Küresel ısınma yıllar geçtikçe etkisini biraz daha da gösterse de buna karşı alınan önlemlerin yetersizliğine ve en önemlisi kapitalist sistemin varlığına yönelik öfkede gün geçtikçe büyüyor.
Savaşlar, ekonomik krizler, yükselen milliyetçilik, mülteci krizi gibi birçok konu siyasetçilerin en önemli gündem konuları arasında olsa da, bugün içinde yaşadığımız gezegen için en büyük tehlike belki de çoğumuzun varlığından bihaber olduğumuz: Küresel ısınma… Küresel ısınma ve beraberinde getirdiği iklim değişikliği, ne kadar son dönemde bilim dünyasının en önemli gündem konusu olarak varlığını hissettirip tartışmalara açılsa da, dünya liderlerinin konuya yönelik yetersiz yaklaşımına ve hala ciddi önlemlere gitmemesine yönelik tepkiler büyüyor.
Peki, önlem alınması bu kadar önem arz eden küresel ısınma nedir? Küresel ısınmanın atmosferde biriken sera gazlarının miktarının aşırı olması nedeniyle meydana geldiği biliniyor. Yani karbondioksit (CO2), su buharı, metan gibi bazı gazların yoğunluğunun Küresel ısınmaya neden olduğu ve iklim değişikliğini doğrudan tetiklediği bilim insanları tarafından savunulan temel görüş. Küresel ısınmaya neden olan en büyük etken olarak ise fosil enerjilerin yani kömür, petrol, doğalgazın yoğun olarak kullanılması gösteriliyor. Yenilenebilir enerjiler olarak tabir edilen güneş, rüzgar, su gibi enerjilerin hem fiyat olarak yüksek olması hem de miktar olarak dünyanın büyük ekonomilerinin enerji ihtiyacının karşılayabilecek düzeyde olmaması, küresel ısınmaya neden olan fosil enerjilerin kullanımına bağımlılığı sürdürüyor.
Dünyanın en büyük ekonomilerinin yani kapitalist sistemin yürütücüleri ve en temel savunucuları konumunda olan ülkelerin ve aynı zamanda 3 sınıf yani bir bütün olarak fosil enerjilere bağımlı olan ülkelerin yoğun şekilde CO2 tüketimi küresel ısınma için büyük bir tehdit arz ediyor.
Bugüne kadar konuya ilişkin raporlar hazırlayan ve açıklamalar yapan uluslararası birçok kuruluş, önlemler alınmaması taktirde küresel ısınmadan kaynaklı insanlığın önümüzdeki dönemlerde ciddi sorunlarla karışılacağı uyarısında bulunuyor. Örneğin Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü (WHO), küresel ısınmadan kaynaklı 2030 ile 2050 yılları arasında daha da artacak olan sıtma, astım hastalıklarının yanı sıra kuraklık, su baskınları ve sıcak hava dalgalarının yükselişi nedeniyle yılda 250 bin ek ölümün yaşanacağını duyurdu.
Bu kadar ciddi bir konuya ilişkin, BM öncülüğünde birçok devletin katılımıyla 2015’te Paris’te yapılan İklim Antlaşması ardından 2018’in sonunda Polonya’da BM tarafından 24’cüsü gerçekleştirilen Taraflar Konferansında (COP24) iklim değişikliği ile mücadele adı altında bazı kararlaşmalara gidilse de, bu durum toplumun yönetenlere karşı tepkisini giderme de etkili olmadı.
Kapitalizmden beslenen iktidarların ciddi önlemlere gitmemesi, dünyanın birçok yerinde önemli tepkiler topluyor. Birçok ülkede alanlara çıkan milyonlarca insan konuya ilişkin siyasi liderleri uyarırken, eylemlerde ortaya çıkan mesajlar başka bir önem taşıyor. Örneğin geçtiğimiz hafta sonu kapitalizmin en güçlü şekilde hissedildiği ülkelerden birisi olan İsviçre’nin 14 farklı kentinde eş zamanlı olarak alanlara çıkan her yaştan ve her kesimden on binlerce insanın ortak mesajı “İklimi değil, sistemi değiştirin” şeklinde oldu. Bugüne kadar bu kadar ciddi bir eylemselliğe sahne olmayan İsviçre’de sosyal medya üzerinden örgütlenip büyük bir çoğunluğu gençlerden oluşan on binlerce insanın hedefine kapitalist sisteminin varlığı koyması dikkat çekiciydi. Verilen mesajların, taşınan pankartların, atılan sloganların rengi ve ruhu kapitalist sistemin varlığına bir öfke taşıyordu. Varlığını kar hırsı üzerine kurup doğayı, yaşamı, insanı, emeği yok sayan bir sisteme karşı yükselen genç isyanın daha da büyümesi dileğiyle…