İklim değişikliği ve viral patlama

Forum Haberleri —

.

.

  • İklim değişikliği göç modellerini bozduğundan, hayvanlar ve taşıdıkları virüsler birbirleriyle ve kaçınılmaz olarak insanlarla olağandışı temasa girecek ve yeni pandemiler ortaya çıkaracak. Gelişen bu kabusu durdurabilecek tek şey bir kitle hareketi.

ABDULLAH FAROOG

Çeviren: Mestan DİLBİLMEZ
 
Hayvanlar, ister kelebek, ister geyik isterse de yarasa sürüleri olsun, göç ettiklerinde, göç sürecinin biçimini ve kapsamını yönlendiren ekolojik ipuçlarına yanıt olarak göç ederler. İklim değişikliği bu ipuçlarını bozduğu gibi, hayvanların göçünü de bozacaktır.

Böylece iklim değişikliği kelebeklere, yarasalara, geyiklere ve her türden göçmen hayvana korkunç bir darbe vuracak. Bu yeterince trajik ama durum daha da kötüleşiyor: Nature’da yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, bu bozulma türler arası olağandışı temasla sonuçlanacak ve bu da yeni virüs bulaşmalarına ve mutasyonlarına neden olacak.

Araştırmanın yazarları, kapsamlı modelleme çalışması aracılığıyla, iklim değişikliğinin binlerce hayvan için değişen göç örüntülerine yol açacağını ve 2070 yılına kadar türler arası on beş bine yakın yeni viral bulaşma olayıyla sonuçlanacağını gösteriyor. Bu eğilim, ortaya çıkan bulaşıcı hastalık tehditlerinin çoğunluğunun zoonotik (hayvandan insana temas yoluyla bulaşan) kaynaklı olduğu göz önüne alındığında, halk sağlığı açısından kritik önemde. Yazarlar, insanlara zoonozların olasılığını tahmin etme konusunda temkinli davranıyor ama yoğun nüfuslu coğrafyaların, türler arası viral bulaşma için gelecekteki sıcak noktalar olacağını tahmin ediyorlar.

Çalışmanın bulguları, bu toplu ölçekli viral bulaşma olayının kıyısında olduğumuzu gösteriyor. Yazarlar, bu bulaşma olaylarının çoğunun 2011 ila 2040 yılları arasında gerçekleşeceğini tahmin ediyor ve bu da birçoğunun zaten gerçekleşmiş olabileceğini gösteriyor. Sıcaklık artışlarını 2 santigrat derece içinde ya da altında tutmak gerekli bir hedef olsa da, yazarlar bu hedefe ulaşmanın viral paylaşımın azalmasıyla sonuçlanmayacağını tahmin ediyor. Kısacası, iklim değişikliğini yavaşlatsak bile, muhtemelen hayvan göçünde büyük değişiklikler ve büyük miktarlarda viral bulaşma ile karşı karşıyayız. Ama en kötüsünün olmasını önlemek için yapabileceğimiz başka müdahaleler de var.

Yazarlar, modellerinde, arazinin önümüzdeki elli yıl içinde nasıl kullanılacağına dair belirsizlik nedeniyle ormansızlaşma, tarımsal arazi kullanımı ve insan yerleşimlerindeki değişiklikler dahil olmak üzere çeşitli arazi kullanım senaryolarına bakmışlar. Ama bunların hiçbiri kaçınılmaz değil. Arazi kullanımımızın iklim değişikliğinin etkilerini azaltmasını ve bir sonraki pandeminin ortaya çıkmasını önlemesini sağlayabiliriz. Bu, ancak toprağın nasıl kullanıldığında denetimi yeniden sağlarsak ve kararı, kapitalist piyasalara bırakmak yerine, onu kullanmanın en iyi yolunu demokratik olarak belirleyebilirsek gerçekleşebilir.

Şu anda hükümetlerimiz müesses nizamın çıkarlarına bağlı; bu da gayrimenkul ve tarım sektörünün, arazinin nerede ve nasıl kullanılacağı üzerinde çok büyük bir etkiye sahip olduğu anlamına geliyor. Bu, genellikle önemli ekolojik alanların derinliklerine giren, genişleyen konut alanlarının kesintisiz bir şekilde çoğalmasına yol açmış durumda. Bu eğilim, yerel ekosistemleri desteklemede, taşkın azaltmada, karbon tutmada ve erozyon denetiminde hayati bir rol oynayan kıyı sulak alanlarının yüzde 67’sinin doğrudan yok olmasına yol açtı. Brezilya’da Jair Bolsonaro’nun aşırı sağcı hükümeti, artan tarımsal arazi kullanımını kolaylaştırmak için Amazon yağmur ormanlarının hızla yok edilmesinin önünü açtı. Amazon devasa bir karbon yutağıdır ve yok edilmesi, dünyanın geri kalanının küresel ısınmanın 1,5-2 santigrat dereceden daha hızlı yükselmesini engellemesini olanaksız hale getirebilir.

