikini arkadaşları ve köylüleri ile paylaşıp paylaşmayacağına ve cezası ölüm olan “su suçunu” işleyip işlemeyeceğine karar vermek zorunda. Bu dokunaklı erişkinliğe varma hikayesi, günümüz batılı okurlarının hafife aldığı kaynakların değeri konusunda bir tefekkür.
3. The Wall, (Duvar) 2019
John Lanchester’ın romanı, ilk bakışta Britanya’da mülteci karşıtlığının yükselişine dair bir yorum gibi görülebilir. O kadar da uzak olmayan bir gelecekte, Britanya kıyılarının her bir santimi, yükselen deniz seviyelerinin yanı sıra yasadışı göçmenlere karşı da bir kale vazifesi gören kalın bir duvarla korunuyor. Ama roman bize, genç bir sınır muhafızının yaşadıkları üzerinden, sınırlarla ilgili bu ulusal takıntının yalnızca dikkatleri karşı karşıya olduğumuz iklim olağanüstü halinden saptırmakla kalmayıp, iklim değişikliğinin tehdidi altında olan ve tek çare olarak göç etmeyi bulan diğer insanlara karşı sorumluluğumuza da aykırı olduğunu gösteriyor.
4. Clade, (Soy) 2015
Avustralyalı yazar James Bradley’in romanı, aynı ailenin birbirini takip eden kuşakları boyunca dünyanın giderek daha da mahvoluşunu anlatıyor. Yaşamlarının gündelik detayları, onları bir arada tutan ilişkilerin yanı sıra çevresel ve dolayısıyla toplumsal bir çöküş arka planında gelişiyor. Roman, insan ilişkilerini karakterize eden sıradan iletişim sorunlarını, gelecek nesilleri anlamlı yaşamlar sürebilme fırsatından mahrum bırakacak büyük küresel ısınma sorunu ile karşı karşıya koyarak ele alıyor.
5. The Stone Gods, (Taş Tanrılar) 2007
Jeanette Winterson’ın iklim-kurgusu, Bradley’in romanı gibi uzun bir tarihsel bakışa dayanıyor. Roman, birbirinden son derece farklı üç ayrı zamanda geçiyor: gelecekteki distopik bir medeniyette gezegenin hızla mahvoluşu ve başka bir gezegen arayışı; son ağacını da yok etmek üzere olan 18. yüzyılın Easter Island’ı; ve yakın geleceğin, küresel bir çevresel yıkımla yüz yüze olan dünyası. Okurlar bu hikayeler arasında zamanda yolculuk yaparken, tekrar ve tekrar gördüğümüz şey, insan kibrinin sebep olduğu yıkım. Öte yandan roman bize aşkın gücünü de anımsatıyor. Romanda, aşk diğer insanlara ve türlere, yeni fikirlere ve bu gezegende yaşamanın daha iyi yollarına açıklığı simgeliyor.
6. The Swan Book, (Kuğu Kitabı) 2013
Yerli Avustralyalı yazar Alexis Wright’ın bu romanı, alışılagelmişin dışında, fabl benzeri bir iklim-kurgu. Başkahramanı, yaşamı iklim değişikliği ama en çok da Avustralya hükümetinin yerli nüfusa kötü muamelesi sebebiyle mahvolmuş genç bir yerli kız. Yerli inanışı ile iğneli bir hicvi birleştiren roman, yazarın kendi halkının, doğanın nasıl sömürüleceği değil, onunla bir arada nasıl yaşanacağına dair bilgisinin bir kutlaması.
7. Flight Behaviour, (Uçuş Davranışı) 2012
Bu listedeki diğer romanların aksine, Barbara Kingsolver’ın bu kitabı, bütünüyle günümüzde geçen gerçekçi bir roman. Tennessee’den genç bir kadın, eşinin ailesinin arazisine konmuş binlerce kral kelebeği ile karşılaşıyor, iklim değişikliğinin sebep olduğu olağan dışı hava koşulları nedeniyle yönlerini yitirmişler.
Konu üzerine çalışan bilim insanlarından, kelebeklerin rotalarında kalabilmeleri için ne tür bir hassas dengeye ihtiyaç olduğunu öğreniyor. Kingsolver’ın yoksullaşmış Apalaş toplumuna dair zengin tasvirleri, aldığı biyolog eğilimi ile birleşiyor ve böylece okurun empatisi en sonunda sevecen başkahramandan doğa harikası kelebeklere geçiyor. İklim değişikliğinin sadece insan konforunu değil gezegenin kompleks ekolojisini de riske attığını anlatıyor bu roman bize.