Önemli ekolojik alanların yok edilmesini önlemeye yönelik çalışmaların çoğu, neredeyse yalnızca sorunlara dikkat çekmeye ve iktidardakilerin dikkate alacağını ummaya odaklanan çevresel adalet modeline sahip kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda yoğunlaşmış durumda. Bu yeterli olmayacaktır: kendimizi siyasi iktidar için örgütlemeliyiz.

İklim değişikliğinin göz korkutuculuğuna rağmen, yavaşlatmak için arazi kullanımı üzerinde daha fazla denetim sağlama mücadelesi veren insanların dünya çapında birçok örneği var. Bu yasayı yürürlüğe koyma yeteneği sınırlı olsa da, Bolivya’da Toprak Ana’nın Hakları Yasası’nın kabulü, arazi gelişimi üzerindeki denetimin nasıl hayata geçirilebileceği ve bunun, toprakların ve yerli halkların egemenlik mücadeleleriyle nasıl ilişkilendirilebileceğinin bir örneğini temsil ediyor. 

Kullanışlı modeller olarak da hizmet veren yerel örnekler var. Kaliforniya’nın Richmond Kenti’nde, Richmond Progressive Alliance (RPA), Point Molate’de birçok kıyı kuşunun yaşam alanlarını yok edecek devasa bir lüks kıyı şeridi inşaat projesini önlemek için büyük emlak geliştiricileriyle çatışıyor. Bu kavga olağandışı değil; olağandışı (ve taklit edilmeye değer) olan şey, RPA’nın sadece seçilmiş yetkililere lobi yapmak ve onların sempatisini kazanmaya çalışmak yerine seçilmiş makamları yani iktidarı kazanmak için harekete geçmesi. Sonuç olarak, RPA liderliğindeki belediye meclisi üyeleri, bir inşaat antlaşmasının imzalanmasını doğrudan engelleyebildi.

Seçimleri kazanmak ve yasa çıkarmak gerekli olsa da, bunlar arazi gelişimini demokratikleştirmek için tek başına yeterli değil. Siyasaların uygulanmasını sağlayacak güce sahip değilsek, kapitalistlerin başka yollar bulması kolay olacaktır; bu yollar inşaat işlerinde doğal olarak mevcuttur. Emekleri şirket kârlarını üreten insanlar örgütlüyseler ve bu emeği savunmaya istekliyseler, esasen kârları rehin tutarak kapitalistlerin geri adım atmasını sağlayabilirler.

1970’lerde Avustralya inşaat sendikaları, çevreye zarar verecek kalkınma projelerini engellemek için “yeşil yasaklar” ilan etti. Sosyalistlerin önderlik ettiği bu sendikalar, mücadelelerinin daha iyi ücretler ve çalışma koşullarıyla sınırlı olamayacağını görmüştü -kapitalizmin sürdürmekte olduğu dinmek bilmeyen ekolojik felakete meydan okumak zorundaydılar. İşçileri arazi gelişimi için “üretim noktası”nda örgütleyerek, güçlü kalkınma çıkarları karşısında bile arazinin nasıl kullanıldığı üzerinde denetim uygulama becerisi kazanırız.

İklim değişikliğinin viral etkilerini azaltmak için viral gözetim programlarına kamu yatırımını artırmamız gerekecek. Bunu yapmak için kemer sıkmayı reddetmeli ve kamu fonlarının halkın güvenliği için kullanılmasını talep etmeliyiz. COVID-19 salgınından üç ay önce, Hastalık Denetim ve Önleme Merkezi, klinik ortamlarda kapsamlı gözetim ağları kurmak ve potansiyel zoonozları izlemek için çalışan Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın Gelişen Pandemik Tehditler PREDICT programına finansmanı kesti. Bunun tekrar olmasına izin veremeyiz. İleride, iklim adaleti talepleri gibi programlara kamu fonları tahsis etmek için mücadele etmek bizim için hayati önemi haiz olacak.

Büyük ölçekli viral yayılmayı önlemek şüphesiz karmaşık bir görev olacak. Çözüm ne kadar gelişmiş olursa olsun, o çözümü uygulayacak gücümüz yoksa, felaket tellalından başka bir şey olmayacağız. İklim bilimi, iklim eskatologyası olmak zorunda değil ama bu, gezegenimizi kurtarmak için bir kitle hareketi örgütlemenin gerekliliğini kabul etmemize bağlı.

Kaynak metin: https://jacobin.com/2022/07/climate-change-viral-transmission-climate-change-public-health-land-use

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.